Askeri Darbelerin Türkiye Ekonomisine Etkileri

Türk Ekonomisi uzun yıllardır güçlü bir seviyeye ulaşamadığından ve gelişmekte olan bir ekonomik yapıya sahip olduğundan dolayı kendi gelişim sürecini ve performansını sadece alınan ekonomik kararlara bakarak değerlendirmek yanıltıcı olur. Cumhuriyetin ilanından sonraki süreçte Türkiye ekonomik krizler, büyük buhranlar ve çeşitli toplumsal olaylar yaşamıştır. Bu krizlerin ve buhranların oluşmasında ise ekonomik kararlardan daha çok siyasi ve askeri olaylar etkili olmuştur. Bu yazımda Cumhuriyet döneminde yaşanan askeri darbelerin ve darbe girişimlerinin Türk Ekonomisine nasıl etki ettiğini ele alacağım.

Türkiye Cumhuriyeti silah ile yapılan ilk askeri darbeyle 1960 yılında tanıştı. 1960 ve 1980 yıllarında Türk Silahlı Kuvvetleri devlet yönetimine bizzat el koymuştur. 1971 ve 1997 yılında yapılan askeri darbe girişimleri yönetime el koymadan hükümetin düşürülmesi ile sonuçlanmıştır. 2016 Yılında ise Türkiye Cumhuriyet’ini ele geçirmek isteyen ve devletin tüm kurumlarına sistematik olarak yerleştirilen ve TSK’nın üst rütbelerinde öbeklenen teröristler darbe girişiminde bulunmuşlardır. Bu girişim terör olayı olarak ele alınsa da TSK’nın darbe girişimi olarak tarihe geçmiştir.

27 Mayıs 1960’da askeri darbe girişiminde tutuklanan Başbakan Adnan Menderes’in darbe sonrasındaki yargılanma şekli, Menderes’in özel hayatının dava sürecine dahil edilmesi ve dava sonucunda olan idam kararları, Türk Demokrasi tarihinde üzücü bir olay olarak yerini almıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk askeri darbesi olan 27 Mayıs’ın etkisini anlayabilmek için gerçekleştiği tarihten önceki siyasi ve ekonomik durumu bilmek gerekmektedir. Bu yüzden 27 Mayıs’a kadar ki süreçte Demokrat Parti’nin yapmış olduğu uygulamaları anlatmakta fayda vardır. Amerika Birleşik Devleti’nin isteğiyle seferberlik Tetkik Kurulu ismiyle 1954’de Kontgerilla’yı bu ülkede kuran Demokrat Parti İktidarıdır. Köy Enstitüleri’ni ve Halk Evlerini kapatan, Nazım Hikmet’i vatandaşlıktan çıkaran,  6-7 Eylül olaylarını düzenlenmesine izin veren, üniversitede genç beyinlere baskı uygulayan, Turan Emeksiz’i koruyamayan, basına sansür uygulayıp, gazeteci aydınları tutuklayan, yargı bağımsızlığını ortadan kaldıran ve Mecliste kendi milletvekillerinden oluşan Tahkikat Komisyonu (Soruşturma)’nu kurup bu heyete mahkeme yetkisi veren Adnan Menderes hükümetidir. Bu siyasi baskıların olduğu bu dönemde özellikle, Demokratik Parti İktidarının 1954 yılından sonra aldığı yanlış ekonomik kararlar sonucunda Türkiye dış borçlarını ödeyemez hale gelmiştir. Adnan Menderes İktidarı’nın iktisadi olarak aldığı yanlış kararlar, ekonomiye ağır darbe vurmuştur. Bu yanlış kararların birincisi ekonomide Liberasyon(serbest piyasa) modelinin uygulaması, diğeri ise ücretlerde narh (devlet tarafından belirlenen ücret) konulmasıdır. Bu denemeler sonucunda ekonomi daha da geri dönülmez bir yola girmiş oldu. Adnan Menderes Hükümeti dış borcunu ödeyemez hale gelince Moratoryum (devletin ödeme süresi gelmiş borçlarını yasayla ertelemesi) ilan etti. Bu gelişmelerin sonucunda siyasi krize ekonomik krizde eklenince ülke dar boğaza sürüklendi. Demokrat Parti Hükümeti 1956 Yılında yaşanması muhtemel bir ekonomik krizi engellemek ve ithal malların Türkiye’de fiyatların kontrolünü sağlamak için Milli Koruma Kanunu çıkarttı. Bu kanunun amacı karaborsacıları cezalandırmaktı ama beklenenin dışında bir müdahale olması karaborsa piyasasını daha da büyüttü. 1956 yılında çıkan Milli Koruma Kanunu, 2018 yılında çıkan Türk Lirasını Koruma Kanunu ve günümüzde uygulanan Enflasyon ile Mücadele Projesi çerçevesinde yapılan denetimlere çok benzemektedir. 1956 yılında uygulanmaya başlayan tedbirler o kadar sertti ki ürünü fazla fiyattan satan esnaf 1 Yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına çarptırılıyordu. Ayrıca bu dönemde Merkez Bankası üzerinden ithalatla yapılan devlet garantili döviz transferleri Türkiye Cumhuriyeti’nin döviz ve altın rezervlerini eritti.  Rezervlerin erimesinden ötürü Liberasyon Sisteminden vazgeçildi. Demokrat Parti’nin yanlış uygulamaları, 1958 Yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük devalüasyonlarından birini yaşattı. Devalüasyon sonucunda 1 Dolar 2.80 kuruştan 9,00 TL’ye çıktı. Bu süreç ithal ürünlerin fiyatlarında yüksek artışa sebep olup yüksek enflasyon olarak Türk Ekonomisine yansıdı. Enflasyon değerleri 1958 de %14,3 ve 1959 yılında %19 olarak karşımıza çıktı. 1950-1960 yılları arasında Türkiye toplam 3.389 Milyar Dolar Kredi borcu öderken; kullanılan kredinin 376,6 Milyon Dolar olması, Türk Ekonomisinin ne kadar kötü olduğunun bir göstergesi olmuştur. Bu faizler ise vadesi geldiği halde ödenmemiş ariyere borç olarak bilinen borçlardan oluşmuştur. Demokrat Parti iktidara gelirken en çok eleştirdiği İkinci Dünya Savaşı’ndan dolayı yaşanan gıdada karne uygulamasını kendisi kullanmak zorunda kalmıştır. Ayrıca 1954’de buğday ithalatına, 1956’da kahvede karne uygulaması, 1957’de akaryakıtta karne uygulamasına başlandı. Ve en ilginci 1958’de gazinolarda zam konusunda espri yapmak yasaklandı. Siyasi krizin yanına, ekonomik kriz eklenince hayat pahalığı konusunda Brezilya’dan sonra Türkiye ikinci oldu.

1960 yılında Türkiye Cumhuriyeti büyük bir ekonomik krize sürüklenmekteydi. 1950-1960 yılları arasında Türkiye aldığı borçları ödeyemez hale getirilmişti. Menderes hükümeti krizden kurtulmanın yolunu diğer ülkelerden dış borçtan geçtiğini düşünerek borç bulabilmek için yurt dışı turlarına başlamıştı. Kötüye giden bu ekonomik şartlarda gerçekleşen 27 Mayıs Askeri Darbesi ile ekonominin iyiye gitmesi beklenemezdi. Dünyada yaşanan askeri darbe sonuçlarında olduğu gibi 27 Mayıs sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılan yatırımlar azalmış, piyasalarda ise Cumhuriyet’in ilk askeri darbe olması nedeniyle korku ve belirsizlik yaşanmıştır. 27 Mayıs öncesinde yaşanan ekonomik dar boğaza, askeri darbe de eklenince ekonomik kayıplar fazlalaşmıştır.

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (1968) Bazlı

GSH  (Milyon TL)                                      Büyüme Oranı

1959       69.373                                                 4,6

1960        71.391                                                2,9

1961       72.619                                                 1,7

1962       77.030                                                 6,1

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’da gösterdiği gibi 27 Mayıs Askeri Darbe sonrasında Türkiye darbeden önceki eski büyüme oranlarını kısa sürede yakalamıştır. Buradaki en önemli etki 1961 Anayasasının getirdiği güçlü demokrasi, güçler ayrılığı ilkesi, bağımsız devlet organları etkili olmuştur. 1961 Anayasası o yıllar için ilerici ve özgürlükçü bir anayasa olarak ön plana çıkıyordu. Ayrıca 1961 Anayasası işçilere sendikalaşma, grev ve özgürlük hakkı da getirmiştir.

Türkiye’de amacına ulaşan ikinci darbesi 12 Mart 1971’de 1961 Anayasa’sının getirdiği ulusal ve sınıfsal bilinçlenmesine karşı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin dört komutanı tarafından hükümete muhtıra verilip istifası sağlanarak gerçekleşmiştir. 12 Mart Darbesi, 27 Mayıs darbesinden farklı olarak yönetim organlarına el konulmadan sivil yönetiminin devamı sağlanarak gerçekleşmiştir. Bu muhtıra sonucunda gerçekleşen 68 kuşağına yönelik tutuklamalar ve idamlar toplumda derin acılar yaşatmıştır. 12 Mart Darbesi’nde askeri yönetime geçilmediği için ekonomik etkisi 27 Mayıs gibi keskin olmamıştır. 1970 Yılında 533 Dolar olan Milli gelir 1971 Yılında 465 Dolara gerileyerek yüzde 15’lik bir kayıp yaşatmıştır.

Dünyada 1970’li yılların başında etkili olan ekonomik bunalım ülkelere ekonomik kriz olarak yansıdı. Emperyalist devletler bu krizden dolayı kar oranı düşen kendi kurumlarının kazancını arttırmak için işçi ücretlerini ve yan haklarını azaltma yolunu tercih etmişlerdir. Bu uygulamayı siyasi yolla yapamayan küresel sermaye; Şili’de 1973’de gerçekleşen askeri darbesiyle işçi haklarının azaltılmasına zemin hazırlamıştır, 1980 yılında İngiltere’de ise Demir Leydi lakaplı Magret Thatcher’in işçi grevlerinde yürüttüğü savaşla bu operasyonu gerçekleştirmiştir. Thatcher’in kazandığı savaşı küresel sermayenin en büyük zaferi olarak karşımıza çıkmıştır. Türkiye’de küresel sermayenin zaferi ise 12 Eylül 1980 darbesi ile gerçekleşecektir.

12 Eylül 1980 tarihine kadar ki süreçte ise Türkiye dış ödeme güçlükleri ve yüksek oranda fiyat artışları sonucunda ağır bir bunalımla karşı karşıya kalmıştır. Enflasyon ise 10 Yıl öncesinden 10 kat fazlalaşmıştır. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra Türkiye’ye uygulanan ambargonun etkisi, savunma masraflarının artışı, hükümetlerin aldığı yardımlarının kesilmesi, Türk Ekonomisini çok sert bir şekilde etkilemiştir. 24 Ocak 1980’de dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ve Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal tarafından hayata geçirilen İstikrar Önlemleri Kararları sermaye patronları hariç işçi, memur, köylüyü ezip geçmiştir. 24 Ocak Karar’ları olarak anılan bu kararlarda Türkiye Liberal Ekonomiye yani Serbest Piyasa Ekonomisine geçişi ön görülüyordu. Bu kararların sendikalı, örgütlü bir halka uygulanması çok kolay değildi ve Türkiye’nin serbest piyasa ekonomisine hazır olmadığından gerçekleşmesi de çok zordu ta ki 12 Eylül 1980 Askeri darbesine kadar. 12 Eylül Askeri Darbesi Ordu Komuta Zinciri’nin Türkiye‘de gerçekleştirdiği üçüncü müdahalesi olarak tarihe geçti. 12 Eylül Askeri Darbesi Türkiye’ye ekonomik, siyasi hem de psikolojik olarak çok büyük etkiler yaşattı. 12 Eylül Darbesi sonrasında yaratılan muhalifsiz Türkiye’de 24 Ocak Kararları hayata geçirilmiştir. Bu kararlar Türkiye’nin gelir dağılımının değişmesine sebep olmuştur, özellikle zengini daha zengin, fakiri ise daha da fakirleşmesine neden olmuştur. 24 Ocak Kararları’nın en önemli özelliklerinden biri olan yüksek faiz uygulaması Türkiye Devleti’nin Hazinesini serbest piyasa ekonomisine mahkûm edip, faizle beslenen bir sermaye yaratmasına sebep olmuştur. Sermaye patronları ise üreterek para kazanmak yerine, faizle geçinmeyi tercih edince işsizliği arttırmış ve büyük şehirlere göç dalgası başlatmıştır. 1979 Yılında 1860 Dolar olan kişi başına düşen milli gelir 1981 yılında 1518 Dolara, 1984 Yılında 1195 Dolara gerilemiştir. Türkiye 1979 yılının koşullarını ancak 1989 yılında yakalayacaktı. 12 Eylül darbesi Türkiye’yi ekonomik olarak en az 10 Yıl geriye götürdü.

1990’lı yıllar ise Türkiye’de ekonomik ve siyasi alanda krizlerin devamlı görüldüğü bir dönem olmuştur. 1994 yılında 24 Ocak Kararlarının gelişmişi olan 5 Nisan Kararları’yla Türkiye küresel pazara geri dönüşü olmayacak şekilde bağlanmıştır. Hükümetlerin küreselleşme ve liberalleşme aşkı ileriki yıllarda Türkiye Cumhuriyeti’ne derin ekonomik krizlere sebep olacaktır. Ayrıca bu dönemde Türkiye irticai ve terör sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır.

Post Modern darbe olarak anılan 28 Şubat 1997 tarihinde toplanan Milli Güvenlik Kurulu toplantısından alınan kararlarla hükümetin düşürülmesi sağlanmıştır. 28 Şubat’a sebep olan sürecin 1995 Genel seçimlerinden sonra 1996’da kurulan Refah – Yol Koalisyonu’nun hükümette kaldığı süre boyunca gerçekleşmesine göz yumulan irticai ve gerici toplumsal olayların sebep olduğu bilinmektedir. Bu sürecin hafızada kalan en önemli olaylarından birkaçı ise; dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’ın Kaddafi’nin çadırını ziyaret esnasında yaşadığı olay ve tepkisiz kalması, Şeriat ve Hizbullah gösterilerinin çoğalması ve bu gösterilere Refah Partisi’nin Milletvekilleri’nin destek söylemleri, Susurluk Kazasından sonra Erbakan’ın yorumları, iki kez Star TV’nin kadın muhabirlerinin saldırıya uğramasıdır. 28 Şubat’a en büyük sebep gösterilen olay ise Erbakan’ın tarikat lideriyle yaptığı iftar yemeği organizasyonudur. 28 Şubat 1997’de toplanan Milli Güvenlik Kurulunda alınan kararların etkisi geçmeden Mayıs ayında Refah Partisi’ne açılan kapatma davası eklenince bu girişim Haziran ayında Erbakan’ın istifası ile sonlanmış olacaktı. 28 Şubat’ın ekonomiye etkisi tam anlaşılmadan; 1998 yılında dünyada yaşanan küresel kriz Türk Ekonomisini derinden etkilemişti. Yaşanan darbe girişimin ve küresel krizin sonucunda Borsa bir önce ki yıla göre  %13 değer kaybetti; yabancı yatırımcılar ise Türkiye’den 6 Milyar Dolarını geri çekti. Türkiye, 28 Şubat’ın ekonomik ve siyasi etkilerinin üstüne bir de Küresel Kriz’in etkileri eklenince krizin derinliği daha derinleşti. Diğer darbeler gibi 28 Şubat’ı tek başına etkilerini anlatmak doğru olmamakla birlikte gerçekçi olmaz.

28 Şubat Muhtırası irticai gruplarla mücadele için yapıldığı bilinirken, o yıllarda devlet güçlü bir örgüte ve ekonomik güce sahip olan Fethullah Gülen terör örgütü ile mücadele edilmemişti, hatta üstüne televizyonlarda, uluslararası davetlerde bu teröristler boy gösterecekti. Aynı zamanda bu terör örgütü 1999 yılına kadar hem siyasi hem de ekonomik altın çağını yaşayacaktı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin rejim düşmanı ve masum insanların katili olan Fethullah Gülen, 1980 yılında başlattığı terör faaliyetlerini yürüten hem iç hem de dış güçler tarafından destekli bu örgüt üyeler, 2016 yılına kadar devletin spordan, askeri kurumlara kadar tüm devlet organlarını ele geçirecekti. Devlet kurumların kontrolünü ele geçirmeleri,  özellikle 2010 Referandumundan sonra gerçekleşen Şike davası, Balyoz ve Ergenekon davalarıyla bu süreci hızlandıracaktı. Bu dönemde AKP İktidarı ile bu örgüt arasında olan iyi ilişkiler 17 – 25 Aralık operasyonları ile bozulacak ve karşılıklı bir savaş başlayacaktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘’Ne istediler de vermedik ‘’ ve ‘’İnlerine Gireceğiz’’ sözleriyle bu ilişkinin boyutunu daha net anlatacaktır.

Bu örgüt 15 Temmuz 2016 günü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içinde bulunan terör örgütü üyeleri başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminde bulunmuştur. Bu girişimi halkın iradesi, emniyet güçlerinin doğru müdahalesi ve emir komuta zincirinin bu girişimin altında olmaması darbe girişimini başarısız kılan etkenlerden olmuştur. Darbe girişimi ve 20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen Ohal ekonomiyi büyük bir sekteye uğratmıştır. Darbe girişiminden ve Ohal’in ilanından sonra oluşan güvensizlik ortamı yerli ve yabancı yatırımların durma noktasına gelmesine neden olmuştur. Dolar kuru 15 Temmuz’da 2,89 TL seviyesindeyken darbe girişimi haberleriyle uluslararası piyasalarda 3,05 TL’ye kadar yükseldi 2018 Ocak ayında Dolar 4 TL’yi görecekti. Borsa İstanbul’un BIST 100 endeksinde 18 Temmuz günü yüzde 7,08’lik düşüş görüldü. 15 Temmuz’dan sonraki haftada yabancıların dövizden çıkışları 460 milyon dolar oldu. Bu güvensizlik ortamında işsizlik son 7 yılın rekorunu kırarak % 13’lere çıkacaktı. Bu süreçte ise Fetö terör örgütü ile bağı olduğu tespit edilen 879 şirkete TMSF’ye devredildi ya da kayyum atandı. Bu şirketlerin toplam büyüklüğü 40.1 milyar dolar olduğu açıklanmıştır. Bu süreçte güven ortamı ve ekonomik canlılık yaratmak isteyen hükümet tarafından çeşitli uygulamalar hayata geçirildi. Bu uygulamalar devletin kaynakları ciddi bir şekilde azaltmıştır. Bu süreç Türkiye’nin günümüzde yaşadığı ekonomik sıkıntıların sebeplerinden bir tanesi olmuştur.

 

Aykut Can KIZILDOGAN

Kaynaklar

1)   Öfkeli Yıllar, Altan Öymen, 5. Baskı

2)   Menderes Demokrasi Yıldızı?, Şevket Çizmeli, 3. baskı,

4)   El-Cevap, Sinan Meydan,

7)   Değişim Yılları, Altan Öymen,

8)   Menderes Döneminde Ordu-Siyaset İlişkileri ve 27 Mayıs İhtilali,

9)   Değişim Yılları, Altan Öymen,

 

 

Aykut Can KIZILDOĞAN

 

Bir cevap yazın