Başta Cinsel Suçlarla Olmak Üzere Suçla Mücadele Üzerine Düşünüş

Türkiye’de, cinsel suçların yeterince cezalandırılmadığı düşüncesi oldukça yaygındır. Yoldan çevireceğimiz her kişi, Türkiye’de cinsel suçlara verilen cezanın artırılması konusunda hemfikir olacaktır. Türk toplumunun cinsel suçlarla her geçen gün daha fazla karşı karşıya kalmasının, toplumun bu düşünceyi edinmesinde büyük rol oynadığı açıktır.

Peki yasal durum gerçekten böyle midir?

Türk Ceza Kanunu’nun “Cinsel Saldırı” başlıklı 102. maddesi, halkça söylemiyle “tecavüz”ün cezasını saptar. Maddeye göre, suçun basit şeklini gerçekleştiren kişi, yani cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal eden kişi, mağdurun şikayeti üzerine 5 yıldan 10 yıla kadar

hapis cezası ile cezalandırılır.[1] Dünyanın saygın ceza kanunlarından biri olarak kabul gören Alman Ceza Kanunu’nun ise “Cinsel Saldırı, Zorlama, Zorla Irza Geçme(Sexueller Übergriff, sexuelle Nötigung, Vergewaltigung)” başlıklı 177. maddesi benzer bir konuyu ele almaktadır.Maddeye göre, tecavüzün basit şeklinin cezası, 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasıdır.[2]

Yine Türk Ceza Kanunu’nun “çocukların cinsel istismarı”nı konu edinen 103. maddesinin bu suçun basit şekli için öngördüğü ceza 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıdır.[3] Buna karşın Alman Ceza Kanunu’nun aynı suçu konu alan 176. maddesi, suçun basit şeklini 6 aydan 10 yıla kadar hapis cezasıyla yaptırıma bağlamıştır.[4]

Görüldüğü üzereTürk hukukunun tecavüzün basit şekline biçtiği cezanın alt sınırı Alman hukukuna göre 10 kat, üst sınırı ise 2 kat daha fazla iken; Türk hukukunun çocukların cinsel istismarının basit şekli için öngördüğü cezanın alt sınırı 16, üst sınırı ise 1.5 kat daha fazladır. Yalnızca Almanya ile kıyaslayarak genel bir çıkarım elbette ki yapılamaz; fakat Türk ceza politikasının, liberal ve laik ceza hukuku uygulamaları içinde cinsel suçları en ağır oranda cezalandıran hukuk sistemlerinden birini yarattığını söylemek mümkündür.

Almanya nüfusunun Türkiye nüfusundan daha yüksek olması[5] ve Almanya’da cinsel suçlara verilen cezaların Türkiye’ye göre daha düşük olması, cinsel suçların Almanya’da daha yaygın işleneceğine ilişkin bir ön sav yaratabilir. Hiç değilse, suç oranlarının yalnızca ceza oranları ile ilgili olduğuna inanan bakış açısına göre, sonuç böyle olmalıdır. Ancak cinsel suç oranları tam tersini göstermektedir:

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre,

  • 2014 yılında Türk güvenlik birimlerine gelen ya da getirilen çocukların 114.644’ü suç mağdurudur. Suç mağduru çocukların %9,7’si (yaklaşık 11.000 çocuk) cinsel suç mağduru olmuştur.[6]
  • 2015 yılında Türk güvenlik birimlerine gelen ya da getirilen çocukların 122.209’u suç mağdurudur. Suç mağduru çocukların %10,4’ü (yaklaşık 13.000 çocuk) cinsel suç mağduru olmuştur. [7]
  • 2016 yılında ise 139.178 çocuk suç mağduru olmuş ve suç mağduru çocukların %12,1’ini (yaklaşık 17.000 çocuk) cinsel suç mağduru çocuklar oluşturmuştur.[8]

Alman polisinin 2016 yılında kayıtlarına geçen cinsel suç mağduru çocukların sayısı ise 12.000’in üzerinde olarak ifade edilmektedir.[9] Almanya’daki cinsel suç mağduru olan çocukların sayısı, Almanya’daki daha düşük ceza oranlarına ve daha yüksek ülke nüfusuna rağmen Türkiye’dekinden fazla değildir. Üstelik kıyasça yüksek ceza oranlarına rağmen Türkiye’de cinsel suç mağduru çocukların sayısı ve mağdur çocuklar içindeki cinsel suç mağduru çocukların oranı her yıl artmaktadır.

Yalnızca ceza ve suç oranlarına bakarak iki toplum üzerinden bir genelleme elbette yapılamaz. Ancak bu veriler, kuşkusuzdur ki suç vakalarının yalnızca “ceza-cezasızlık” yörüngesinde ele alınamayacağına ilişkin güçlü bir belirti oluşturmaktadır. Herhangi bir toplumda yaşanan suç olaylarının, ceza oranlarının düşüklüğü dışında da birtakım nedenleri vardır ve bu nedenlerle mücadele etmeden yalnızca cezaları artırarak ya da zaten artırılmış ceza oranlarıyla suçların önüne geçilemez.

Suçla mücadele için ceza oranlarının caydırıcılığı gerçekten önemlidir. Cezalar, nesnel olarak gerçekten düşükse artırılmalıdır. Ancak suçla mücadelede yüksek ceza oranlarının tek başına yeterli sayılması ya da suç olaylarının yalnızca düşük cezalardan kaynaklandığına inanılması, düşülen büyük bir yanılgıdır. Ceza makası yahut oranı elbette ki söz konusu suçtan caydırmak için kullanılacak araçlardan biridir ve bir suçla mücadele aracıdır. Fakat cezayı suçla mücadelede tek araç gören hukuk politikaları, suçun kaynağının düşük ceza oranları olmaması halinde, suçun asıl ya da başka kaynaklarını gözden kaçıracaktır. Türk toplumunun giderek artan bir oranla karşı karşıya kaldığı cinsel suçlar, çok açık bir biçimde kanunda yazan ceza oranlarından başka bir nedene ya da en azından başka bir veya birkaç nedene daha dayanmaktadır. Bu nedenlerden birine örnek olarak, toplumların “istismar”, “ihmal”, “şiddet” gibi konuları ele alışı ve özellikle bu başlıklar yörüngesinde çocuğa yaklaşımı gösterilebilir.

Genel bir ifadeyle açıklanacak olursa, korunmaya ihtiyacı olan çocuklar, -her devlette yöntemi, süreci ve koşulları değişmekle beraber- güvenlikleri ve esenlikleri için (bazen kalıcı olarak) yurtlara ya da koruyucu ailelerin yanına yerleştirilebilmektedir.

Geçtiğimiz yıllarda Hollanda ve Almanya gibi Batı ülkelerinde Türk kökenli ya da Türk ailelerin sıkça karşı karşıya kaldığı bu uygulama[10], iki kültür arasındaki çocukla ilişki ve iletişime yaklaşım farkını göstermesi bakımından önemlidir. Türk kökenli ya da Türk kişilerin normal gördüğü tutumlar ya da davranışlar, Hollanda ve Almanya gibi Batı devletleri tarafından ihmal, şiddet ya da istismar olarak kabul edilmiştir. Uygulamalar sırasında;

  • Çocuğun üstün yararı gereğince başvurulacak son çözüm, çocuğun yurda ya da koruyucu aileye verilmesiyken, başvurulan çözümlerden ilkinin çoğunlukla bu olması,
  • Uygulamada basit bir nedenle bile çocukların ailelerinden kalıcı olarak alınabilmesi,
  • Çocukların farklı din, kültür ya da cinsel yönelimden koruyucu ailelere verilmesi ya da koruyucu ailelerin öncelikli olarak akrabalardan, tanıdıklardan veya aynı kültürü taşıyanlardan seçilmemesi,
  • Bu uygulamayı gerçekleştiren idarelerin kararlarına karşı itiraz ve iptal işlemlerinin zahmetli ve karışık olması nedeniyle uzun süreli ya da kalıcı mağduriyetlerin yaşanması,[11]
  • Bazı Batı ülkelerinde velayet hakkına müdahalenin mahkeme kararıyla değil, idari kararla olması,[12]

uygulamalar hakkında çeşitli eleştiriler, tartışmalar doğurmuş ve bazı asimilasyon iddialarını gündeme getirmiştir[13]. Ancak bu uygulama sırasında ihmal, şiddet veya istismarın yorumlanış biçimi, bu kavramların iki kültür tarafından ne kadar farklı algılandığına ilişkin birtakım işaretler de ortaya çıkarmıştır.[14] Nitekim Türk kültüründe normal karşılanan bazı davranış ve tutumlar, Batı ülkelerinde çocuğun vücut dokunulmazlığının ihlali olarak görülmekte veya belli yaşın altındaki çocukların kendine bakamayacağı ve kendini koruyamayacağı düşüncesi birçok Batı ülkesinde göz ardı edilmemektedir. Örneğin belli yaşın altındaki çocukların evde yalnız bırakılması –çocuk kendini koruyamayacağı için- gerçekten de çocuğun istismar edilmesine ya da kendisine bir zarar gelmesine yol açabilecek olayların olasılığını artırabilir.

 

Çocuğa yaklaşımı kıyaslamak ve çocuğa yaklaşım farkının daha iyi anlaşılması için bir başka örnek olarak Türkiye’deki özel yurtların durumu gösterilebilir. 1989 tarihli “Öğrenci Yurtları ile Benzeri Kurumların Açılması, İşletilmesi ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik” 2004 yılında yürürlükten kaldırılmıştır.[15] Kaldırılan Yönetmelik’in 45. maddesinde “…gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine ait kurumlar eğitim öğretim faaliyetleri bakımından Bakanlıkça yılda en az bir defa, Bakanlığın vereceği talimata uygun olarak mülki amirler tarafından yılda en az üç defa denetlenir.”[16] düzenlemesi yer alıyordu.

Oysa 2004 tarihli bir sonraki Yönetmelik olan “Özel Öğrenci Yurtları Yönetmeliği”, denetim açısından daha esnek bir tutum takınarak Yurtlar, bu Yönetmeliğe göre gerekli görüldüğünde Bakanlıkça, mülki idare amirleri tarafından ise hazırlanan plan doğrultusunda yılda iki defa denetlenir.[17] biçiminde bir

düzenleme içermiştir.
Yine 2004 tarihli bir sonraki Yönetmelik, yalnızca ortaöğrenim (lise) ve yükseköğretim (üniversite) çağındaki öğrenciler için özel yurt açılabileceğini öngörmekteyken[18], yaşanan bazı skandal olayların ardından bu yurtlarda fiili olarak ilköğretim öğrencilerinin de bulunduğu anlaşılmıştır. Örneğin 29 Kasım 2016 tarihinde Aladağ’da bir dini cemaatle ilişkilendirilen[19] özel öğrenci yurdunda çıkan yangında yaşamını yitirenler ve yaralananlar arasında yaşı 11 olan kız çocukları dahi bulunmaktadır.[20] Türkiye’de bu olayların ardından sıkça denetim eksikliği gündeme taşınmış, ancak bu çocukların özel yurtlarda barınmasının hukuken mümkün olmadığı çokça gözden kaçırılmış, kaç yaşın altındaki çocukların, velisi tarafından yalnız bırakılamayacağı ya da ailesinin yanında barın(a)mayan hangi yaşın altındaki çocukların yalnızca devletin sağladığı barınma hizmetlerinden yararlanabileceği neredeyse hiç tartışılmamıştır.

 

2004 tarihli “Özel Öğrenci Yurtları Yönetmeliği” 2017 yılında yürürlükten kaldırılarak yerine “Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği” yürürlüğe konmuştur. Yeni Yönetmelik’in getirdiği en önemli düzenlemelerden biri, özel öğrenci barınma hizmetleri için “ortaokul” öğrencilerine de artık yer veriliyor olmasıdır.[21] Bir başka deyişle, özel kişilerin yürüttüğü barınma hizmetlerinden yararlanma yaşı bir önceki Yönetmelik’e göre düşürülmüştür. Söz konusu yaş grubundaki çocukların özel kişilerin yürüttüğü barınma hizmetlerinden değil, bizzat devletin sunacağı barınma hizmetlerinden yararlanması gerektiğini düşünenlerin, bu yeni durumun çocuklar ve aileler bakımından yeni mağduriyetler doğurabileceğine ilişkin haklı ve güncel kaygıları bulunmaktadır.

 

Görüldüğü üzere, mağduriyetlerin, özellikle suç mağduriyetlerinin artışında ceza oranları dışında rol oynayan başka birtakım nedenler ve etkenler daha söz konusu olabilir. Suç olaylarının artışı, her zaman  ceza oranlarının düşüklüğüne bağlanamaz, bu nedenle suçla mücadele yalnızca ceza oranlarını artırarak gerçekleştirilemez.

 

İnsan, yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda ruhsal, çevresel ve toplumsal birtakım süreçlerin ürünü olan sosyal bir canlıdır. İnsan bu denli çok yön ve aşamalı süreçlerin içinde varlık gösterirken, gerçekleştirdiği ya da karşı karşıya kaldığı eylemlerin de çok yönlü ve aşamalı olarak ele alınması gerekir[22] ve bu, kuşkusuz akılcı bir tavırdır. Karşılaşılan sorun ve uyuşmazlıklar karşısında insan aklının ortaya koyduğu çeşitli akılcı yöntem ve uygulamaların tarihsel ürünü olan evrensel ve ulusal hukuk birikimi, yeni sorun ve uyuşmazlıklarda bu akılcı tavrını yitirirse, adaleti koruma, sağlama ve sorunlara çözüm olma işlevini de yitirir. Hukuku akılcı yöntemler ile ele almayan hukuk politikalarının bunu başarabilmesi beklenemez. Özellikle suçla mücadele gibi önemli bir konuda gerekli inceleme ve çözümlemeler yapılmadan popülist bir tavır takınılarak ‘en çok söylenen’ ya da ‘en çok düşünülen’in doğru olduğu varsayılacak olursa, sorun, içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Ortaya konan önermelerin geçerliliği ancak akılcı yöntemler ile sınanabilir ve sınanmalıdır. Özellikle toplum yaşamını yakından ilgilendiren kararların, geçerliliği sınanmamış önermeler sonucunda alınması düşünülemez. Konumuzla bağdaştıracak olursak, asıl sorunun ne olduğunun saptamak için daha ayrıntılı ve uzmanlıklararası bir çalışma gerektiği açıkça ortadadır ve yasa-koyucunun rasyonel bu tavırla hareket etmemesi olasılığında soruna çözüm üretmesi beklenemeyeceği gibi, sorun derinleşebilir ya da en azından, sorunun asıl ya da başka kaynaklarına ulaşmak gecikeceğinden, çözüme derhal ulaşılamaz, mağduriyetler sürer.

 

Kuşkusuzdur ki araştırılması gereken şeylerin başlıcaları, kanunda yazan cezaların etkili bir biçimde uygulanıp uygulanmadığının ve bir insanı suça -özellikle de konumuz itibariyle cinsel suçlara- iten psikolojik ya da sosyolojik  bir kaynağın hangilerinin ülkedeki suçlularda öne çıktığının araştırılmasıdır. Eğer mevzuattaki cezalarda, ceza oranlarında ya da bu cezaların uygulanmasında bir eksiklik varsa buna, eğer sorunun kaynağı psikolojik ya da sosyolojikse ona yönelik çözümler üretmek gerekecektir.

 

Cinsel suçlara artan oranlarla şahit olan toplumlarda, bu suça kaynak sağlayan tüm nedenler akılcı yöntemler ile araştırılmalı, varsa yaygın suçlu profilleri çıkartılarak bu profillerin oluşmasına engel olunmalıdır. Aynı şekilde mağdur profilleri de dikkate alınarak mağduriyete kaynak teşkil eden neden ve koşullarla hukuk devleti ilkesine bağlı kalınarak samimiyetle ve etkili bir biçimde mücadele edilmelidir. Tüm bu hassasiyetlerin dışında konuya yaklaşılması halinde cezaların yükseltilmesinin, yasama vicdanını rahatlatan bir matematik oyunundan fazlasını ifade etmesi mümkün değildir.

Berkay SEZER

[1] Türk Ceza Kanunu (TCK-2004), m. 102

[2](Alman) Ceza Kanunu (Strafgesetzbuch / StGB), m. 177 (Art. 177)

[3]TCK (2004), m. 103

[4]StGB, m. 176

[5]2016 Dünya Bankası verileri, “Population-Total”, https://data.worldbank.org(Son Erişim: 10/06/18)

[6]Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), “Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuklar, 2014”, Ankara, 2015

[7]TÜİK, “Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuklar, 2015”, Ankara, 2016

[8]TÜİK, “Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuklar, 2016”, Ankara, 2017

[9]Bundesministerium des Innern, Bericht zur Polizeilichen Kriminalstatistik 2016, Berlin, Nisan 2017

[10]Anadolu Ajansı internet sitesi (Muhabir: Coşkun Ergül), “Türk Çocuklar Çok Basit Sebeplerle Ailelerinden Alınıyor” haberi, Ankara, 23 Ekim 2013, https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/turk-cocuklar-cok-basit-sebeplerle-ailelerinden-aliniyor/209582 (Son Erişim: 12 Haziran 2018)

[11]TBMM İnsan Hakları Komisyonu, “Almanya, Hollanda ve Belçika Gençlik Dairelerinin Türkiye Kökenli Çocuklara Yönelik Uygulamalarına İlişkin İnceleme Raporu” (24. Dönem 4. Yasama Yılı), Ankara, 2013.

[12]TBMM İnsan Hakları Komisyonu, adı geçen Rapor, “Sonuç ve Değerlendirme” kısmı, Ankara,  2013.

[13]NTV haber sitesi, “Türk Çocuklarına Kültürel Asimilasyon”haberi (AA), 5 Temmuz 2012, https://www.ntv.com.tr/dunya/turk-cocuklarina-kulturel-asimilasyon,EWiGR3KlNkyUwNBZ1IJ1bQ?_ref=infinite (Son Erişim: 12 Haziran 2018)

[14]TBMM İnsan Hakları Komisyonu, adı geçen Rapor, “Sonuç ve Değerlendirme” kısmı, m.19-20, Ankara, 2013.

[15]Özel Öğrenci Yurtları Yönetmeliği (2004), m.51, T.C. Resmi Gazete, 25659, 3 Aralık 2004

[16]Öğrenci Yurtları ile Benzeri Kurumların Açılması, İşletilmesi ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik (1989), m.45/e, T.C. Resmi Gazete, 20111, 17 Mart 1989

[17]Özel Öğrenci Yurtları Yönetmeliği (2004), m.39/b

[18]Özel Öğrenci Yurtları Yönetmeliği (2004), m. 1, 4/b, 5

[19]Sözcü gazetesi internet sitesi, “Aladağ’daki Facianın Duruşması Ardından Ortalık Karıştı” haberi (DHA), 30 Mayıs 2017

https://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/aladagdaki-facianin-durusmasi-ardindan-ortalik-karisti-1875156/ (Son Erişim: 12 Haziran 2018)

[20]Akşam gazetesi internet sitesi, “Adana Aladağ Yurt Yangını Son Dakika Haberleri Ölen Öğrencilerin İsimleri”, 30 Kasım 2016, https://www.aksam.com.tr/guncel/adana-aladag-yurt-yangin-en-son-haberler-olen-ogrencilerin-sayisi-kac-isimleri/haber-571798 (Son Erişim: 12 Haziran 2018)

[21]Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği (2017), m.1, T.C. Resmi Gazete, 30058, 6 Mayıs 2017

[22]Müjdat Avcı, “Tutuklu Çocuklar Üzerine Bir Araştırma: Çocukların Suça Yönelmesinde Etkili Olan Toplumsal Nedenler ve Çözüm Önerileri”. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Erzurum, Eser Ofset Matbaacılık. 2008

Bir cevap yazın