Popülizmin Ekonomideki Yeri

Son yıllarda gündemi belirleyen gelişmelerin başında popülizm rüzgarı olmuştur. Popülizmi arkasına alan dünyanın farklı yerlerindeki partileri iktidara taşımış hatta devletlerin ana gündemini belirlemiştir. Anketlerde kazanmasına ihtimal verilmeyen popülist siyasetçilerin büyük başarılar kazandığı görülmüştür. Popülizm genel olarak halktan dışlanan, yoksul bırakılmış kesimlere hitap etmekte ve toplumların kendi değerlerini istismar etmeye yöneliktir. Dünyada popülizm olgusunun yükselmesinin nedenlerinden bir tanesini küreselleşme olarak söyleyebiliriz. Küreselleşmenin tüm ülkeler üzerinde egemenlik kurmasının sonucunda kaybedeni orta sınıf ve daha yoksul kesim olmuştur. Bu süreçte orta sınıf popülizm ile kaybettiği ekonomik gücünü tekrardan kazanmak istemektedir. Aslında küreselleşme tüm ülkelerde faydalı olacağı düşünülmüş ama işin aslı pekte öyle olmamıştır. Faydalı olamamasının iki nedenini sıralayacak olursak finansallaşmayı ve hızlı gelişen teknolojiyi sayabiliriz. 21. Yüzyılın başlarında bilgisayar ve internetin hızlı gelişmesi piyasadaki işlem hacmini hızlı artırıp, küreselleşmeyi daha farklı bir boyuta getirmiştir. Küreselleşmenin beklenmeyen hızlı gelişimine ayak uyduramayan ve kendisini çaresiz hisseden halk yığınları özelikle çıkarcı siyasetçilerin hedefi haline gelmiştir.

  1. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyada iyi giden ekonomik seviyeler 1970’lerden sonra duraksamış ve ardından Keynes’in varsayımları sorgulanmıştır; 1980’lerden sonra Neoliberal politikalar ekonomide hız kazandı. Bu değişim sermayeye, inanılmaz kar alanları keşfettirmesine sebep oldu. Küresel firmalar büyürken, istihdam oranları da küresel firmaların büyümesine paralel olarak artmıştır. 1990’dan sonrasında küresel sermayenin aşırı güçlenmesiyle emek ve değer tamamen saf dışı bırakıldı. 1990 sonrasında sermaye piyasalarının serbestleştirilmesi ekonomik gelir düzeyini yeniden yaratmasına sebep olmuştur. Bu durum gelir dağılımının üst seviyesindeki grubu zenginleştirmiş, orta seviye ve altındakilerini fakirleştirmiştir. Ayrıca küreselleşme sendikaları ve emeğin pazarlık sürecini ortadan kaldırıp; reel ücretlerde azalma meydana getirmiştir. Böylelikle dünyadaki gelir adaleti tamamen yıkılmıştır.

Kimi aydın ve yazarlar popülizmin yükselişini sosyal sebeplerle ilişkilendirip, yukarıdaki ekonomik problemlerin sosyo-kültürel sıkıntılara sebep olduğunu belirtmişlerdir. Ekonomik ve sosyal adaletsizleri olan her ülkede popülist liderler ortaya çıkmıştır. Popülizm böylelikle bir siyaset tarzı olmuştur. Popülizmin yükselişi demokrasinin geleceği ile ilgili kaygıları ortaya çıkarmıştır. Bu kaygılara, geçmişten dünyayı etkileyen birçok örnek verebiliriz. Mevcut sistemin yetersiz olduğu inancının yaygınlaşması, kurumlara olan güvenin azalması ile bir lidere güvenme ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bunun en son örneği Amerikan Başkanı Donald Trump’ın seçilmesidir. Donald Trump’ın 2008 yılındaki ekonomik krizin etkilerine, Amerika’nın Ortadoğu’daki başarısızlığına, Amerika’daki mülteci sorununa kolay ve popülist yaklaşımı, onu başkan yaptığı gözlemlenmiştir.

Kavram olarak düşünüldüğünde aslında popülizmin siyasal bir rengi yoktur, sol ya da sağ kesimlerde de görülmektedir. Çünkü popülizm, halkın desteğini sağlamak ve bu desteği arttırmak için kullanılan bir tekniktir. Genellikle popülistler ekonomide devlet müdahalesine karşı liberalizmi savunurken, diğer alanlarda ise devletçiliği toplum için kullanmaktan kaçınmazlar. Bu durum halkın belirli sınıf ya da kesimlerini temsil eden siyasal partilerin karşısında yer almasını sağlamaktadır. Popülizmin gereklerinden biri olan, halkın bütününü temsil ettiği varsayılan karizmatik lider tipini ortaya çıkarmaktadır ve bu popülist lider siyasete karşı ilgisiz olan kişileri bile büyük bir coşku yaşatarak onları siyasete çeker.

Yukarıda sebeplerini belirtiğim gibi popülizmin toplumlarda en etkili olduğu alanlardan bir tanesi ise ekonomik durumdur. Popülizmin Türk ekonomisinde ne gibi etki yarattığını, geleceğini, nasıl etki edeceğini ve popülizmin Türkiye’de nasıl ele alındığını bundan sonra ki kısımda açıklayacağım. Günümüzün önde gelen iktisatçıları, 2001 krizinden sonra “ popülist iktisadi politika ‘’ izlenmediğini fırsat buldukça dile getiriyorlar, bu düşüncelerini  “ Bütçe Açığı / Milli Gelir ‘’ oranının düşük olmasına bağlamaktadırlar. Bu durum aslında tam tersi şekildedir, son yıllarda ekonomik değerlerin iyi olabilmesi için ekonominin külfeti geleceğe ertelenmiş, geleceğin getirisi şimdiden tüketilen bir politika uygulanmıştır. Popülist yaklaşımlar ve yanlış ekonomik uygulamaların sonucunda Türkiye Ekonomisi bir dar boğaza girmiş bulunmaktadır. Ülkelerarası yaşanan kutuplaşma, Amerika’nın hırçın politikaları, Suriye üzerinde uygulanan bilek güreşlerinin Türkiye’nin ekonomik yarasına tuz bastığını söylenebilir. Türkiye’nin ekonomik dar boğazının sebeplerini beş ana maddede sıralayacak olursak;

  • İhracata dayalı üretim seviyesinin çok düşük olması,
  • Dövize yapılan baskılardan dolayı kurların gerçek seviyesinden uzak kalması,
  • Sıcak paraya ödenen yüksek faizler,
  • Yüksek seviyedeki iç ve dış borçlar,
  • İstihdama yönelik yerli ve yabancı yatırımın çok az olması

İktisatta bilinen, ülkenin milli geliri düşükse, tasarrufları da düşüktür, tasarruf düşükse, yatırımları da düşük olur, yatırımlar düşükse milli gelir artışı da düşük olur, yani fakirlik bitmez. Bu yüzden ülkeyi yöneten hükümetler kısa zamanda halkın gelirini artırmak isterler, aynı zamanda milli geliri artıracak tasarruf yani yatırım yapılmasını ister. Türkiye’de de bu döngüyü hükümetler tutturamadı, borçlanmadan yapılan yatırımlar (özel sektör üzerinden yapılan) sayesinde kamu borcu azalmış olarak göründü, ancak özel sektörün borcu arttı. Kısacası baba yerine babanın oğlu borçlanmış oldu. Devletin dış borcunun azalmış varsayımını popülist yaklaşım içeresinde hükümetler tarafından kullanıldı.

Popülizmin en büyük tehlikesi ülkeyi yönetenlerin kendi çıkarlarını, devletin çıkarlarından daha önde görmesidir. Bu yaklaşımlar devletlerde ağır hasarlar bırakmaktadır. Son yıllarda Türkiye’de de popülist yaklaşımlarla ekonomi yavaşlamaya başladı. Bu durumda hükümetin popülizme karşılık verme refleksi ülkeye ağır bir fatura çıkartması çok yakındır. Son iki yılda TMSF’nin el koyduğu şirketler, OHAL altında devam eden seçim süreci, Türkiye’nin Amerika ile arasında yaşanan sıkıntılar, Amerika’nın faiz artırımları sonucunda Türkiye’nin yatırım için cazip bir ülke haline gelmemeye başlamış olması sonucunda ülkemizden büyük miktarda sıcak para çıkışları gerçekleşmiştir. Piyasada yaşana güvensizlik ortamı ve erken seçim kararı döviz kurlarını yeni rekorları test etmeye zorlamıştır. Ülkede yaşanan bu durum sürerken hükümetin tedbir alması normaldir ama tedbirler hastayı yatağa düşüren ilacı daha fazla enjekte edilmesinden ibarettir. Bu tedbirleri, kısa vadede ülkenin kasasına kalıcı olmayan sıcak para girmesi hedeflenip günü ve seçimleri kurtarmaya yönelik popülist hareket olarak adlandırabiliriz. Bu tedbirlerin birincisi Varlık Affı (Servet Barışı), kaynağını sormadan ülkeye para girişinin izin verilmesi, yani kara paranın sorgulanmamasıdır. Bir diğer popülist yaklaşım ise, Vergi Affı ve faiz borcunun silinmesidir. Devlete borcu olan vatandaşların yararlanacağı bu af ülkenin kasasına para girişini sağlayacaktır; ancak ilerleyen yıllarda vatandaş vergisini ödememeye alışkanlık haline getirmeye başlayacaktır. Bu durum vergi borcuna sadık tabanı daraltır ve vergiyi tahakkuk ettirip toplanmasını zorlaştırır. Bu gibi çareler bütçe gelirlerini 1 – 2 çeyrek hızlandırır ve bu kriz zamana yayılır ve kronikleşir. Türk Ekonomisinin en dinamiği olan inşaat sektöründe konut satışlarının yavaşlaması sadece inşaat sektörünü değil ekonomiye büyük bir durgunluk yaratmak üzeredir. İnşaat sektöründe ise teşvikler hızlandırıldı ve yenilerin ise uygulanmaya geçmek üzere olduğunu gözlemlemekteyiz. Bu önlemlerin ekonomiye ne kadar değer katacağını hepimiz göreceğiz. Unutmayalım ki inşaat sektörü son on beş yılda ülke ekonomisinde döngüyü sağlayan sektörlerin başında gelmektedir.

Dolar ve Euro’nun rekor koşusunun ardından şu anda herkesin düşman olduğu, Türkiye’nin tek cazibesi yüksek getirili finansal enstrümanı, faiz arttı. Bu artışa rağmen devleti yönetenler yine daha düşük faiz politikasını devam ettirmek niyetindedir. Eğer faiz indirimleri gerçekleşirse, Türkiye sıcak para kaynağını yitirecek ve ülkeden elini ayağını çekecektir. İşte bu sebeple faiz artırımı veya faiz indirimi ülkenin kalıcı ekonomik çözümü olamaz ve olmamalıdır. Ankara’nın en büyük hatalarından bir tanesi ise küresel likidite bolluğunun ebediyen devam edeceğini sanmasıdır. Dünyada Amerikan Doları’nın güç kazanması Türkiye’den para çıkışını arttırmıştır. Türkiye’de kalan yatırımcılar ise diken üstünde olup, Türkiye’de ki dövizlerini satmak ya da satmamak için ince eleyip sık dokumaktadırlar.

Bütün bu örneklemelerden görüldüğü üzere popülist yaklaşımların günü kurtarmaya ve ülkeyi yöneten liderlerin günlük çıkarlarını kurtarmaya yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Popülizm sadece ülkenin gündemini değil, geleceğini ve kaderini değiştirmektedir. İkinci Dünya Savaşı öncesinde popülizm ile iş başına gelen liderlerin ülkelerini felaketlere sürükledikleri ortadır. Ekonomik ve siyasi bağımsızlık popülizmden uzaklaşarak eğitim sayesinde geçekleşebilir.

 

Aykut Can KIZILDOĞAN

Bir cevap yazın