PASTÖR KRİZİ’NİN GÖLGESİNDE TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ’NE BAKIŞ

 

ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gerilmesinde İzmir’deki Protestan cemaatine ait Diriliş Kilisesi’nin ABD’li Pastör Andrew Craig Brunson’ın yaklaşık 2 yıldır süren tutukluluğu sebep gösteriliyor ancak bilindiği üzere Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin gerginleşmesindeki temel sebebin bu olmadığı apaçık ortadadır. Çalışmanın içerisinde Türkiye ile ABD arasındaki krizin tüm sebeplerini irdeleyeceğiz. En başta sorunun temel kaynağı olarak anılan Diriliş Kilisesi’nin ABD’li Pastör Andrew Craig Brunson’ın kim olduğu ve hangi konularda suçlandığını irdelemekte fayda vardır.

ABD’li Pastör Andrew Craig Brunson Kimdir?

ABD’nin North Carolina eyaletinde doğan 50 yaşındaki Brunson, 23 yıldır eşiyle beraber Türkiye’de yaşamaktadır. İzmir’de Protestan cemaatine ait Diriliş Kilisesi’ni kurmuş ve kilisenin Pastör’lüğünü yapmıştır. 2016 yılında eşiyle birlikte Türkiye’de süresiz oturma izni için başvuruda bulunduysa da iddianamede yer alan yazışmalara göre, İçişleri Bakanlığı, Ağustos 2016’da yazdığı yazıyla süresiz oturma izni başvurusunun “kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından” uygun bulunmadığını ve reddedildiğini belirtti. Brunson ve eşi Ekim 2016’da İzmir Alsancak Polis Karakolu’na çağrıldı. Burada sınır dışı edilmek üzere gözaltına alındılar. Eşi Norine Brunson, 13 gün sonra serbest bırakıldı. Brunson daha sonra sınır dışı edilmek üzere Bornova ilçesindeki Geri Gönderme Merkezi’ne sevk edildi. Brunson burada sınır dışı edilmeyi beklerken, Aralık 2016’da Fethullah Gülen Cemaati’ne üye olmak suçlamasıyla aynı gün içinde önce gözaltına alındı, daha sonra da tutuklandı. Andrew Craig Brunson’ın tutukluluğu 25 Temmuz’da ev hapsine çevrildi. Halen ev hapsinde tutulan ve hakkında yurt dışına çıkış yasağı bulunan Brunson İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, ev hapsi süresi boyunca elektronik kelepçe takılmasına da hükmetti.

ABD’li Pastör Andrew Craig Brunson Ne ile Suçlanıyor?

Bruson hakkındaki iddianame tutuklanmasından yaklaşık 1,5 yıl sonra hazırlandı ve Mart 2018’de İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede, Brunson’a hem Fethullah Gülen Cemaati hem de PKK adına suç işlediği suçlaması yöneltildi. Brunson için “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlediği” gerekçesiyle 15 yıla kadar, “devletin gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etmek” suçlamasından 20 yıla kadar hapis cezası istendi. İddianameye göre, Brunson’ın Gülen yapılanmasına üye bazı isimlerle görüşmeler yaptığı belirtildi. Brunson’ın temas kurduğu isimler arasında Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Başkanı Taner Kılıç’ın da yer aldığı öne sürüldü. İddianamede kilisesinde PKK ile Gülen Cemaati’ni “övücü ve bölücü içerikli konuşmalar” yapmakla suçlanan Brunson’ın evindeki aramalarda “çok sayıda dijital materyal” ele geçirildiği vurgulandı. Brunson’ın ayrıca Mayıs ve Haziran 2013’deki Gezi Olaylarının organizatörlerinden birisi olduğu da iddia edildi. Aslında hakkındaki tartışmalar Brunson’ın son olarak görev yaptığı Kilisenin kuruluşundan öncesine dayanıyor. Hıristiyan bir tanığın iddianamede yer bulan ifadelerinde 2008-2009 yıllarında Brunson’ın İzmir’in Basmane semtindeki Yeni Doğuş Kilisesi’nde teröre destek verdiği için kovulduğu iddiası yer almaktadır. Sanık bu olayın ardından 1,5 ay Amerika’da kalıp Türkiye’ye geri döndükten sonra bir hafta içersin de Diriliş Kilisesi’ni kurmuştur. Tanık beyanlarında bu kiliseye bomba eğitimi almış kişiler ve terör örgütlerinin yandaşlarının geldiği, kilisenin alt katında ayin yapılırken üst katında cemaatin giremediği ancak örgüt üyelerinin rahatça girip kullanabildikleri iki odanın bulunduğu ve bu odalarda üzerleri işaretli Türk bayrakları ve PKK broşürlerinin yer aldığı kolilerin istiflendiği iddia edilmektedir.

 

ABD’li Pastör Andrew Craig Brunson İddialar Hakkında Ne Diyor?

Brunson, Ağustos 2017’de bir kez daha tutuklanması talebinin değerlendirildiği celseye SEGBİS aracılığıyla katıldı. Burada verdiği ifadede Brunson, hakkındaki tüm iddiaları reddetti. Türk medyasına yansıyan haberlere göre Brunson, “Hayatım boyunca hiçbir Fetullahçı ile tanışmadım. Toplantılarına hiç katılmadım. Ben kilise kurdum. Casusluk yapmadım. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü destekliyorum. Benim derdim İsa Mesih’i anlatmaktadır. Fetullahçı terör örgütüyle hiçbir bağlantım yoktur. Ne zaman nerede ve nasıl casusluk yaptım açıklanmasını istiyorum” dedi. Brunson, avukatları ve ailesi ise bu iddiaların tamamını reddetmiştir. Avukatı İsmail Cem Halavurt’da yaptığı açıklamalarda, iddiaların asılsız olduğunu beyan etmiştir. İsmail Cem Halavurt, “Brunson’ın inancından ötürü tutuklandığını ortaya koyan kanıtlar var” dedi. Dava öncesinde Amerikan NBC News Televizyonu’na konuşan Brunson’ın kızı Jacqueline Furnari de, “Babam yanlış bir şey yapmadı. Barışçıl, sevgi dolu bir adam, o bir pastör. Bu suçlamaların tamamı saçmalık” diye konuştu. Pastör’ün hapiste geçirdiği süre içerisinde 25 kilo verdiği ve depresyona girdiği de öne sürüldü. Brunson davasında ev hapsi kararının çıktığı 25 Temmuz’daki oturuma kadar üç duruşma görüldü. Brunson’ın bir sonraki duruşması 12 Ekim’de görülecek.

ABD’nin Türkiye’ye Yönelik Yaptırım Kararlarına Değinecek Olursak;

Türkiye’de ev hapsinde bulunan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) vatandaşı Pastör Andrew Brunson’ın serbest bırakılmaması gerekçesiyle ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya paylaşımında, “ABD, Türkiye’ye büyük Hristiyan, aile adamı ve mükemmel bir insan olan Pastör Andrew Brunson’un uzun süreli tutukluluğu için büyük yaptırımlar uygulayacak. Bu masum inanç adamı derhal serbest bırakılmalı!” ifadelerini kullandı ve ardından yaptırımlar gelmeye başladı. Washington 2 Ağustos 2018 tarihinde, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e yaptırım uygulama kararı aldı. ABD Başkanı Donald Trump ayrıca Türkiye’den satın alınan çelik ve alüminyumda gümrük vergisinin iki katına çıkarılması yasasını onayladığını açıkladı.

ABD’de yaptırım programlarını uygulayan kuruluş Hazine Bakanlığı’na bağlı olan Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi’dir (OFAC).

OFAC’ın uyguladığı yaptırımlar iki ana gruba ayrılıyor:

  1. Hükümetlere yönelik olan ve tüm ülkeyi kapsayan yaptırımlar
  2. Gerçek ya da tüzel kişilerin yurtdışı varlıklarına yönelik yaptırımlar

Türkiye’de iki bakana yönelik olarak açıklanan yaptırımlar ikinci grupta yer alıyor.

İlk gruptaki yaptırımlar ise söz konusu ülkenin ekonomisini hedef alan ve daha geniş kapsamlı sonuçları olan adımlar olarak kabul ediliyor.

Türkiye ABD’nin uygulamış olduğu yaptırımlara sessiz kalmamıştır ve ABD’nin Türkiye’nin iç işlerine müdahale etmemesini sürekli vurgulamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada; ”ABD’nin uygulamış olduğu bakanlara yönelik söz konusu karar ne devlet ciddiyetiyle bağdaşmakta ne de hukuk ve adalet kavramlarıyla izah edilebilmektedir.” şeklinde olmuştur.

Yukarıda değindiğimiz gibi ABD ile Türkiye’nin arasında yaşanan krizin tek sebebi bunlar değildir.

  1. FETÖ Lideri’nin ABD’de tutulması ve hiçbir soruşturmaya tabi tutulmaması. Türkiye’nin FETÖ Lideri’nin iade edilmesi için bütün hukuki süreçleri yürütmesine rağmen ABD tarafından iadesinin gerçekleşmemesi.
  2. Suriye’nin kuzeyinde ABD tarafından YPG’ye askeri ve lojistik yardım (ABD’nin PKK ve YPG unsurlarını kendi himayesi altına alması.)
  3. Rıza Sarraf ile başlayan Halkbank’la ilişkilendirilen dava. Hakan Atilla olarak sürmekte olan dava.
  4. Halen devam etmekte olan Füze krizi( Rusya’dan s-400 alınması halinde ABD’nin F-35 vermeyeceğini açıklaması.)
  5. Son sebepte İzmir’deki Protestan cemaatine ait Diriliş Kilisesi’nin ABD’li Pastörü Andrew Craig Brunson’ın yaklaşık 2 yıldır tutuklu olması.

 

ABD’nin Türkiye’ye ve başta Çin ve AB olmak üzere İran, Kuzey Kore ve Rusya’ya karşı açmış olduğu ticaret savaşından dolayı Dolar, Euro ve Altın’daki yükseliş doğrudan Türk ekonomisini de etkilemiştir. Türkiye yaşanan bu ticaret savaşından minimum hasar ile çıkmaya çalışmaktadır. ABD mallarına ek gümrük vergisi getirilmiş ve kotalar koyulmuştur. Yerli üretim teşvik edilmiş yerli malların tercih edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ancak Türkiye’nin geçmişte unuttuğu ya da üstünde çok durmadığı bir olay yaşanmıştı. Bu olay 1975-1978 yılları arasında ABD’nin Türkiye’ye uygulamış olduğu ambargo sebebiyle ekonomide başlayan çöküş, Türkiye’de yıllarca sürecek olan yüksek enflasyonu ve 2006 yılına kadar geçen sürede 200 milyar doları bulan dış borcu ortaya çıkarmıştır. Bu dönemde görülen en olumlu gelişme, Türk Milli Savunma Sanayi’nin kurulması yolunda atılan adımlar olmuştur. Bugün de gelinen nokta bize ABD’nin Türkiye’nin çıkarlarına saygı duymayan bir ülke olduğunu ve realiteye bakıldığında müttefiklik ruhuna yakışan tavır ve tutumlar sergilemediği görülmektedir.

ABD’nin Türkiye’ye Pastörü Andrew Craig Brunson davası öne sürülerek uygulamış olduğu ambargo ve Türkiye’nin doğrudan egemenlik haklarına yönelik açıklamalarını uluslararası hukuk açısından değerlendirecek olursak; Brunson hakkında verilen karar sonrasında, ABD uluslararası hukukta “diplomatik koruma” hakkı bağlamında birtakım haklara sahip olabilmektedir. Ancak, ABD bu hakkı kullanmak yerine, Türkiye’nin doğrudan egemenliğine müdahale etmeye çalışarak, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Mahkemesinin kararlarını eleştirmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin iki bakanına karşı yaptırım uygulamayı tercih etmiştir.

Uluslararası hukukun temel ilkelerinden birisi de içişlerine karışmama ilkesidir. Bu çerçevenin içine özellikle bir devletin siyasal ve ekonomik düzeni, kimi toplumsal ve kültürel işler girmektedir. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti mahkemesinin vermiş olduğu bir karara karşı müdahalede bulunma girişimi, içişlerine karışma ve egemenliğe müdahale şeklinde değerlendirilmektedir. ABD Hazine Bakanlığı, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün ABD’deki mal varlıkları ve mal varlıklarından elde edebilecekleri faiz gelirlerini dondurması ve ABD vatandaşlarının bakanlarla herhangi bir iş ve işlem yapması yasaklaması, ABD iç hukuk sistemini ilgilendiren bir karar olduğundan, Türkiye açısından bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Ayrıca ABD konuyu uluslararası mahkemelere taşıma girişiminde de bulunmamıştır.

Türkiye ile ABD arasında yaşanan kriz kısa vadede çözülecek gibi gözükmemektedir çünkü Trump’ın yönetime gelmesinden sonra ABD’nin dış politikası ve iç siyasetinde ciddi sorunlar yaşandığı görülmektedir. Trump’ın uluslararası ilişkilerde kullandığı hamaset dili; ABD’nin, bırakın Rusya ve Çin’i, geleneksel dostları ve müttefikleri sayılan ülkelerle ilişkilerinde bile ciddi sorunlar meydana getirmiş durumdadır. Trump uluslararası ilişkilerde kullandığı hamaset dili seçim kampanyası sırasında da ortaya koymuştu. Ama büyük ihtimalle kimse Trump’ın dış politikada bu kadar hırçınlaşacağını ve ABD’ni müttefiklerinden bu ölçüde uzaklaştıracağını tahmin etmemişti.

Trump’ın Başkanlık seçimlerini dış müdahale ile kazandığı, Rusya’nın ABD seçimlerine müdahale ettiği ve Trump seçim kampanyasında seçimleri kazanmak için Rusya ile işbirliği yaptığı iddiaları Washington’daki “krizi” çok ciddi bir boyuta getirmektedir. ABD Kasım ayında çok önemli bir seçime gidecektir. Kongre’deki dengeleri etkileyecek bu seçimlerden Temsilciler Meclisinin tamamı ve Senato’nun üçte biri etkilenecektir. Kasım’da Trump’ın partisinin (Cumhuriyetçi Parti) Kongredeki sayısal üstünlüğünü kaybetmesi Trump’ın “geleceğiyle” ilgili gelişmelerde önemli bir rol oynayabilecektir. Trump İlhakını engellemek için dış politikada yaşanan gelişmeleri iç politika malzemesi yapıp evangelistleri ve lobileri arkasına almaya çalışmaktadır. Trump ilhak olur mu olmaz mı bunun ön görüsünde bulunmak şu an zor olsa da; ABD’nin YPG ’ye verdiği destek ve FETÖ liderinin Türkiye’ye iadesinin gerçekleşmemesi ve F-35 Krizi gibi konuların çözüme kavuşturulmaması Türkiye ile ilişkilerin kısa süre içeresinde düzelmesi mümkün gözükmemektedir. Ancak ABD ve Türkiye’nin NATO müttefiki olduklarını göz önünde bulundurursak ve Türkiye’nin stratejik konumu ve bölgede yaşanan gelişmeleri de hesaba katarsak ABD’nin de Türkiye ile ilişkilerin daha fazla gerilmesine müsaade etmeyeceği görülmektedir.

 

CEYDA KURT

 

Bir cevap yazın