TİYATRO NE DEĞİLDİR

Üniversite için İstanbul’a geldiğimden beri, özel sahnelerde, İBB Şehir Tiyatroları ve Devlet Tiyatroları’nda birçok oyuna gittim. Çoğunda, uzunca bir süre bilet kovaladım; çünkü birçok özel sahnede, Şehir ve Devlet Tiyatroları’nda, hele ki Zihni Göktay’ın oynadığı Cibali Karakolu ve Musa Uzunlar ve Ülkü Duru’nun oynadığı Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş adlı oyunlarında yer bulmak, oyunların ve ekibin ününden dolayı oldukça zor. Bulsanız bile, İBB Şehir Tiyatroları’nın, internet sitesinin altyapısını asla düzeltmemesinden dolayı, almak üzere olduğunuz bileti kaybedebilirsiniz.

Tiyatro bileti kovalarken ne kadar sabırsızlansam da, tiyatroya olan bu ilgi hoşuma gitmişti. Sanatsal bir etkinliğe olan rağbeti gördükçe mutlu oluyordum. Bu yüzden gittiğim oyunlarda, sadece sahneyi değil, seyircileri de izlemeye başladım. Gerçi bile isteye dikkat etmeseydim bile, yine de sonunda fark ederdim; çünkü güldürü öğesi taşımayan oyunlarda dahi kahkahalara boğulan, gülmese de konuşan seyircileri fark etmemek imkânsız!

Nazım Hikmet’in Taranta Babu’ya Mektuplar’ı herkesçe bilinir. Oyun Sandalı’nın sahne tekniğine uyarladığı ve Cansu Fırıncı tarafından sahnelenen daha doğrusu okunan Taranta Babu’nun güldürü malzemesi içermediğini düşünürdüm; fakat bir saatten biraz fazla süren tek perdelik oyun sırasında defalarca gülen seyirci tarafından yanıldığımı(!) anladım. Oyundan sonra şiiri defalarca okumama rağmen, halen gülünecek ne olduğunu bulamamıştım. Ben de bunun sebebini, Cansu Fırıncı’nın uzun inlemelerine ve dekor, kostüm, içerik uyumsuzluğuna bağladım. Çünkü Fırıncı palyaço kılığında, oyun boyunca, kimi zaman bir sandalyenin üstüne çıkarak ve düdük çalarak şiiri okudu. Dekor ve kostümün içerikle bağlantısı çözülemese de, Taranta Babu’ya Mektuplar’ı güzel okuduğunu söyleyebilirim. Salt Nazım şiirleri dinletisi olsa idi, fena bir iş olmazdı. Taranta Babu, sadece bir örnek. Bir de, espriler komik olmasa dahi, sırf komedi türünde bir oyuna geldiği için, en anlamsız esprilerle kahkahalara boğulan bir kitle var ki, Cibali Karakolu’nda Zihni Göktay’ın “Şoka girmedim, Migros’a girdim.” esprisine müzikal boyunca gülebilir bu kitle. Çünkü biz komedi türünde olsun veya olmasın, komediyse espriler komik olsun veya olmasın, kendimizi gülmeye şartlıyoruz, tiyatro sadece gülmek için. Yine de Cibali Karakolu’nda Göktay ve tüm ekip, üç buçuk saat, üç perde boyunca seyirciyi diri tutuyor; fakat 1951’den bu yana sahnelenen, bu denli köklü bir müzikalin içine Şok, Survivor, Nusret, “kuş öldü beybi” gibi fazla güncel malzemeleri katmak ne kadar doğru, tartışılır.

Seyirci meselesi bittiğine göre, Taranta Babu’daki gibi bir uyumsuzluğa şahit olduğum bir başka oyuna, Duende Tiyatro tarafından, ilk kez 1 Kasım 2017’de, Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde sahnelenen, Zweig’ın meşhur kitabından uyarlanan Satranç’tan bahsetmek istiyorum. Bilindiği Satranç oldukça kısa bir kitaptır. Sanırım Duende Tiyatro ekibi de bundan faydalanmak istemiş ve kitabı sahne tekniğine uyarlamak yerine, sahneye çıkıp okumayı tercih etmiş. Hâlbuki eminim ki oradaki herkes, Dr. B.’nin Nazilerce alıkonuluşunu, sorgu odasındaki ceketin cebinden çaldığı satranç kitabıyla yalnızlığına çare bulmasını; fakat bundan sonra yaşadığı çöküşü, yıllarca bir satranç taşına elini sürmemişken, hırslı şampiyon Czentovic ile maç yapmasını izlemek istemiştir. Malzemesi bol, sahneye rahatça aktarılabilecek bir kitap çünkü. Fakat bunun yerine, kitapla tamamen alakasız bir merdivenin üstünde kimi hareketler yapan İpek Daştan tarafından Satranç’ı bir de bu şekilde “dinlemiş” olduk. Oyunun sonunda merdivene teşekkür etmesine başta anlam veremesem de şimdi anlıyorum: Merdiven daha başarılıydı. Zaten özel sahnelerde, bu tip işlevsiz tezatlıklara daha çok denk geliyorum: Alakasız bir kostüm ve dekor. Şehir ve Devlet Tiyatroları’nın bu konuda hakkını yememek gerekir; Macbeth, Fehim Paşa Konağı, Hisse-i Şayia, İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı, Ellerimin Arasındaki Hayat ve diğer oyunlarda her bir dekorun, duvara asılı çerçevenin bile oyunda bir işlevi olduğu gibi, kostümler de içeriği seyirciye yansıtmada başarılıydı. Bu da oyun boyunca -ki Devlet Tiyatroları oyunları genelde tek perde olmasına karşın, Şehir Tiyatroları oyunları en az iki perdedir ve uzundur- izleyicinin oyuna bağlı kalmasını sağladı. Özel sahnelerde ise bu konuda takdir ettiğim iki oyun oldu: Genco Erkal ve Tülay Günal’ın Yaşamaya Dair’i ile Ferhangi Şeyler.

Adı geçen ustalara saygı ile ezcümle diyeyim: Tiyatro, sadece gülmek için gidilecek bir etkinlik değildir. İşlevsizlik ve bu işlevsizliğin getirdiği tezatlık hiç değildir. Hele ki, yüksek fiyata bilet satıp sadece kitap okumak asla değildir!

1 Comment

  1. Cemal melemşe says: Cevapla

    Çok ilginç çarpıcı tespitler…içtenlikle katılıyor tiyatro ne değildir i kısa ve öz anlatan bu makaleden dolayı kutluyorum

Bir cevap yazın