Darbeciler Okulu

“The School of Americas” kitabı 2004 yılında yayınlandıktan sonra 2009 yılında “Darbeciler Okulu” adıyla Türkçe yayınlanmıştır. Bu okul Panama’da kurulmuş daha sonra Georgia’ya taşınmıştır. Okulda, Latin Amerikalı yüzbaşı, binbaşı ve subaylara askeri eğitim verilmiştir. Verilen eğitimler darbe, işkence, toplu kıyım, kontregerilla vs.. olmuştur.

Kitapta, dünyadaki diktatörlüklerin ABD kaynaklı olduğu, her diktatörlükte ABD’nin o ülkenin asker ve polisini eğiterek kendine bağımlı hale getirdiği anlatılmıştır. Ayrıca bu okuldan onlarca olduğu da vurgulanmıştır. Bu okullar aynı zamanda narkotikçi, istihbaratçı ve terörle mücadeleci gibi güçleri de eğitmiş. En önemli örneklerinden birisi, Bolivya’da koka üreticisi köylülere karşı kullanılan Faşist Ekoloji Polisleri olmuştur.

Kitabın ilk bölümünde, Kolombiyalı Luis Bernardo Urbina Sanchez’dan bahsedilmiş. Kendisi, Kolombiya ordusunun gizli istihbaratı içerisinde, İdari Güvenlik Bölümü’nün (DAS) başındaydı. Bu bir çeşit araştırmacı polis gücüdür ve diğer birimler İç İşleri Bakanlığı’na bağlıyken bu birim farklı bir yere bağlıdır, çalışanları üniformasızdır. Urbina, bir çiftin kaçırılıp işkence ile öldürülmesinden sorumlu tutuldu, ortada kanıtlar olmasına rağmen sorgulanmadı ve terfi alarak albay oldu. Daha sonra benzer olaylarla da itham edilmesine rağmen yine sorgulanmadı. Sabana de Torres belediye başkanının öldürülmesinin emrini de Urbina’nın verdiği bir köstebek tarafından itiraf edildi ancak Urbina yine bir sorguyla karşılaşmadı. Onca ciddi olaya adı karıştırılmasına rağmen, yanlış bir şey yapmadığını, sadece ülkesine hizmet ettiğini ifade etmiştir. (Bu noktada 1970’li yıllarda Türkiye’de kurulan komando kamplarını hatırlamakta fayda var. Uğur Mumcu’nun bazı cinayet olaylarını köşesine taşıyıp öldürenin adını, cinayette kullanılan silahın seri numarasını ve kime ait olduğunun belli olduğunu söylediği dosyalar o dönem takipsizlik ile sonuçlanmıştı. Hatta bazı silahlar ordudaki askerlere aitti. Silahı düşürmek bile ceza gerektiren bir durumken, silahıyla cinayet işlenmiş bir askerin ceza almaması mümkün değildi. Urbina’ya sağlanan koruma onlara da sağlanmıştı belli ki. Yine bu işlere karışan kişiler kendilerini “vatana hizmet ettik” diye savunmuştu tıpkı Türkiye’de de olduğu gibi. Sonraki yıllarda Tansu Çiller’in “devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir” söylemi manidardır – D. Y.) ABD ordusu ise, bu kişileri “birkaç çürük elma” olarak nitelemişti. Gerillalarla savaşması istenen bu gruplar, köylülerle mücadele etmeye başlamıştı. Bu eğitimleri veren okul 2001’de adını Batı Yarıküre İşbirliği Enstitüsü olarak değiştirmişti, sebebini tahmin etmek zor değil, adının kötüye çıkması…

2000 yılında 48 bin kişinin eğitildiği bilgisi kitapta verilmiştir. 1998-2000 arasında ise, 10-15 bin arasında Latin Amerikalı, Amerikan yetkililere bağlı hareket etmiştir. ABD’de en az 150 eğitim merkezi olduğu ifade edilmiştir. Bu merkezler çalışmalarını, ABD’nin çıkarına göre düzenlemişlerdir. Önemli bir unsur da, eğitilen askerlere “Amerikan yaşam tarzının benimsetilmesi” olmuştur. Çocukları İngilizce öğreten okullara gönderilmiş, Amerika’nın işleyişi benimsetilmeye çalışılmıştır. Teknik eğitim ve kültürel ikna bu eğitimin temelidir. Dolayısıyla beklenti, ABD politikalarının gönüllü olarak desteklenmesini sağlamaktır. Bir ABD’li asker, bu okula gitmiş biriyle anlaşmanın daha kolay olduğunu söyler. Çünkü, bir şey olacağını söylediklerinde, bu okuldan yetişmiş olanlar bunun ciddiyetini anlar demektedir.

Okulda verilen derslerden birisi, Askeri İstihbarat dersiydi. “İşkence Kitapçığı” olarak adlandırılan ve bütün müttefiklere dağıtılan bu kitapçıklarda, korkutma, döve, öldürme, birinin öldürülmesi için para teklif etme, şantaj birer yöntem olarak gösterilip öğretiliyordu. Bu şekilde iç düşmanların temizlenebildiğine inanılmıştı. ABD’nin ordusunun yayınları, “insanları itaat etmeye, inanmaya, sadık kalmaya yöneltiyordu. Bu şekilde, kontrollü bir mücadele verilebileceği düşünülüyordu.

Bu okulun kapatılması için aktivistler de harekete geçmişti. Sadece bu okulun katılması sembolik bir anlam ifade edebilirdi. Onun dışında, genel olarak ne ABD’nin politikasını ne de diğer okulları engellerdi. Sorun daha büyüktü; “ABD’nin Latin Amerika’daki ve soğuk savaş sonrası dünyasındaki siyasi ve ekonomik hegemonyasıydı.” Dolayısıyla bu okul sadece bütünün ufak bir parçasıydı.

Bu noktada, süper güç ve imparatorluk arasındaki ayırıma dikkat çekilmiştir. Süper güç, ABD’nin diğer devletlerden üstünlüğünü belirtirken, imparatorluk; en büyük süper güç olmakla beraber, elinde tuttuğu bu gücü başka devletlere sızmak ve onları dönüştürmek için de kullanmaktı.

Bu okulun her türlü yaptırımdan uzak kalmasına sebep olan şey ise, dokunulmazlıktı. Bu aynı zamanda ABD hegemonyasını güçlendiren bir durumdu. Sivil seçkinler, bürokratlar ve uluslararası kuruluşlar bu sayede her türlü yıkıcı faaliyeti ve politikayı uygulamaya geçirme fırsatı yakalıyordu. Dokunulmazlık onlar için bir zırh gibiydi.

Dokunulmazlık, kapitalist sistem bir sistemin devamlılığını sağlamakla birlikte, düzensizlik de sağlamaktadır. ABD, Bolivya’da koka yetiştirenlere karşı mücadele ederken, aynı zamanda oradaki halkın düzenini de altüst etmiştir. Köylünün tek geçim kaynağı budur ve geçim konusunda köylüye bir alternatif de sunulamamıştır. Dolayısıyla köylüler de üretime devam edip kendilerini koruma altında almak için yasa dışı yollara başvurmuştur. Devlet de kendi düzenini dayatmaya çalışmıştır. Düzen ve düzensizlik bu anlamda birbirine bağımlıdır. Şiddet kullanmayı kendine bir hak olarak görmüştür. Neticede devlet halkıyla çatışma içine girmiş, bu sadece ABD’nin istikrarını sürdürmesine yaramıştır.

 

Bir cevap yazın