KİM TERÖRİST?

Birkaç yıl önce, şimdi kapanmış bulunan bir internet sitesinde yazılarımı sürdürürken, okuyuculardan gelen istek üzerine zaman zaman bir kitabın tanıtımı üzerinden bazı konuları irdeleyen yazılar da yazmıştım. Aslında bu yöntemi, ileriki sayılarda belirli bir konuya odaklanmış birkaç kitap üzerinden ANLIK için de düşünebiliriz. “Birinci El” kaynak niteliğinde olan bir kitap aracılığı ile terör ve terörizm kavramlarına dair bazı analizleri sunduğum bu yazı IŞİD kaynaklı terörün arka planı hakkında farklı bir bakış açısı ortaya koymayı hedefliyordu. Tam yayınlamayı düşündüğüm sırada 20 Temmuz 2015 Pazartesi günü Suruç katliamı meydana geldi ve 33 insanımızı kaybettik. Böylece yazının ilk yayınında konu çok acı bir biçimde güncellik kazanmış oldu. Terör saldırıları ve şehit cenazeleri ne yazık ki gündemimizden hiç düşmüyor. Acılarımız için elden gelen birşey yok. En azından öfkemizi doğru hedeflere yöneltmeye bir katkısı olması dileğiyle bu yazıyı bazı küçük ekleme ve değişikliklerle yeniden sunuyorum. Yazının ilk yayınlandığı sitenin kapanmış olması nedeniyle artık erişime kapalı bulunan diğer yazılarımı da, dijital çöplükte kaybolup gitmemesi için zaman zaman günümüze uyarlayarak sunmaya çalışacağım.

Söz konusu kitabın yazarı olan Barry Davies, eski bir SAS komandosu. İngilizlerin bu seçkin ordu biriminde (kitaptaki özgeçmişe göre) 18 yıl görev yapan yazar, bu süre içerisinde 1977’deki meşhur Mogadişu baskını(*) da dahil olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde birçok tehlikeli operasyonda bulunmuş. Terör ve SAS üzerine 22 kitabı ve 2 romanı var. Elimdeki kitabıysa, “Terrorism – Inside A World Phenomenon” adıyla 2003 yılında İngiltere’de yayınlanmış. Ağustos 2006’da Truva yayınları tarafından “Terörizm – Ortadoğu’da Şiddet Dünyada Terör” adıyla Türkçe’ye çevrilmiş.

Konu başlıklarına bakınca ders kitabı sistematiğinde standart bir kitap gibi görünse de, yazarın oldukça sıradışı bir yaklaşıma sahip olduğu, daha kitabın giriş bölümünde kendini belli etmeye başlıyor: 

“Bu kitap genel olarak dünya çapında terörizmi anlatmayı hedeflemesine rağmen, ayrıntılı örnekler daha çok Filistin-İsrail çatışmasıyla ilgilidir. (…) Bu çatışmayı tanımlarken, her iki tarafa da iltimas göstermeden problemin iki tarafını da tarif etmeye çalıştım.”

Açıktır ki Filistin-İsrail çatışmasında her iki tarafa gerçekten eşit mesafede olan (yani İsrail yanlısı olmayan) biri; İsrail tarafından “Yahudi karşıtı”, “Terör destekçisi” v.b. nitelemelerle karşılanacaktır. Hatta bu kişi eğer bir politikacı, yazar, akademisyen, sanatçı v.b. tanınmış ve etkili bir kişiyse hemencecik aleyhinde bir medya kampanyası başlatılması işten bile değildir.

Terörizm Nedir?

Dikkat çekici bu başlangıçtan sonra yazar Terörizm kavramının tanımlanması üzerinde durmuş. Çeşitli tanımlar ve unsurları sıraladıktan sonra kendi yaptığı yorumlarda da aynı sıradışı yaklaşımı görmek mümkün:

“(…) CIA Anti-terörizm Merkezi Eski Başkan Yardımcısı Paul Pillar, terörizmin dört temel unsurunu şu şekilde açıklar:

– Önceden Tasarlanmıştır… Öfkelenerek düşüncesizce tepki vermekten ziyade düşünülerek önceden planlanmıştır.

– Politiktir… Mafya gibi grupların para kazanmak için kullandıkları gibi kriminal şiddet değildir; mevcut politik düzeni değiştirmek için organize edilmiştir. (Mafya-siyaset ilişkilerini en iyi bilmesi gereken bir mevkide bulunan bu CIA yöneticisinin, politik şiddet ve kriminal şiddet arasında sanki belirgin bir ayrım varmış gibi yazması, açık bir çarpıtmadır. S.K.)

– Sivilleri hedef alır… Askerî yapıları veya savaş bölgeleri hedef almaz.

– Uluslararası gruplar tarafından yürütülür… Bir ülkenin ordusu tarafından yürütülmez.

Yukarıda sayılanların çoğu doğrudur; ama bunlar II. Dünya Savaşı’ndaki müttefik devletler için de geçerlidir. (…) Bunları okuduktan sonra hepimiz kendi terörizm tanımımızı yapabiliriz. Fakat bu tanımları farklı coğrafî, sosyal ve dinî altyapılardan gelen insanlara empoze edemeyiz. (…) bir kişiye göre terörist olan, bir başkasının özgürlük savaşçısı olabiliyor.

Terörist Kime Denir?

Çeşitli tanımlama çabalarının gerçek hayattaki olayları ayırt etmekte ne kadar yetersiz olduğunu bu şekilde belirttikten sonra Davies, “Teröristler ve Hükümet” başlığı altında devletlerin ve terörist örgütlerin faaliyetlerini karşılaştırmaya girişiyor. Bu kısımda bence kitabın motto’su olabilecek sözler var:

“11 Eylül’den bu yana Amerika, kendisini terörizm kurbanı olarak görebilir, aslında aynı ulus terörizmin ve o şiddetin yayılmasından eşit derecede sorumludur. (…) Devletin yasal aktiviteleri ve terörist bir organizasyonun kriminal faaliyetlerine ne kadar yakından bakarsanız, aradaki farkı görmeniz o kadar zor olur. FARC (Kolombiya Silahlı Devrim Kuvvetleri)’nin faaliyetleri ile Amerikan CIA’i arasındaki fark nedir? Öylece biz iyiyiz ya da kötüyüz diyemezsiniz. Afganistan’a bomba yağdıran bir uçağın pilotu ile Hamas’lı bir intihar bombacısının arasındaki fark nedir? İkisi de masum insanları öldürüyor. (…) Burada tekrar terörizmin tanımı meselesine dönüyoruz. Hükümetin askerî operasyonları şiddet açısından terörist bir faaliyetin yol açtığı hasardan fazlayken, hangisinin terörizm olduğunu nasıl söyleyebiliriz ki?

            (…) Amerikan devleti, terörizmi ‘önceden planlanan, politik hedefleri olan, genelde belli bir grubu etkilemek için yarı ulusal gruplar tarafından askerî olmayan hedeflere karşı gerçekleştirilen şiddet amaçlı eylemler’ olarak tanımlar. Fakat bu tanım, buna harfi harfine uyan operasyonları bizzat gerçekleştirmiş olan Amerikan devletine karşı da kullanılabilir. Amerika bunları yasal askerî operasyonlar olarak değerlendirse de olay, (…) özellikle bu harekâtlara mâruz kalanlar tarafından devlet sponsorluğunda terörizm olarak değerlendirilebilir.”

Bütün bu tespitlerin, sol görüşlü, muhalif veya devrimci bir aydın tarafından değil, 18 yıl SAS komandosu olarak görev yapmış bir subay tarafından yapıldığını hatırlatmak istiyorum. Davies, “muhalif” olduğu için bunları söylediği iddia edilemeyecek kadar “içeriden” biri.

Yazarın bu ifadelerine dayanarak dünyanın en büyük terör organizasyonlarının ABD ve NATO olduğunu söylemek mümkün.

Fotokopi Darbeler

Kitapta yer alan devlet terörü niteliğindeki kontrgerilla eylemlerinden bir örnekle devam ediyorum (Alıntının bütünlüğünü bozmamak için bazı önemli bilgi ve bağlantıları dipnotlar yardımıyla yazının sonuna ekledim):

“(…) 1997’de, CIA, Latin Amerika’ya yaptığı ilk askerî operasyonun sonunda 1.400 sayfalık gizli dosyayı ifşa etti. Bu operasyon o kadar başarılı olmuştu ki, benzer CIA operasyonları için bir harekât planı hâline geldi. Bu tekniklerin çoğu bugün bile halen kullanılmaktadır.(1) Bugünkü şeffaf ortamda, herkes bu belgeler üzerinde çalışmaktadır ve çalışmalıdır da çünkü bunlar bizim ‘terörist faaliyetler’ olarak nitelendirdiklerimizin dehşet ayrıntılarını içermektedirler.

1952’de Jacobo Arbenz Guzman, Guatemala’nın yasal yolla seçilen ikinci başkanı oldu. İlk görevi, azınlıktaki elitin bir önceki yönetimini değiştirmek oldu. Bu değişiklikler, (…) United Fruit Co. gibi ABD şirketlerini tehdit eden birtakım ciddi toprak reformlarından oluşuyordu.(2) (Arbenz’in yönetimden indirilmesi görevi S.K.) CIA’e verildi ve suikastlar ve sabotajlarla dolu bir harekât planı yapıldı. (…) Sonuçta CIA başarılı oldu ve Arbenz 1954’te yönetimi orduya bırakarak görevden çekildi. Askerî rejimin dönüştüğü şey diktatörlükten başka birşey değildi. (…) Ne zaman ayaklanma olsa Guatemala’nın ABD donatımlı ve eğitimli ordusu, binlerce köylünün öldürüldüğü bir bastırma faaliyetine girişiyordu. Bu baskı, kırk yıl devam ederek Guatemala toplumunun özünü kaybetmesine neden oldu. Kırk yıl sonunda çeyrek milyon insan ölmüş veya ortadan kaybolmuştu. Bu tür hikâyeler bizim için yeni birşey değil. İstediğiniz Özel Kuvvet askerine sorun, mutlaka benzer bir olaya tanık olduğunu söyleyecektir.(3)

‘Bir CIA yetkilisi olarak, kendi ülkelerini işgal etmeleri ve seçilen başkanı yerinden etmeleri için Guatemalalı sürgünleri eğittim. (…) Gerçekleşmesine yardımcı olduğum 1954 darbesi, Orta Amerika’da eşi benzeri görülmemiş bir askerî rejimin doğmasına neden oldu. Generaller ve albaylar cezalandırılmayacaklarından emin bir şekilde farklı görüşleri ortadan kaldırmak ve kendilerinin ve yakınlarının zenginleşmesini sağlamak için istedikleri gibi hareket ettiler. (…) Daha sonra birden komünizmle değil insanlarla savaştığımızı fark ettim.’ (Philip Roettinger, Emekli ABD Deniz Kuvvetleri Albayı ve CIA Yetkilisi)

Latin Amerika’da 1950’lerden bu yana (son hatırladığım örnek 2009 Honduras darbesi olmak üzere), çok sayıda darbe, siyasi tarihte yerini almış durumda. Büyük ölçüde birbirine benzeyen bu darbeleri gerçekleştiren çeşitli ülkelerin silahlı kuvvetlerinin, ABD tarafından nasıl ortak bir eğitimden geçirildiğini, ANLIK dergisinin Mart-Nisan 2019 tarihli 9. Sayısında yayınlanan “Darbeciler Hangi Okullarda Yetişiyor?” başlıklı yazıda ayrıntılarıyla anlatmıştım.(4)

 “Kontra” Örgütler

Devletlerin “Terörizmle Mücadele” adı altında uyguladığı terörün yanı sıra bir de yine muhtelif devletler ya da NATO v.b. uluslarüstü yapılar tarafından kurdurulan ya da ele geçirilen “kontra” terör örgütleri vardır (Bu anlamdaki kontra kelimesini literatüre hediye eden kişinin Araştırmacı-Yazar Halid Özkul olduğunu da geçerken belirteyim). Bunların çoğu Devrimci, İslamcı v.s. olduğunu ya da (…) halkının bağımsızlığı adına mücadele ettiğini söylüyor olabilir. Fakat aslında aynı merkezler tarafından aynı talimnameler doğrultusunda eylem yapan örgütlerdir. En bilinen örnekler Müslüman Kardeşler, Kızıl Tugaylar, PKK, Taliban, El Kaide, IŞİD gibi yapılardır. Bu örgütlerin en başta gelen özelliği, kendi ideolojik alanlarındaki (eğer varsa) daha samimi ve nispeten bağımsız diğer örgütlenmeleri yok etmesidir. Böylece o alanın “TEK” temsilcisi durumuna gelirler ve söz gelimi “Cihad” adına mücadeleye atılan herkes bu tür örgütlerin kucağına düşmüş olur. Ya da bazen rakip gibi görünen birkaç örgütün de kontra örgüt niteliğini taşıması mümkündür.

Açıkça görülüyor ki şiddet (özellikle örgütlü şiddet) olgusunun, devlet gücünden ayrı olarak ele alınabilmesi mümkün değil. Hatta öyle ki, şiddet konusunda küresel ölçekte bir “standardizasyon”a gidildiği görülüyor. NATO ve benzeri yapılar bünyesinde dünyanın çeşitli yerlerindeki örgüt ya da devlet kaynaklı şiddeti uygulayanların, aynı yerlerde eğitildiğini görmek hiç şaşırtıcı olmuyor. Halid Özkul, İsrail’in eğitim verdiği bir kampta, tepenin bir yamacında Sri Lanka(Seylan) güvenlik güçlerinin, diğer yamacında bu ülkede yıllardır sahnede olan Tamil Kaplanları adlı örgütün eğitildiğini tanıklığa dayanarak anlatmaktadır. Nasıl ki darbeler söz konusu olduğunda artık ilk akla gelen emperyalizm oluyorsa, “Terör” dendiği vakit de ilk aklımıza gelen şey yine emperyalizm ve onun küreselden yerele doğru inen örgütlenmeleri olmalıdır.

 Dolayısıyla bu gibi gelişmeleri izlerken hiçbir zaman görünenle (yani bize gösterilenle) yetinmeyip, akıl ve bilimin ışığında ve ısrarla gerçeğin peşine düşmek gerekiyor. Ne demişler, “Herşey göründüğü gibi olsaydı, bilime gerek kalmazdı!!”

*****

 (*) 1977’de Filistinliler tarafından kaçırılarak Tanzanya’nın başkenti Mogadişu’ya indirilen Lufthansa uçağına yapılan baskın.

 (1)  12 Mart ve 12 Eylül darbeleri öncesi ve sonrasında gerek devlet tarafından gerekse çeşitli terör örgütleri tarafından topluma yönelik olarak uygulanan şiddet ile dünyanın diğer yerlerindeki benzer süreçler arasında, ayrıntılarda bile büyük bir örtüşme göze çarpmaktadır. ABD ordusunda FM(Field Manuel) koduyla yazılan talimnamelerin TSK’da ST(Sahra Talimnamesi) koduyla yürürlükte olduğu bilinmektedir. Bunlardan FM 31-16 kodlu “Counterguerilla Operations” talimnamesi TSK’da ST 31-16 kodu ve “Gayrinizami Kuvvetlere Karşı Harekât” adıyla yürürlükte olmuştur. Esasen NATO üyesi ülkeler başta olmak üzere ABD etkisindeki bütün ülkelerde böyle talimnamelerin yürürlükte olması hiç de şaşırtıcı değildir. Bu ve benzeri devlet terörü niteliğindeki talimnameleri ilk olarak tespit ve tercüme eden kişi, 12 Mart sürecinde bizzat kontrgerilla ile yüzleşmiş, işkence tezgâhlarına direnmiş bir devrimci ve kendisi de bir Kurmay Yarbay olan Talat Turhan olmuştur.

 (2) 1973’teki Şili darbesinin arkasında da ITT şirketinin olduğu bugün bilinen bir gerçektir. İşin özünde tüm darbelerin ve genel olarak devlet terörünün arkasında, küresel ölçekteki büyük sermaye ve onun yerel işbirlikçileri vardır.

 (3) Birçok film ve benzeri yayınlarla reklam ve propaganda malzemesi yapılan ve sığ bir övünme konusu olan Delta Forces v.b. birimlerin gerçekte kimlerin çıkarını koruduğu açıkça görülmektedir. Buna benzer birimler Büyük Sermaye’nin bekçi köpekleridir!!

 (4) http://www.anlikdergisi.com/2019/03/15/darbeciler-hangi-okullarda-yetisiyor/

Bir cevap yazın