DÜNDEN BUGÜNE PROPAGANDA

 

 

(Öncelikle geçen sayıda olması gereken bu yazıyı belirli sebeplerden ötürü yetiştiremeyip bu sayıya kalmasından dolayı okuyucularımızdan özür dilerim. Umarım içerik bu gecikmeyi telafi edebilir.)

İnsanlık yayılmacı hırslara kapıldığından beri, gelişen silahlı gücün yanında silahsız bir güç de yükseliyor, propaganda. Dinlerle başlayan düşünce yayılmacılığının en önemli silahı dönemin koşullarında dilden dile dolaşan bilgi idi. İnsanlar kendi dinlerini yayabilmek için gittikleri yerlerdeki insanların inançlarını yalanlıyor, tek kurtuluş ve doğrunun kendi dinleri olduğunu anlatıyorlardı. Geniş kitlelerce uygulanan bu yöntem uzun vadede işe yarıyor; ancak azınlıkta kalan toplumlar bir süre sonra kendi inançlarını sorgulamaya ve çevrelerindekilerin anlattıklarını doğru kabul etme eğilimine giriyorlardı. Bugün bu yayılmacı akıl hala devam etmekte, tek değişen gelişen teknoloji ile beraber bilginin yayılma yöntemi.

Propaganda teriminin Avrupa’da yaygın kullanımı ilk kez Katolik Kilisesi’nin misyonerlik çalışmaları sonucu olmuştur. 1622 yılında Papa XV. Gregory Roma’da “İmanın Propagandası” topluluğunu kurmuştur. Bu toplum bir çok kliseden gelen bilgileri analiz eder ve yayılmayı planladığı bölgeler için planlar oluştururdu.

  1. Yy’a gelindiğinde insanlık, endüstrinin de gelişmesi ile çok farklı bir döneme girdi. Propaganda sadece düşüncelerin yayılması için değil, ürünlerin daha geniş alanlarda pazarlanabilmesi ve büyük kitlelerin daha kolay kontrol edilmesi için olmazsa olmaz hale geldi. Üretim fazlası ürünlere pazar arayışı ve pazarın daha iyi analiz edilmesi noktasında bir isim ön plana çıkı. Bu isim 1891’de Viyana’da doğup sonradan Amerika’ya yerleşen ve gençliğinde, yeğeni olduğu psikoanalizin kurucusu Sigmund Freud’un hikayelerini dinleyerek büyüyen Edward Bernays’di. Bernays geliştirdiği teknikler ile modern propagandanın öncülüğünü yapacaktı. Bernays’a göre; ‘’Çok alakasız nesneler, sizin başkaları tarafından nasıl görünmek istediğinize dair duyusal simgeler taşıdığında çok güçlü hale dönüşür’’idi. Bu tezini ispatlamak için 1920’lerde baş gösteren kadın hakları hareketleri ve sigara üreticileri açık alanlarda kadınların sigara içmemelerinden şikayetçi olmasını çok iyi kullandı. Bernays gazetenin de gücünü arkasına alarak açık alanlarda kadınların sigara içmelerinin bir özgürlük simgesi olduğunu dile getirdi. Birçok kadının katıldığı bir yürüyüşte, kadınların ellerinde sigaralar ile görülmesi birçok fotoğrafçı tarafından fotoğraflandı ve ertesi gün neredeyse tüm gazetelerde ‘’sigaranın ateşi kadınlar için artık özgürlük meşalesi’’ olarak anılacak başlıklarla halka sunuldu. Bernays halkın kafasındaki ‘kadın açık alanda sigara içemez’ düşüncesini kırmış; onun yerine kadın sigara içiyorsa daha güçlü ve özgürdür düşüncesini yerleştirmiştir. O günden sonra sigara şirketleri karlarını neredeyse iki katına katladı. Bu onun için bir başlangıçtı, büyük şirketlerin onun yöntemlerinin ne kadar başarılı olduğunu anladığında ise artık Bernays tüketen toplum modelinin tohumlarını atmış oldu.

Bernays’e göre bir bilgi yanlış dahi olsa onu doğru olarak kabul ettirmek mümkündü. Bunun için defalarca tekrarlamalı ve bu yanlışı ortaya çıkarabilecek kişiler tarafından da bilinçli olarak bilginin yanlış hali dile getirilmelidir. Sigaranın insan sağlığına olan etkileri tartışılırken Bernays sigara satışlarını arttırmak için doktorların sigara kullandıkları tanıtım filmleri hazırlatarak o dönemin en büyük eğlencesi olan sinema filmlerinde kullandı. Halk, doktorların da sigara kullandıklarını gördüklerinde sigaranın insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri olduğu tartışmalarını bir kenara bıraktı ve Bernays sayesinde büyük sigara dağıtıcıları bir kez daha karlarına kar kattı.

Peki propaganda sadece tüketim toplumuna daha çok tükettirebilmek ve için mi kullanılıyor?

Einstein’ın atom enerjisi üzerine çalışırken bir gün bunun dünyaya yıkım getirecek bir silah haline dönüşeceğini düşünmediği gibi Freud’da çalışmalarını yaparken bir gün bu çalışmalarının büyük kitlelerin üzerinde kontrol mekanizması olarak kullanılacağını tahmin etmemiştir. Ama insanoğlu hiçbir hatasından ders almadığı gibi bu çalışmaları da kendi çıkarları için diğer insanlar üzerinde kullanmaktan kaçınmadı.

Nazi Almanyası’na giden yolda Hitlerin en büyük destekçisi olan  Dr. Paul Joseph Goebbels, 1932 seçimleri yaklaşırken Almanya’nın içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıları ve Versay antlaşmasından dolayı huzursuz olan Alman halkının isteklerini çok iyi analiz eder, ve bu analiz sonuçları ile Hitler’in eline çok büyük bir koz verir. Alman Nasyonal Sosyalist Özgürlük Partisi’nin milis gücü  fırtına birlikleri ile beraber yürüttüğü seçim çalışmalarının en önemli ayağı 1933’te bütün radyo şirketlerinin Goebbels’in başında olduğu propaganda bakanlığına geçmesidir. Artık radyo Hitler Almanyası’na giden yolda Hitler’in önüne serilmiş kırmızı halıdır. Tabi bu noktada Hitler’in hitap yeteneğini ve iyi hazırlanmış konuşma metinlerini de unutmamak gerek.

Fransız yazar Le Bon’a göre “kitle, bir çobanı olmadan kendisine yardım etmeyi bilmeyen bir sürüdür. Güçlü bir kişilik, yönetilmek istenen kitlelere, kendi isteklerini kabul ettirir. Kitle kendi kendini yönetecek durumda olmadığı için, kendilerini onların efendisi olarak ortaya koyan herkes iç güdüsel olarak bağlanmakta ve sözünü dinleme güdüsü de o kadar güçlü olmaktadır.“  Bunun farkında olan Goebbels ise Hitlerin görüşlerini her eve ulaştırabilmek adına içeriği kendi elinde olan radyo yayınlarını  maddi durumu iyi olmayan Alman halkına da ulaştırabilmek için ucuz radyo üretimi için emir verdi ve kısa vadede bunu başardı. 1939’da Viyana’daki yayınlar da dahil olmak üzere tüm radyo yayınları “Großdeutscher Rundfunk” yani  “Büyük Alman Radyosu‘‘ adıyla tek çatı altında tek bir program ile yapılmaya başladığında artık her evde her sokakta nazi partisinin fikirleri vardı. Yani radyo tam bir propaganda aracına dönüşmüş vaziyetteydi. Goebbels bu işte o kadar başarılıydı ki Stalin’in orduları Berlin’i kuşatma hazırlıkları yaptığı sırada Almanların bir bölümü fırtına birliklerinin Moskova´yı almak üzere olduklarını konuşuyordu.

Peki bugün?

Birilerinin yazıp yönettiği senayolarda birer figüran mıyız yoksa attığımız her adım bizim hür irademiz mi?

Berlin kuşatması başlamadan önce radyolarından Alman fırtına birliklerinin Moskava’yı kuşatmasına sevinen Almanlar gibi her gün televizyonda ya da sosyal medyada okuyup, izlediğimiz bilgilerin doğruluğu ne kadar güvenilebilir?

Sigmund Freud’un psikanaliz çalışmaları ile başlayıp yeğeni Edward Bernays tarafından kapitalist düzen için bu çalışmaları yorumlaması ile devam eden süreç bugün sıradan insanlar için tehlikeli ama yayılmacı zihniyet için büyük bir silah olmuş durumda. Sosyal medya hesaplarımız üzerinden yaptığımız her hareket, internet kullanımı için tarayıcıları her kullanışımız kayıt altına alınıp ülkelere, bölgelere, toplumlara ve hatta bireylere göre analizler yapılmakta ve bu analizler sonucunda aslında farkında olmadan onların bize subliminal olarak verdiği içerikler doğrultusunda hareket etmekteyiz.

  1. Yy’ın başlarında basılı yayıncılık aracılığı ile başlayan bu serüven ilk önce evlerimize sonra yeni teknolojiler ile birlikte hepimizin ceplerine kadar girmiş durumda. Ve birileri 21. Yy’ın en yaygın silahını kullanma konusunda çok ciddi bir çaba içinde. En çok tıklanan sosyal medya şirketlerinden birinin kişisel verileri sızdırması ve bu veriler ile Amerika seçimlerinin bile manipüle edilebileceği gerçeği, bizim altın tepside verdiğimiz kişisel verilerimizle neler yapılabilir sorusunun küçük bir örneği. Hele ki tek bir kaynaktan aldığı bilgi ile yaşayan kesimin çoğunluğu oluşturduğu Türkiye gibi ülkelerde propagandanın gücünü ve nasıl beslendiğini unutmamak gerek.

 

 

 

Bir cevap yazın