İzmir İktisat Kongresiyle Dünyaya Verilen Ekonomik Mesaj

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

’’ Memleketi bayındır hale cennet hale getirecek olan ekonomik güç ve ekonomik alandaki himmettir. Milletimizi insanca yaşatacak bir iktisat devrinin aşılması lazımdır. Hepimizin arzusu şudur ki, bu ülkenin insanları ellerinde örnekleriyle tarımın ticaretin endüstrinin emeğin yaşamanın temsilcileri olsunlar, artık bu memleket böyle fakir ve bu millet hakir değil, memleketimize zenginler memleketi ve yeni Türkiye’nin adına da çalışkanlar diyarı denilsin. İşte millet böyle bir devri yüceltecektir ve böyle bir devrin tarihini yazacaktır.’’

Mustafa Kemal Atatürk

1920’li yılların başında Anadolu sadece savaşların izini değil, geri kalmışlığın ve yoksulluğun derin izlerini taşımaktaydı. Bu ortamda kazanılan Türk Kurtuluş Savaşı sadece askeri anlamda değil her alanda bağımsızlığın öncüsü oldu. Askeri zafer Kurtuluş Savaşında tescil edilirken, Lozan Barış Antlaşmasın’ da Türk Milleti’nin hem siyasi hem de ekonomik bağımsızlığı kazanıldı. Mustafa Kemal Atatürk kurduğu Yeni Türkiye’sinde, Osmanlı’nın yorgunluğunu, hastalığını, fakirliğini ve geri kalmışlığını devrim ve reformlarla yok etmeye amaçlamıştır. Mustafa Kemal ve yeni devletin kurucu kadrosu Cumhuriyet’in temeli olan reform ve devrimlerin yaşayabilmesi “iktisadi zaferlerle taçlandırılmadıkça siyasi ve askeri zaferlerin uzun süreli olamayacağı” görüşündeydi.  Bu sebepten Mustafa Kemal Atatürk oluşturacağı yeni ekonomik modelinin üzerinde çalışılması için Ziya Gökalp başkanlığında bir ekonomi heyeti kurulmasını ve sonrasında 22 Şubat 1923’te Türk Tarihinde ilk defa ülke düzeyinde “İktisat Kongresi” düzenlenmesini istemiştir. Büyük ekonomik reformların gerekliliğini Türk Milleti’ne anlatarak, ekonomik seferberliği Cumhuriyetin kuruluşundan sekiz ay önce İzmir’de gerçekleştirdiği İktisat Kongresi ile başlatmıştır.  Ayrıca Mustafa Kemal Atatürk kazandığı askeri zaferle büyük bir askeri dahi olduğunu kanıtlarken, Cumhuriyet’in ilanından sonra da yaptığı iktisadi hamlelerle çağın en büyük ekonomik atılımlarından birini yaparak tüm dünyaya büyük bir ekonomist olduğunu da göstermiştir.

İktisat Kongresi, askeri yenilgiye rağmen Türk toplumunda yaşanan siyasi belirsizliğinden yararlanmak isteyen emperyalist güçlerin TBMM’nin üzerinde baskı ve güç kurmaya çalıştığı, Lozan görüşmelerinde Türk Heyetinin konferansı terk edip yurda döndüğü sırada Kurtuluş Savaşının noktalandığı İzmir’de toplanmıştır. İzmir İktisat Kongresi’nde halkın sorunlarını, sıkıntılarını bizzat kendi ağızlarından dinlemek çok önemli olduğundan dolayı katılım o yıllar için yüksek bir seviye sayılabilecek 1135 delege ile gerçekleşmiştir. Kongrenin açılış konuşmasında Mustafa Kemal Atatürk, ayrıcalık taşıyan yabancı şirketlerin millileştirilmesi üzerinde durmuş, kapitülasyonların kaldırılması gerekliliğini anlatmıştır. Atatürk’ün bu düşüncelerinin temel sebebinde hızlı bir sanayileşme ile fabrikalarda ki işgücü ve istihdamını artırmaktı. Böylelikle bütün sınıfları zengin olmasını sağlayıp ülkenin Milli İktisat Politikasını oluşturacaktı.  Ayrıca açılış konuşmalarında söz alan Mahmut Esat Bozkurt kongrenin amacını toplumda yer eden sorunları çözmek için bir araya gelindiğini belirtip; Anadolu’nun mevcut şartları için Liberal Ekonomi sisteminin gerekliliğinin anlatmıştır. Kazım Karabekir Paşa ise siyasi bağımsızlığın temel şartının ekonomik bağımsızlık olduğu fikrini başkanlığını yürüttüğü kongrede sık sık dile getirmiştir.

17 Şubat – 4 Mart 1923 tarihleri arasında toplanan İzmir İktisat Kongresi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Ekonomik yapısını oluşturacak kararların yanında işçi ve çiftçi haklarının konuşulduğu ve alınan kararların Türkiye Büyük Millet Meclisine yol göstermiş olmasından dolayı büyük bir önem taşımaktadır. Ayrıca, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde manda ve himayenin kesin olarak kabul edilmeyeceğinin dünyaya bildirilmesi gibi; İktisat Kongresi’nde ise kapitülasyonların tamamen kaldırılmasındaki kararlılığını ve ekonomik bağımsızlık arzusunu İzmir’den tüm dünyaya göstermiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün de bu kongreyi Erzurum ve Sivas Kongreleri kadar önem verdiği şu sözlerle açıkça belirtmiştir.‘’ Yüce heyetinizin bugün toplamış olduğu Türkiye İktisat Kongresi çok önemlidir, çok tarihîdir. Nasıl ki Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi felâket noktasına gelmiş olan bu milleti kurtarmak konusunda Misak-ı Milli’nin ve Anayasanın ilk temel taşlarını hazırlamak konusunda etkili olmuş, girişimci olmuş ve bundan dolayı tarihimizde, millî tarihimizde ve millî hayatımızda en kıymetli ve yüksek hatırayı kazanmış. Kongreniz milletin ve memleketin hayat ve gerçek kurtuluşunu sağlamaya araç olacak kuralların temel taşlarını ve ilkelerini hazırlayıp ortaya koymak şekliyle tarihte en büyük adı ve çok kıymetli bir hatırayı kazanacaktır.’’

İktisat Kongresi Türk Milleti için büyük devrimin öncüsü olmuştur. Yıllar boyu devam eden savaşlardan sermaye birikimi olmayan bir toplum için İktisat Kongresi toplamak bütün dünyaya ve emperyalist kuvvetlere bir ekonomik başkaldırının sembolüdür. Türk Milleti’nin ekonomik ve sosyal kalkınmasının temelini oluşturacak İzmir İktisat Kongresi’nin başlıca kararları aşağıdaki gibidir.

  • El işçiliği ve küçük işletmecilikten çıkılıp bir an önce fabrikasyona geçilmelidir.
  • Devlet, ekonomik gücü olan bir yapı haline gelmelidir. Özel sektör devlet tarafından desteklenmelidir.
  • Özel sektöre destek ve kredi sağlayacak iki tane devlet bankası kurulmalıdır.
  • Yabancıların ürünlerinden kaçınılmalıdır ve dışarı ile rekabet içerisine girebilmek için sanayi bir bütünlük içinde olmalıdır.
  • Demir yollarının yapılmasına kısa sürede başlanmalıdır.
  • Amele kelimesi yerine işçilere işçi denmelidir.
  • İşçilere sendika hakkı tanınmalıdır ve işçilerin durumu düzeltilmelidir.
  • Hammaddesi yurt içerisinde yetişebilen sanayi dalları kurulmalıdır.
  • Milli bankaların kurulması sağlanmalıdır.
  • Teknik eğitim geliştirilmelidir.
  • Yabancılar elindeki önemli kuruluşlar millileştirilmelidir.
  • Günlük tüketim maddelerinin üretimine öncelik verilmelidir.
  • Gümrük tarifeleri milli sanayin kalkınma ihtiyaçlarına göre düzenlenmelidir.
  • Yabancı tekelleşmelere ve imtiyazlara son verilmelidir.
  • Yerli malları karada ve denizde ucuz tarife ile taşınmalıdır.
  • Aşar vergisi kaldırılmalıdır.

 

Yukarıdaki maddelerden de anlaşıldığı gibi İzmir İktisat Kongresi iki madde (ekonomik bağımsızlık ve yerli sermaye) üzerinden, kararlığını yedi cihana iletmiştir. Ayrıca İktisat Kongresi’nin kararları Türkiye’nin 1930’lara kadar sürecek dönemin ekonomik politikasını büyük ölçüde oluşturmuş ve yönlendirmiştir. Dünyada yaşanan 1929 Dünya Ekonomik Buhranı ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin Ekonomi Politikası Liberal Ekonomi ’den Devletçiliğe geçiş yapmıştır. Devletçiliğe geçmenin diğer sebepleri ise özel sektörün ekonomik hayata istenilen ölçüde girememesi, ana yatırımları yine devlet tarafından organize edilmesi, halkta ki sermaye yoksunluğu ve yatırım düşüncesinin yeterince oluşmaması etkili olmuştur. Ayrıca İktisat Kongresi’nin konuşmalarını ve kararlarını incelediğimizde Atatürk Devletçilikten bahsetmemiştir. Nitekim İzmir İktisat Kongresinde Mustafa Kemal Atatürk yabancı yatırımcıların kanunlara, ülkenin şartlarına uyma koşuluyla Türkiye’nin kapısının yatırımlara açık olduğunu belirtmiştir. Özellikle Kemalizm’in bir Ekonomik Politikasının olmadığını öne sürünler bu yapılanları göz ardı etmektedir. Cumhuriyet’in Ekonomi Politikaları dünyanın değişen şartlarına ayak uydurmak için devamlı kendini güncellemiş ve sonucunda da başarılı olmuştur. İzmir İktisat Kongresinde alınan kararlar Cumhuriyetin ilanından hemen sonra uygulamaya başlanmıştır. 1924 yılında Türkiye İş Bankası milli kuruluşlara kredi ihtiyaçlarını karşılama amacıyla, 1925 yılında sanayi kuruluşlarına kredi sağlamak amacıyla Türkiye Sanayi ve Maden Bankası, 1926 yılında vatandaşı ev sahibi yapabilmek için Emlak ve Eytam Bankası, 1930 yılında para piyasasını düzenlemek için Merkez Bankası kuruldu. 1926 yılında ise Türkiye Ziraat Bankası çiftçiye destek verebilmesi için anonim şirket haline getirildi.  Bankacılık sektöründe döviz kontrolünü yapabilmesi için Menkul Kıymetler ve Kambiyo Kanunu çıkartıldı. Ayrıca farklı yıllarda Sümerbank, Etibank, Denizbank ve Halk Bankası kuruldu. 1927 yılında Teşvik-i Sanayi Kanunun kabulünün ardından 1929’da Gümrük tarifelerin kontrolü ile canlanan ekonomi, 1933 yılında I. Teşviki Sanayi Kanunun kabulü ile ağır sanayi hamlesi başlamıştır. 1929-1938 yılında arasında ağır sanayi üretimi %152 artarken toplam sanayi üretimi %80 artmıştır. Kömürde %100, kromda %600, diğer madenlerde %200 artış olmuştur. Tarım alanında ise genç Cumhuriyet’in 1924 yılında gelir kaynağının %33 olan Aşar vergisi 1925 yılında devletin paraya ihtiyacı olmasına rağmen kaldırıldı. Köylü böylelikle ekonomik olarak rahatlama yaşamıştır. Atatürk’ün savaştan sonra yürüttüğü barış politikası ile erkek nüfus toprağında üretici olarak kalabilmiştir. Böylece ülke genelinde üretim ve refah artmıştır. Atatürk’ün tarım devrimiyle Türkiye hem kendi kendine yetebilen tarım ülkesi haline gelip, hem de birçok tarım ürününü ihraç etmeye başlamıştır. 1923-1938 arasında tarımda üretim kısa zamanda hemen hemen her üründe artış üç katına ulaşmıştır. Hayvancılıkta ise 1923-1930 yılları arasında devlet destekleriyle küçükbaş ve büyükbaş sayısı iki katına çıkmıştır. Toprak reformu ile tarım ve hayvancılık ülkenin büyük bir gelir kaynağı olup refah oranını iki katına artmasında büyük katkı da bulunmuştur.

Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan ekonomik hamleler ve reformlar Türkiye Cumhuriyeti’ne yepyeni bir çehre kazandırmıştır. Ve 15 yıllık bu süreçte devletin büyüme hızı hiçbir zaman %10’nun altına düşmemiştir. Kişi başına düşen gelir 15 yılda iki katı kadar artmış ve Gayri Safi Milli Hasıla 3 katına çıkmıştır. 1930 ‘da 1 Dolar 2.12 TL iken 1939 yılında 1 Dolar 1.28 TL olmuştur. Türkiye’nin 1924’de 19 ulusal banka varken (15’i yabancıların), 1938’de ise bu sayı 39’a yükselmiştir (9’u yabancıların). Kazanılan askeri zaferinin ardından yapılan ekonomik atılımlar Türkiye’yi kendi ekonomik kurallarını belirleyen bir devlet haline getirmiştir. Türk halkı bugünlere varını, yoğunu hatta canını, ortaya koyarak istikbal mücadelesini kazanmıştır. Ekonomik kalkınma ise elinde avucunda hiçbir şey kalmamış bir toplumla gerçekleşmiştir.

1950’ler de Amerika’nın Türkiye’ye yaptığı Marshall yardımlarının ve Türk siyasetçilerin Amerikan kökenli politikaları izlemesi sonucunda Türkiye NATO üyesi olmuştur. Bu yardım ve politikaların sonucunda ekonomik alanda Türkiye hem Amerika’ya hem de motorlu taşıtların artmasıyla petrole bağımlı hale gelmiştir. 24 Ocak 1980 Kararları ile Türkiye’de başlayan denetimsiz serbest piyasa ekonomisi yerli üretici sınıfını sekteye uğratıp, yok etmiştir. Turgut Özal’ın (Özalizm) hamleleriyle ithal ürünün tüketimi ve satışı kolaylaştırılmıştır ve cari açığı büyütmüştür. Etkisi ise günümüzde, işsizlik, dış borç, enflasyon ve yüksek kur olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye sadece sanayi üretiminde değil, en büyük iş ve aş kaynağında yani tarım ve hayvancılıkta çok büyük yanlışlıklar yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir. 12 Eylül Darbesi ile başlayan ve son 15 yılda artan yanlış tarım ve hayvancılık politikaları nedeniyle çiftçi ve köylüye yeterli destek verilmemiştir. Yıllar içinde çiftçi, tohumunu ve samanını dolar ile alan, traktörüne mazotu lüks yat sahibinden daha pahalıya dolduran ve devlet bankalarından kredi alamayan bir duruma düşmüştür. Belirtiğim sebeplerden dolayı Türkiye’de gıda ve et fiyatları artmıştır; hükümet ise bu yanlışa çözüm ürütmek yerine en kolay yola gıda ithaline başvurmaktadır. Bunun sonuncunda çiftçi ve köylü ithal ürünlerle rekabet edemez hale gelip, üretiminden zarar etmeye başlamıştır.  Feodal unsurlar yani Anadolu’nun ağababaları dolar kurunun fırsatından yararlanmak için çiftçinin elinden ürettiklerini çok ucuza alarak, ürünleri yurt dışına ihracat yapmaktadırlar. Ve bu durumu daha fazla devem ettiremeyen ve zararını karşılamayan köylü ve çiftçiler büyük şehirlere göç etmişlerdir. Anadolu’yu dolaştığımızda ise korkunç bir manzara ile karşılaşmaktayız.  Köylerdeki tarım arazilerinin ekilmeyerek boş tutulduğunu ve köylerde ki genç nüfusun hiç kalmadığını üzülerek söyleyebiliriz.  Atatürk’ün Cumhuriyeti bıraktığı gençlik ise bugün saydığım koşullardan dolayı üniversitesini bitirdikten sonra iş bulamamaktadır, çoğunluğu kendi alanı dışında çalışmaktadırlar. Gençler son dönemde yüzlerce açılan alışveriş merkezlerinde ya da tüketim zincirlerinin bir parçasında geçici iş bulmaktadırlar. Biraz ailesinin durumu iyi olan gençler ise beyin göçü ile yurdu terk etmektedirler. Yaşlı nüfus diyeceğimiz kesim ise emekli ücretleri ile geçinemeyip kredi kartlarına borçlanarak hayatlarını devam etmektedirler. Bankalardaki bireysel haciz dosyaları her sene bir önceki seneye göre anormal derecede artmaktadır. Maalesef Türk Milleti’nin genine üretemeden tüketmek, aşırı lüks, gösteriş, rahatlık ve ihtişam yerleşmiştir. Bugün henüz adı konmamış, içten içe ilerleyen krizden çıkıp güçlü devlet olmak için tek bir reform gerekmektedir; bu reform ise yerli üretimdir. Bu durumdan kurtulmak için aşağıda sıraladığım çözüm önerilerimi acilen ülke olarak uygulamalıyız.

  1. Yerli ürünlerinin tüketilmesi için ithal ürünlere ek vergilendirme yapılması
  2. Tarımda ki ana maddelere ihracat kotası konularak gıdadaki enflasyon önlemelidir.
  3. İstanbul dışındaki yatırımlar desteklenmeli ve özel ayrıcalık tanınmalıdır.
  4. Yerli tohum acil olarak geliştirilip çiftçiye uygun fiyattan satılmalıdır.
  5. Tarım arazilerinde ekim özendirilmeli, iki yıl üretilmeyen araziler üretime kazandırılmalıdır.
  6. İthal edilip en çok ödeme yaptığımız ilk 100 ürünün üretimi için devlet desteği hazırlanmalı.
  7. Tarım arazilerindeki tekelleşme durdurulup, kooperatifleşmeler başlatılmalıdır
  8. Eğitimlerle yerli tüketim özendirilmeli ve lükse düşkünlük azaltılmalı
  9. Yabancı yatırımın hazır üretimin ülkeye girişinin hazır olan kuruluşları satın alarak değil, sıfırdan başlayarak yapılması özendirilmeli.
  10. Türkiye’nin kendi ürünlerinin dünya markası olması için devlet desteği artırılmalı
  11. Devlet dairlerinde lüks tüketimi ve israf önlenmelidir.
  12. Enerji üretimi için alternatif enerji kaynaklarına yönelmelidir; dışa bağımlılık azaltılmalıdır.
  13. Eğitim ve öğretmen kalitesini artırılmalıdır. Üniversiteler dünya standartlarına çıkartılmalıdır.
  14. Polis ve Adalet Sistemi tarafsız olmalıdır.

Yurt dışına borçlanma, yurt dışından alınan savunma sanayi ve teknoloji ürünleri Türkiye’yi tam bağımsız ülke olmaktan çıkarmıştır. Tarım ve hayvancılıkta ithal ürünlerin Türkiye pazarına girmesi yerli üreticiyi rekabet edemez hale getirip üretimden el çektirmiştir. Türkiye’yi bu durumdan çıkartacak en büyük hamle ise yerli üretim ve milli tasarruftur. Yukarıda sıraladığım maddelerin kararlıkla uygulanması durumunda Cumhuriyet’in ilk yıllarında ki tam bağımsız bir ülke olması çok zor değildir.

Aykut Can KIZILDOĞAN

Kaynakça

ATATÜRK, Söylev ve Demeçler, C.2, –

Doğan Avcıoğlu Türkiye’nin Düzeni (Dün, Bugün, Yarın),

Şevket Süreyya Aydemir Tek Adam 1922-1938 lll,

İsmail Cem Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi

Erol Mütercimler, Fikrimizin Rehberi

Sinan Meydan, Aklı Kemal C.3

Afet İnan, İzmir İktisat Kongresi

Bir cevap yazın