Bilimsel Düşüncenin Gerekliliği

Meriç Özkan

Maddenin en tanecikli hali olan katı maddeler sesi en hızlı şekilde yayarlar. Bu yüzdendir ki kulağımızı bir tren rayına dayadığımızda kilometrelerce uzaklıktaki trenin sesini duyabiliriz. Az tanecikli ortamlarda, örneğin bulunduğumuz ortamda duyabileceğimiz sesin bir desibel aralığı vardır, canlılar ses çıkartırlar; fakat biz sadece bu duyabileceğimiz aralıktaki desibelde ses çıkartan canlıları duyabiliriz. Canlılar ya da cansız varlıklar bir şekilde ses çıkartırlar ve biz bunu mümkün olduğunca işitiriz. Kozmolojik model olarak kabul ettiğimiz BigBang patlamasının veya günde yüzlerce göktaşının dünyaya yaklaşmasının ve hatta dünyaya denk gelmesinin seslerini ise duyamayız; çünkü ses boşlukta, taneciksiz ortamda yayılmaz. Maddeler taneciklerden oluşur ve buna “atom” denir. John Dalton dünyanın gidişatına yön verecek olan bu atom kavramını ortaya atan ilk insan olmuştur, daha sonraları ise şu an bizlere ilkel gelen “üzümlü kek atom modeli” (Thomson atom modeli), Rutherford atom modeli, Bohr atom modeli gibi atom modelleri ortaya konulmuştur. Gözlerimizle göremediğimiz maddenin en küçük yapı taşı hakkında yüzyıllardır devam eden çalışmalar yapılmaktadır. Atom çekirdekleri parçalandığında fisyon olayı oluşur, bu tıpkı BigBang‟in oluşumu gibidir, çok fazla enerji yayılması ile birlikte radyoaktif olabilir ve biz tıpkı BigBang‟i duyamadığımız gibi fisyonu da duyamayız. Gözlerimizle görmemizin mümkün olmadığı çok küçük maddeler ile çok büyük maddeler arasında benzer bir bağ vardır. Atom mikroskopları ile defalarca kez yaklaştırılarak elde edilen bir atom çekirdeği görüntüsü ile teleskopların defalarca kez yaklaştırılarak elde edilen görüntülerin benzerliğine dikkat çekmek isterim. Fisyon çekirdek parçalanması; füzyon ise çekirdek birleşmesi iken bu iki zıt durumun benzer reaksiyonlar göstermesi, benzer görüntüler oluşturması her ne kadar şaşkına çevirse de evrende benzersiz bir uyum söz konusudur. Bu uyumu keşfetmemizi sağlayan olgu ise bilimdir.Bilim insanları ilgi duyarlar, şüphe ederler, şüphe ve merak duyguları onları keşfe götürür. Yüzyıllardır süregelen bilimsel olguların her birinin temelinde ilgi ve merak yatmaktadır. Arşimet suyun kaldırma kuvvetini, Newton ise yerçekimini tespit etmiştir. Newton bu keşfinden sonra ortaya teoremler atarak bunları kanıtlamış veyasalaştırmıştır.

Üretken olabilmek için denemek, denemek, defalarca denemek, denemeler sonucunda hatalardan pay çıkartarak tekrar denemek gerekir. Ancak bu denemelerin sonucunda nihai bir zafer kazanılabilir. Bilim bu şekilde var olmuştur. Var olan ilgi ve merakın denenmesi ile bilgi elde edilebilmiştir. Bilginin tek başına yeterli olmadığı yer ise aksini düşünmenizi, farklı bir bakış açısı ile var olanı görmenizi sağlayacak olan bir “diğeri”dir. Diğer imgesi ile olaylara, olgulara dışarıdan bakabilir, bulunulan noktayı bir adım ileriye taşıyabilirsiniz. En büyük örneğini Nicola Tesla ile Thomas Edison arasında görebiliriz. Her ne kadar fikirsel olarak farklılıklara düşseler de her ikisinin de ortak özelliği kendi alanlarında kendilerine olan inançları ve merak duygularıdır. Bilime kazandırdıkları birçok noktada ise her ikisi birbirini tamamlayıcı niteliktedir.

Bazen farklılıklar ile bir bütün halindesinizdir. Bir bütün halinde ortak amaç için çalışmalar ortaya koymuş, bilimi bulundukları noktadan daha ileri seviyelere taşımış; kendilerinden sonra gelecek olan bilim insanlarına ışık tutmuşlardır. İşte imkânsızlıklar içerisinde bile bilim insanlarının amacı bu olmalıdır. Bizler de bilimin ışığında ilerlerken bencil olmayan, ilerici veakılcı yolu seçmeli ve kendimizden sonraki nesil için mücadele etmeliyiz, kendimize oluşturduğumuz “diğer” imgesinde, “diğer”i karalamak değil, yüceltmek adına çalışmalar yapmalıyız ancak bu doğrultuda bilim ilerler ve gelişir.

İnsanlık sürekli olarak üretken yapıdadır. Üretkenlik; dünya üzerinde henüz olmayan bir ürün icat etmek demek değildir. Tekerleğin bulunması, yazının ve ateşin icadı insanlık tarihi için dönüm noktalarıdır; fakat var olanın üzerine koymak, insanların hayatını kolaylaştırmak adına incelemeler, araştırmalar yapmak, bilimsel çalışmaları ilerletmek de üretkenliktir. Toplumda bilim insanları, liderler, siyasetçiler, sanatçılar ve tüm üretken beyinler toplumda desteklenmeli ve onları üretmeye teşvik edici, motivasyonlarını artırıcı çalışmalar yapılmalıdır ancak o zamandır ki çağdaş medeniyetler seviyesinde bir toplum idealine ulaşılabilsin.

Bir cevap yazın