Türkiye’de Felsefenin İmkanı

Duygu Koçer

Bu çalışmamdaTürkiye‟de Felsefenin imkânıüzerine ve bu imkânın da geleceğimiz adına fırsatlar alanına nasıl dönüştürülebileceği üzerinekısa bir değerlendirme yapmaya çalışacağım.

”Kuşkusuz her dönemde ilkel ya da mitolojikte olsa düşünce ve felsefe görülmektedir. Âmâ çağdaş felsefenin Türk toplumunda ortaya çıkması Tanzimat Döneminde yani 1839-1878 arasındadır”(1) Her ne kadar felsefe bu dönemde ortaya çıkmış olsa da, sergilediği etkinlikler dikkate alınırsa kendine özgü bir alan olarak karşımıza çıkamamıştır. Dolayısıyla Cumhuriyet‟ten önceki dönemlerde felsefe kendine tam anlamıyla yer edinememiş,psikoloji ve sosyolojiyle karıştırılmış kesin tanımı yapılamamış ve tam anlamıyla idrak edilememiştir.

Türkiye‟de Batılı anlamda felsefeye duyulan ilginin Tanzimat‟la başlamasının nedeni nedir? “Hakikatiarama çabası” olan felsefe, doğasıitibariyle sorgulamave eleştirel düşünmeözelliklerine sahiptir. Osmanlı İmparatorluğunun mutlaklaştırılmış ve sorgulanamaz olan devlet rejimi,Fransız İhtilali’nin etkisiyle ve burada ilan edilen İnsan Hakları Bildirgesinden esinlenen Tanzimat‟la birlikte, ilk kez devlet rejimini ve yapılan haksız ve adaletsiz uygulamalarısorgulamaya, bireysel haklarını, adalet ilkeleriniaçıkça dile getirmeye başlamıştır. Ancak gerçek anlamda felsefenin kendine yer bulmasınave önemininanlaşılmasına Cumhuriyet Dönemi‟nderastlanmaktadır. Köklü değişiklikler yaşayan halk ve değişimi sağlayan devlet adamları,mevcut yapıyısorgulayarak felsefeyeortam sağlamış ve felsefenin kendine yer edinme sürecini başlatmıştır. “Toplumsal sorunlarla ilgili çözüm yollarının „düşünme‟den beklenilmesi yüzünden felsefe o yıllarda asıl alanıyla ilgilenememiş, dolaysıyla akademik çalışmalara geçilememiştir.”(2) Cumhuriyetten önceki eğitim kurumlarında pozitif bilimlerin yanı sıraSüleyman Demirel sorgulayıcı yapıya sahip olan felsefe göz ardı edilmiş ve bir değer kazanamamıştır. “Üniversitemizin ilk kuruluş tarihi 1863‟tür. Ne var ki programlarda felsefe dersineuzun süre yer verilmemiş, daha çok Aristoteles mantığına yönelik dersler yapılmış. Felsefe dersleri üniversitelerde 1912‟den sonra ki aşamada başlamıştır.”(3)

“1933‟de felsefeninşansı daha da çok açılmış,yurtlarından ayrılmak zorunda kalan üç Alman profesörü İstanbul Üniversitesi kadrosuna geçerek burada uzun süre felsefe derslerivermiştir”(4)

“Bir başka gelişme felsefi metinlerde görüldü.1930‟lu yılların sonu1940‟lı yılların başında dünya klasikleri ve onların arasındaki felsefe klasikleri Türkçe‟ye çevrilmiş, düzenli olarak yayınlanmış ve genel kültürün gelişmesine fayda sağlamıştır.”(5) Tercümenin bu anlamda önemini Türk düşünürlerimizden Hilmi Ziya Ülken şöyle vurgulamaktadır: “Ayrı ayrı medeniyetleri açar gibi görünen büyük “uyanış”lar, hakikatte gittikçe genişleyen sürekli tefekkürle birbirine bağlıdır. Bu sürekli tefekkürü temin eden ise bilhassa “tercüme”dir.”(6)

”Felsefe eğitimi ve öğretiminin her yıl biraz daha çağdaşlaştığı görülüyordu. Yüksek lisans ve doktora dersleri düzene girmiş ve bu tezleri yapanların sayısı artmıştır.1950’li yıllara gelince İstanbul’daki felsefe lisansüstü eğitiminde bir gelişme oldu. Sosyoloji ve Psikoloji felsefe bölümünden ayrıldı. Böylece ‘felsefe sertifikası’ yalnız kendi alanlarında verimli çalışmalar yapacak hale geldi”(7)

”Ortaöğretime gelince felsefe ortaöğretim müfredatına ancak Cumhuriyetle birlikte girebilmiş. Üniversitelerde felsefe eğitim ve öğretim düzeyi yükseldikçe orta öğretimlerde görev alan öğretmenlerin düzeyide yükselmiştir.1970’lere kadar görülenbu sevindirici gelişme daha sonra değişmiş,felsefe ile ilgisi olmayan farklı bölümlerden çıkışlılar liselere felsefe öğretmeni olarak atanabilmişlerdir. Bunun dışında diğer önemli değişiklik 1980’li yıllarda seçmeli ders olmasıdır. Böyle bir durumun sakıncası anlaşılmış olmalı ki 1998’de yeniden zorunlu ders haline gelmiştir.”(8)

“Aradan geçen zamanda felsefe kendi alanını genişletmek ve korumak adına dernekleşmeye başlamış. Bu dernekleşmenin ilk adımı 1828’de Hilmi Ziya Ülkenin girişimiyle olmuştur. Bu cemiyet ”felsefe cemiyeti”dir. Çalışmalarını 1940’a kadar sürdürmüş,varlığı kısa süren bu cemiyet kısa sürede kendiliğinden kapanmıştır. Son girişimimiz İonna Kuçuradi ve arkadaşlarının kurduğu ”Türkiye Felsefe Kurumudur.” Hala çalışımlarınısürdürmektedir.

İşte tarihsel süreç içerisinde felsefe yönelik gösterilen bütün buçabaların varlığı,felsefecilerimizinyeni ürünler ortaya koymasına imkân sağlamış ve onlar da felsefenin varlık kazanma sürecini daha da geliştirmek adına,kendilerini geliştirmeyi amaç edinmiş ve adım adım ilerlemişlerdir. Bu gelişmelerde,demokrasinin ve özgür çalışma ortamının katkısı,hiç şüphesiz büyüktür. Felsefecilerimiz kısa zaman da iyi bir yol kat etmişlerdir.

Ancak günümüz Türkiye‟sinde felsefeninbulunduğu duruma bakacak olursak, o kadar da iç açıcı bir durum söz konusu değildir. Bu durumun temel faktörlerinden biri, kendi geçmiş düşünce geleneğiyle bağın kopmuş olmasıdır. Dolayısıyla öncelikli olarak, felsefe etkinliği olarak adlandırdığımız düşüncemizintarihsel alanınıbilmemizgerekir. Tarihsel yolla ulaştığımız bilgiye ‘perspektif bilgi’ deriz. Düşüncetarihini bilmeden bugünün felsefesini değerlendiremeyiz. Günümüzde felsefenin durumuna yöneliksorulması gereken en önemli sorular; Felsefenin Türkiye‟deki yeri nedir? Felsefe Türkiye‟de ne ölçüde yapılabilir? Bir felsefe geleneğimizden söz edebilir miyiz?

Birinci sorudan başlayacak olursak, Türkiye‟de felsefe hala insanların samimiyetle bağrına bastığı bir tecrübe alanı değildir. Toplum içerisinde çoğunlukla gereksiz, faydasız, hatta tehlikeli bir bilgiler yığını olarak görülmektedir. Felsefenin bu şekilde değersiz görülmesinden dolayı, maalesef felsefeye olan ilgide de yoksulluk çekmekteyiz. Oysa felsefe, hayatımızın ve düşüncemizinher alanında gereklidir.Var olan toplumsal kurum ve yapıların doğru işleyişin için felsefe gereklidir. Felsefe hem içinde bulunduğu toplumun politik erkine hem de toplumu uyuşturan geleneksel yapılara karşı bir “atsineği” rolü oynar.9Ayrıca felsefenin ülkemizde bulunduğu bu olumsuz durumda ekonominin de etkisi göz ardı edilemez. İnsanlığın medeniyet tarihine bakacak olursak, genellikle belirli bir ekonomik düzeye ulaşmış toplumlarda ya da medeniyetlerde felsefenin geliştiği görürüz.

İkinci sorumuz,Bir Türk felsefesi var mıdır? Bu soru,Cumhuriyet‟in kuruluş yıllarından beri irdelenmektedir. Cumhuriyet döneminin düşünce yapısında etkili olan düşünürlerimizdenİsmail Hakkı Baltacıoğlu bu konuda şöyle diyor:“Feylesofların felsefesi vardır,halkın felsefesi vardır. Bunlar ayrı şeylerdir. Filozofların felsefi sistemleri vardır, halkın felsefi zihniyeti vardır. Filozof felsefesiniakılla şuurla yapar, halkın felsefesi halk eserlerinde yaygın bir haldedir. Filozofsuz millet vardır,fakat felsefesiz millet yoktur. Filozofun eseri felsefi bir sitemdir. Halk felsefesinin eseri felsefi efsanelerdir. Türk halk felsefesi de Türk efsanelerinde gizlidir.”10Yazarın bu cümlelerinde anlaşıldığı üzere bir Türk felsefesi vardır ve bir felsefe geleneği olmaması kaçınılmazdır.

Üçüncü sorumuzise günümüz Türkiye‟sinde felsefi düşünce ne durumdadır. Yetmiş beş milyonluk bir ülkede yaşıyoruz. Buna rağmen düşünür sayımız nüfusumuza göre azdır. Hoşgörülü,sevecen bir toplum olarak kendimizi ifade etsek detoplum olarakhoşgörüyü, ya da farklı ve yeni fikir ve düşünceleri hoş görmeyi tam olarak benimsemiş veiçselleştirebilmişdeğiliz. Bu, aynı zamanda birey olmayı başaramadığımızın, itaat kültüründen kurtulamadığımızın ve dolayısıyla bireysel özgürlüğümüzü yaşayamadığımızın da göstergesidir diyebiliriz.Bunun en somut örneği,toplumumuzdaher geçen gün hayatımızın her alanındaşiddetinartmış olmasıdır. Ülkemizde sözdefelsefi düşüncenin varlığı mevcut, ama toplumave toplumsal hayatta yaşanan gerçekleredönüp baktığımızdafelsefi düşünceninvar olduğundanbahsedemiyoruz.

Peki, Türkiye’de felsefe ne ölçüde yapılabilir?“felsefe yapılabilmesi ve yapılan çalışmaların değerlendirilebilmesi için öncelikle ‘felsefe bilincine’ ihtiyaç vardır. Türkiye‟de bu bilincin gerçek anlamda uyanışı için kesin bir tarih saptamak zor görülmektedir. Ancak önceki adıyla Darülfünundan ve 1933 Reformuyla yeniden yapılandırılan İstanbul Üniversitesinde böyle bir bilinç uyanışına tanık olduğumuzu dile getirebiliriz. Bizde felsefi düşüncenin tarihinin, Batıda olduğu kadar eski ve köklü olmadığı açıktır. Ayrıca felsefecilerimiz düşünürlerimizde nedense, kendi ülkemizde üretilen felsefeye ve felsefi söyleme karşı kayıtsız kalmakta birbirilerinin çalışmalarına gönderimde bulunmaktan sanki özenle kaçınmaktadır.”(11) Felsefe yapılabilmesi için şahısların kimlik olarak felsefeci kimliği altında sorular sorması gerekmez. Belirli birikim ışığında birçok felsefi görüş dile getirilmiş felsefi tartışmalar ortaya çıkmış ve binlerce insanı arkasından sürükleyecek sorular olmuştur. Bu demek oluyor ki felsefe yapmak için filozof olmak gerekmez. Düşünen sorgulayan herkes aslında felsefe yapıyor demektir. Çünkü felsefe düşünme eyleminin ta kendisidir. Her ne kadar dünya çapında ses getiren felsefecilerimiz ortaya çıkmasa da Türkiye’de felsefe yapılmakta ve hala kendine yer edinmeye çalışmaktadır. Önemli olan felsefe düşünürlerine imkân tanımak onları bir değer olarak algılamak, gereken destek ve ortamı sağlamaya çalışmaktır. Son olarak bugün ne yapmalıyız sorusu sorulmalıdır. İnsanlar ihtiyaçları olan canlılardır. Bunlar birincil ve ikincil ihtiyaçlar olarak ikiye ayrılır.Birincil ihtiyaçlar insanın yaşamını devam ettirmek için gerekli olan ihtiyaçlardır,yeme içme,barınma, giyinme vs . İkincil ihtiyaçlar ise toplumsal ilişkilerden meydana gelen ihtiyaçlardır.Günümüz Türkiye’sinde birincil ihtiyaçlar ne denli karşılanıyor ki ikincil ihtiyaçlara yer verilsin ? İnsanların ancak ekonomik refaha ulaştığı bir toplumda ikincil ihityaçlara fırsat tanılır.Felsefe ikincil bir ihtiyaçtır.Felsefenin de toplum da gelişmesi,ilerlemesi için sosyoekonomik koşulların tamamlanmış olması gerekir.Bunun en güzel örneklerinden birisi Fransadır.Fransa sağlıklı bir sosyopolitik ve sosyoekonomik bir ortamda felsefenin dış dünyaya yaymaya çalışmış ve kavrayıp geliştirmiştir.Felsefe yapmak ,üretmek için gereken ortamın sağlanmasında ki ön koşul bir nevi sosyoekonomik ve sosyokültürel etkenlerdedir. Bu ortamı sağladıktan sonra bir diğer sorunumuz eğitimdir. Mevcut eğitim sistemimiz de dolayısıyla felsefe eğitimimizde eksiklikler söz konusudur. Bu durumu İonna KUÇURADİ şöyle ifade etmektedir: ” ‘Kant felsefe öğretilmez ama felsefe yapmak öğretilebilir’ demişti.Bizim eğitim sistemimizde felsefe öğretebiliyor muyuz? Hep şikayet etmeye alıştık. Ama önce kendimiz ne yapıyoruz önce ona bakmak gerek. Felsefe yapmak öğretilebilir ama karşımızda yapmak isteyen ve bununiçin gerekli donanımı edinmek için sıkı çalışan insan varsa. Ayrıca felsefe okuyan herkesin yeni bir felsefi bilgi getirmesini beklememek gerek. Felsefe eğitimi, problem görmeyi, olan bitene değer bilgisi ve insan haklarının bilgisiyle bakmayı öğretse yeter. Hocalık genel olarak, kişilere özel yeteneklerin yani onların en iyi neleri yapabileceklerinin farkına varmalarına ve o yöne doğru ilerlemelerine yardımcı olmak olsa gerek. Eğitim sistemimizde eksiklikler var, öğrencilerin çoğu bağlantılı düşünmeye alışmış değil, mevcut bağlantıları göremiyorlar. Bir söylenenden zorunlu olarak çıkan sonuçları göremiyorlar. Bu eksiklikte değerlendirme ve değer konularıyla ilgili, yani kültürel değer yargılarıyla değerlendirmelerde bulunduklarının farkına varmalarına yardımcı olmuyor eğitim. Eğitimizdeki ezbercilikten ezbere şikayet ediyorlar.” Sosyokültürel,ekonomik,siyasi ortamı sağladıktan sonra felsefe eğitimimizde ki eksiklikleride ezbere degilde gerçekçi ve yapısalcı bir şekilde değerlendirmek gerek.

 

Not: ‟26.04.2015 –Ulusal Marmara Felsefe Kongresi‟nde bildiri olarak sunulmuştur.”

*Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Lisans Öğrencisi, 1. Sınıf.

1-Kaynardağ, Arslan (2002), Türkiye‟de Cumhuriyet Döneminde Felsefe, Ankara:Başbakanlık Basımevi, s. 3.

2-Kaynardağ(2002):5.

3-Kaynardağ(2002):3.

4-Kaynardağ(2002):6.

5-Kaynardağ(2002):6.

6-Ülken, Hilmi Ziya (1997), Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü, İstanbul: Ülken Yayınları, s. 5.

7-Kaynardağ(2002):7.

8-Kaynardağ(2002):7.

9-Albayrak, Mevlüt (2014), Felsefenin Serüveni: Eskiçağ‟da Felsefe, Isparta: Fakülte Kitabevi, s. 11.

10-Baltacıoğlu, İ. Hakkı (1943), Türk‟e Doğru, İstanbul:Yeniada Yayınevi,s. 151.

11-Günay, Mustafa (2005), Cumhuriyet Döneminde Felsefe Tarihçiliği, Ankara:Kültür veTurizm Bakanlığı Yayınları, s.

Bir cevap yazın