Darbeciler Hangi Okullarda Yetişiyor?

(Bu yazı ilk defa 2012 Mayıs ayında, şimdi artık kapanmış bulunan ekonominingundemi.com sitesinde yayınlanmıştır. Yazı sonrası bazı gelişmelere dair birkaç cümle eklenmesi dışında aynen yayınlanıyor.)

 

Siz bu satırları okuduğunuzda muhtemelen “Balyoz” davasının karar duruşması da başlamış olacak. “Darbeciler cezalandırılsın!” gibi son derece haklı ve meşru bir söylemin arkasına saklanan bir kesimin de, gerçekte karşı çıkar gibi yaptıkları darbecilerle aynı kaynaktan beslendiklerini bu yazıda ortaya koymaya çalışacağız. Bir süredir, Amerikan Ergenekonu ve İsrail uzantılarını birkaç yazımızda çeşitli belge ve analizlerle sunmuştuk. Şimdi bütün bu tezgâhlar içerisinde sergilenen bir tiyatronun final sahnesine yaklaşmak üzereyiz. Bu köşede hep yapmaya çalıştığımız gibi sahne ışıklarının bize gösterdiği kısımdan gözlerimizi biraz ayırıp, sahnenin ışık tutulmayan kısımlarına göz atmaya çalışacağız.

 

6 Mayıs 2012 Pazar günü, Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde, “Çeşitli basın ve yayın organlarında Türk Silahlı Kuvvetlerinde verilen eğitimin değişmesi konusunda yer alan haberlere ilişkin olarak…” uzunca bir açıklama yayınlandı.

 

Açıklamanın 10. ve son maddesinin (ç) bendinde, “Eğitim sürecinin hiçbir safhasında darbeler, devlet yönetimine müdahale v.b. konuları içeren veya bu yönde yorumlara yol açabilecek şekilde bir eğitim verilmemektedir.” deniliyordu.

 

Doğrudur… Askerî okulların müfredatı içerisinde “darbe nasıl yapılır?” tarzında bir dersin veya ders içeriğinin bulunması hem yasalara hem de akla aykırı bir durumdur.

 

Peki ülkemizde ve dünyada ortaya çıkan bunca darbeci subay nerede eğitim görüyor, hangi okullarda yetişiyor? Yazımızda bu soruyu cevaplandırmaya çalışacağız.

 

Önceki yazımızda ABD’deki “askerî vesayet” tehdidine işaret ederken, ABD’nin, bizim ülkemiz de dahil olmak üzere dünyanın her tarafında sayısız darbe tezgâhladığını…” söylemiştik. Peki bunca darbeyi tezgâhlayan bir güç, bu darbecilerin eğitimini ihmal eder mi?

 

Etmez elbette… Ne demişler: Eğitim şart!

 

“Darbeciler Okulu”

 

Bu ifade, aynı zamanda 2004 yılında yayınlanmış bir kitabın da ismi. (*) Bahsi geçen okul, 1946’da Panama’da kurulmuş ve daha sonra ABD’nin Georgia eyaletindeki FORT BENNİNG askeri üssüne taşınmış bir askerî okul. Fort Bragg ile birlikte bu iki üs, bu konularla ilgilenen araştırmacıların çok yakından bildiği yerler. Okulun tam adı ise School of Americas (SOA). Bu isimle fazlaca deşifre olunca 2001 yılında daha masum bir isim bulunmuş: Western Hemisphere Institute for Security Cooperation-WHINSEC, yani Batı Yarımküre Güvenlik İşbirliği Enstitüsü.

 

Bu okulda/enstitüde özellikle Orta ve Güney Amerika ülkelerinden gelen orta rütbeli (yüzbaşı, binbaşı v.b.) subaylara eğitim veriliyor.

 

“Okul”, “Enstitü” gibi isimlere aldanmayın. Derslerin isimleri değişik de olsa “eğitim” süresi boyunca darbe, işkence, toplu katliam, kontrgerilla eğitimleri veriliyor. Bu “okul”, emperyalizm ve küreselleşme karşıtları, insan hakları örgütleri gibi çevrelerde “Katiller Okulu” olarak biliniyor. Verilen “eğitim”in içeriğiyse, hem belgelerde, hem mezunlarının ileriki yıllarda görülen uygulamalarında ve hem de mezunlarla yapılan röportajlarda hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmış durumda. İsim, yer ve tarihleri tek tek sayıp okuyucuyu sıkmaya gerek yok. Orta ve Güney Amerika ülkelerinde 50-60 yıldır onlarca örneğini gördüğümüz bütün darbe, iç savaş, toplu kıyım v.b. eylemler bu “enstitü” mezunlarının eseri.

 

En yakın tarihli bir örnek; 28 Haziran 2009’da Honduras’ta demokratik seçimlerle işbaşına gelen Cumhurbaşkanı Zelaya’ya karşı bir askerî darbe düzenlenmesi ve Zelaya’nın zor kullanılarak ülkeden çıkarılması. Darbeyi gerçekleştiren Honduras Genelkurmay Başkanı Velazquez ve Hava Kuvvetleri Komutanı Suazo, SOA mezunuydu! (Hatta General Velazquez bu okulu iki kere bitirmişti. Artık tembellikten çift dikiş mi gitti yoksa üstün başarılarından dolayı mı ödüllendirildi orası meçhul). Fakat o günlerde bizim “necip Türk medyası” bu bilgiyi nedense görmezden gelmişti. Darbe karşıtlığının bayraktarlığını yapan gazete ve TV’lerin, sözde liberal ve demokrat onlarca köşe yazarının hiçbiri SOA’dan söz etmiyordu.

 

Zaten son zamanlarda Suriye ve İran’a karşı açıkça askerî müdahale, işgal ve savaş taraftarlığı yapmalarıyla birlikte artık bu tayfanın maskesi iyice düşmeye başladı. Hatta bunların içinden “Yol”u “Ak” olan bir tanesi geçen gün bir TV programında açıkça NATO olmasa bile ABD’nin tek başına Suriye’ye saldırması gerektiğini savunup ABD’yi korkaklıkla suçladı! ABD’nin saldırmaya mecali olsa sana mı sorar be hey şaşkın! Programdaki bir başka gazeteci, “Yahu bak ABD Irak’a saldırdı da ne oldu? 1 milyondan fazla insan öldü” diyecek oldu, bu zat hemen atılıp “Olsun, Esad daha kötü” diye zırvalamaya devam etti. (Sonra aynı zat-ı muhteremi 2014 Bilderberg toplantısında gördük!!!). Yakın zamana kadar Müslümanlık görüntüsü altında dinsel ve liberal sözde özgürlükçü söylemler ileri süren ve bırakın İslamiyeti, İnsaniyetten bile nasibi almamış olan bu güruhun aslında “Siyonist Müslüman” oldukları her geçen gün biraz daha ortaya çıkıp sırıtıyor. Artık savaş isteyenler, ABD saldırısı isteyenler, NATO’cular daha makbul “Müslüman”. Hatta “Solcu” veya “Liberal” olmanın şartı bile savaş kışkırtıcılığından geçiyor. Bu sahte Müslümanlar; Savaşa, ABD saldırılarına, NATO’ya karşı çıkanları ise hiç utanmadan faşistlikle, Baasçılıkla, darbe yanlısı olmakla suçluyorlar.

 

Asıl darbecilerin nerede imâl edildiğini ve bu sözde Müslümanların kimlerin elinde yetiştirildiğini ise birazdan göreceksiniz.

 

Berktay, 35 sene sonra uyandı!

 

Yeri gelmişken değinelim. Ne yazık ki meslektaş olduğumuz bir “tarihçi” ve  “dönek” sosyalist Halil Berktay, aslında tam bir kontrgerilla eylemi olan ve darbeye zemin hazırlamak için tezgâhlanan 1 Mayıs 1977 katliamının, aslında “sol içi” bir çatışmadan kaynaklandığı iddiasını ortaya attı. Taraf gazetesi de bu iddiayı günlerce manşete taşıyarak bir kampanyaya dönüştürdü. Halil Berktay bu gerçeği 35 sene sonra farketmiş!

 

Bu şahıs henüz dönmediği yıllarda 10-15 yıl boyunca yönetiminde bulunduğu Aydınlık gazetesinde, 1 Mayıs 1977’nin bir kontrgerilla eylemi olduğu yolunda çok sayıda haber, yorum ve köşe yazısı çıkmıştı. Adama “O zamanlar aklın neredeydi?!” diye sorarlar. “35 yıl neden sustunuz?” yönündeki bu tür sorulara ise Berktay utanmadan “gündemimizde yoktu” gibi bir cevap veriyor.

 

Bu gidişle 1969’da Amerikan 6. Filosuna karşı eylem yapan gençlere saldıran ve sonra 6. Filoyu kıble yaparak toplu namaz kılan NATO’cu dincileri de aklayıp “Kanlı Pazar”a sol içi çatışma diyecekler. Hatta Kahramanmaraş, Çorum ve Sivas katliamlarına da “Aleviler arası çatışma” derlerse şaşmamak lazım. Halil Berktay’ın öz amcası ve maalesef geçtiğimiz günlerde vefat eden değerli aydın Alpaslan Berktay’ın da aralarında olduğu ve dönemin tanığı olan çok sayıda aydın, gereken cevabı verdikleri için bu konuyu daha fazla uzatmaya gerek yok. Zaten bu kampanyayı manşetlerine taşıyan Taraf gazetesinin bazı yazarları bile, herhalde “bu kadarını” içlerine sindiremediklerinden olsa gerek, birer ikişer gazeteden ayrılmaya başladılar. Gerçi bu muhteremlere, Taraf’ın bugüne kadarki yayın politikasını nasıl içlerine sindirdiklerini de sormak gerekir herhalde.

 

Devam ediyoruz…

 

Yolumuzu yine Talat Turhan aydınlatıyor

 

SOA hakkında bir hayli hacimli bir literatür bulunuyor. Bunlardan sadece bir kısmına değinip kısa bir özet yapmak bile bu yazının hacmini bir hayli aşar.

 

Buna benzer birçok konuda öncülük ettiği gibi SOA’yı da Türkiye’de ilk defa yazan kişinin, “Atatürk’ün Yarbayı” Talat Turhan olduğunu görmek bizi şaşırtmıyor. Kendisi, yarım asrı aşan mücadelesiyle, yorulmak bilmeyen çalışkanlığı ve disipliniyle ve 88 yaşında eser üretmeye devam ederek sergilediği mücadele azmiyle anıtlaşmış bir şahsiyet ve örnek bir devrimci…

 

Talat Turhan, gerek 1960’lı yıllardan bu yana çeşitli makaleleriyle ve gerekse Bomba Dâvâsı I-II, Kontrgerilla Cumhuriyeti, Emperyalizmin Bataklığında İstihbarat Örgütleri (Doruk Operasyonu), Çeteleşme, Devrimci Bir Kurmay Subayın Etkinlikleri I-II, Küresel Çete, Derin Devlet, Küreselleşmenin Şifresi, Kontrgerilla Düzeni ve daha birçok kitaplarıyla küresel emperyalizmin örgütlerini ve Türkiye’deki uzantılarını isim ve kurumlarıyla deşifre etmeye devam ediyor. Üstelik egemen güçlerin sayısız “vaad” ve tehditlerine, “aydın” çevrelerin hem ondan yararlanıp hem de görmezden gelen çıkarcı yaklaşımlarına ve bizzat içinden çıktığı ocak tarafından orduevi giriş kartının elinden alınması gibi davranışlara mâruz kalmasına rağmen bu mücadelesinden vazgeçmiyor.

 

(1 gün fazla yaşamayı, mücadelesinin bir parçası olarak gören ve her günü de mücadeleyle geçen Talat Turhan, 26 Temmuz 2017’de 93 yaşında, arkasında 32 kitap, sayısız makale, söyleşiler, TV programları ve biz manevî evlatlarını bırakarak aramızdan ayrıldı. Yaşamını adadığı mücadelesini elimizden geldiğince sürdürmeyi bir borç sayıyoruz.)

 

Özgürlük Barış Kardeşlik (!)

 

Bu noktada bir de Roy Burguois tarafından kurulan SOA-Watch adında bir insan hakları örgütünün yıllardır bu “okul”a karşı çeşitli eylem, yazı ve medya faaliyetlerini içeren kararlı bir mücadele yürüttüğünü belirtelim. Bu örgütün aktardığı verilere göre 1946’dan bu yana SOA mezunlarının ülkelere göre dağılımı şöyledir:

 

Arjantin:                931 Bolivya:       4.049 Brezilya:          355
Şili:                     2.405 Kolombiya:  8.679 Kosta Rika:   2.376
Dominik Cum.:   2.330 Ekvador:     2.356 El Salvador:  6.776
Guatemala:         1.676 Honduras:   3.691 Nikaragua:    4.693
Panama:             4.235 Paraguay:    1.084 Peru:             3.997
Uruguay:               931 Venezuela:   3.250 TOPLAM:   53.814

 

En fazla mezun sayısının, dünyanın en önde gelen uyuşturucu/kokain ülkelerinden biri olan ve Medellin Karteliyle, Escobar gibi uyuşturucu baronlarıyla ünlü Kolombiya’dan olması tesadüf mü acaba?

 

Bütün bu ülkelerde 50 yıldır işlenen cinayet ve suikastlara karışan ve mahkeme kararlarıyla kesinleşmiş cezalar alan subayların %75’inin SOA mezunu olması da tesadüftür şüphesiz.

 

 

 

 

 

 

Okulun ambleminde 2001’de değiştirilen ismi WHINSEC’in açılımı görülmektedir. Department of Defense ifadesi de ABD Savunma Bakanlığına bağlı olduğunu gösteriyor. Ayrıca Malta Haçı ve Tapınak Şövalyesi kılıcı sembolleri dikkat çekiyor. Bu sembollerin hemen altında ise İspanyolca “Libertad Paz Fraternidad” yani “Özgürlük Barış Kardeşlik” (!!!) yazıyor. Siz bunu, “Golpe Tortura Masacre” yani “Darbe İşkence Katliam” olarak okuyabilirsiniz.

 

Daha detaylı bilgi edinmek isteyen okuyucular, internetten ilgili kelimelerle yapacakları bir aramayla bol miktarda malzemeye ulaşabilirler.

 

“Darbelere karşıyız” demek yeterli mi?

 

Bu kadar bilgi aktarımıyla yetinip sonuca gidecek olursak, bu “okul” ve burada verilen “eğitim” her ne kadar ağırlıklı olarak Latin Amerika ülkelerine yönelik olsa da, dünya genelindeki darbe ve diktatörlüklerin kaynağını ortaya koyan bir model olması bakımından önemli. Diğer ülkelerdeki darbeci ve diktatörlerin yöntemleri de Latin Amerika ülkelerinden pek farklı değil. Roy Burguois, SOA’da Türkiye’den subayların da eğitildiğini iddia ederek, SOA’nın Ortadoğu’ya yönelik faaliyetlerinin aslında pek araştırılmadığını belirtiyor.

 

SOA, kendi alanındaki tek okul değil elbette. Sadece ABD topraklarında bile çok sayıda benzeri var ve bu okullarda sadece subaylar eğitilmiyor. İstihbarat, narkotik, terörle mücadele gibi alanlarda çalışan polis güçleri de buralarda “eğitilerek” Amerikancı polis devletlerinin kadroları sağlanıyor.

 

SOA/WHINSEC’de ve ABD’deki benzer okullarda verilen “eğitim”in en temel özelliği ise, eğitim süresi boyunca diğer ülkelerden gelen subay ve polislerdeki her türlü “yerel değer”i yok etmek ve tamamen Amerikan değerlerinden oluşan bir “enternasyonalizm” yaratmak. Buradan mezun olup kendi ülkelerine dönen personel, her ne kadar “milliyetçi” ve “mukaddesatçı” olduklarını iddia etseler de sonuçta hepsi Amerikan emperyalizmine hizmet etmiş oluyorlar.

 

Dünyanın her yerindeki darbeler ve diktatörlükler Amerikan tezgâhı olduğuna göre, ABD’nin de bütün bu kadroları Amerikancı bir eğitimden geçirmesinde şaşılacak bir yan bulunmuyor. Hatta bunun, istisnası olmayan bir kural olduğu bile söylenebilir. Darbeler Amerikan tezgâhı olunca darbeciler de kendi ülkelerinden çok ABD’ye bağlı kuklalar olmaktadır.

 

O halde, “darbeye ve darbecilere karşıyız” demek, aslında ABD emperyalizmine karşı olmak demektir. Eğer böyle değilse, darbe karşıtlığı bomboş bir slogan olmaktan öteye geçmez.

 

(15 Temmuz 2016’da yaşadığımız alçakça saldırı ve darbe girişimiyle herhalde bu saptamalar en vahim şekilde doğrulanmış oldu. Fakat ne gariptir ki, 15 Temmuz sonrasında da darbeler ve darbe karşıtlığı üzerine binlerce yazı ve TV programı yayınlanmış olmasına rağmen hiç kimse SOA’dan söz etmedi.)

 

(*) Lesley Gill, The School of Americas, Duke Üniversity Press, Durham and London, 2004. Bu kitap, “Darbeciler Okulu” adıyla 2009 yılında Sosyal İnsan Yayınları tarafından Türkçe’ye çevrilmiş.

Bir cevap yazın