SOKRATES’İN SAVUNMASINDAN GÜNÜMÜZE NOTLAR

Sokrates bundan yaklaşık 2500 yıl önce Antik Yunan’da yaşayan ve Atina sokaklarında insanların bilgeliklerini sorguya çekerek ünlenmiş bir filozoftu. Bugün hemen herkesin ismine aşina olduğu bu filozofun başına gelenler de kendisinin ününe ün katmıştı. Sokrates’in ölümü “erdem” meselesi üzerinden ahlak felsefesi, yurttaşlık üzerinden de siyaset felsefesi açısından oldukça tartışmalı bir olaydır.

“Adil”, “eşitlikçi” ve “çoğunlukçu” kavramlarıyla anılan demokrasi kuramının sorgulandığı şu zamanlarda Atina demokrasisinde yaşanan bir ölümü tekrar hatırlamanın anlamlı olacağını düşünüyorum. Bu yazıda Sokrates’in Savunması[1] esas alınarak yargılanma sebebi, savunmasının içeriği ve ölümü üzerine birkaç söz edeceğim.

Sokrates, yazının başında da belirttiğim gibi Atina sokaklarında insanları bilgelikleriyle ilgili sorguya çekiyordu. Bu sorgulamanın sebebi ise şu rivayetten çıkarılır; Tanrı Apollon’un[2] kehanetine göre dünyanın en bilge kişisi Sokrates’tir. Sokrates bu kehanete inanmamaktadır. Kehanetin yanlış olduğunu kanıtlamak için önce siyasetçilere gitmiştir. Onların bilgeliğini sorgulamıştır. Bu sorgulamaların sonucunda şu kanıya varmıştır: “Göründüğü kadarıyla ikimiz de güzellik ve iyilik hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. O, hiçbir şey bilmediği halde bir şeyler bildiğini sanıyor, oysa ben hiçbir şey bilmemekle birlikte bunun bilincindeyim. Bu durumda hiçbir şey bilmediğimi bildiğim için az da olsa ondan daha bilgeyim sanırım.”[3]

Siyasetçilerden sonraki durağı ise önce ozanlar, daha sonra ise zanaatçılar[4] olmuştur. Konuştuğu her insanın bilgeliğini sorgulamış ve her seferinde aynı kanıya varmıştır. “Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir”

Karşısındaki insanların bilge olmadıklarını ortaya çıkarmak ona düşmanlar kazandırmıştır. Sokrates bu düşüncesiyle Atina sokaklarında dolaşıyor ve gördüğü herkesi bilgelik konusunda sorguya çekiyordu. İnsanların bilgisizliğini ortaya çıkarma işine gençler de ortak olunca bundan rahatsız olanlar onu, gençleri yoldan çıkarmak ve tanrısızlıkla suçladılar.

Sokrates’in davası önemliydi çünkü kamu davasından yargılanıyordu. İddia edilen suç, Polis’e[5] karşı işlenmiş bir suç olması bakımından önem teşkil ediyordu. Bu suçlama ile Sokrates’i hem hukuken yargılamak hem de onun toplumdaki itibarını zedelemek isteniyordu. Bu suçlamalarla 500 kişilik bir mahkeme önünde yargılanmıştır. Savunmasında kendisine atılan bu suçun sebebini de yukarıda belirtildiği gibi yaptığı bilgelik sorgulamaları sonucunda kazandığı düşmanlıklara dayandırmıştır.

Sokrates savunması boyunca iddiaları reddetmiş kendi mantığı içerisinde bunu açıklamaya çalışmıştır. Mahkemeyi suçsuzluğuna inandırmak için asla taviz vermemiş ve inandığı erdemli davranışlara göre bir savunma yapmıştır. Sokrates yaptığı bu sorgulamalarla insanlara yardım ettiğini düşünmektedir. Bu sebeple ucunda ölüm de olsa bu sorgulamalardan vazgeçmeyeceğini belirtir. Ayrıca savunmasında bu sorgulamalardan –yani hayat tarzından- vazgeçmesi şartıyla serbest kalma ihtimaline tümden karşı çıkacağını da ekler.[6]

Sokrates bu yargılamadaki savunmasını yalnız kendi için değil tüm polis için yaptığını belirtir. Ve mahkeme sonucunda alacağı cezanın aslında polise zarar vereceğini söyler.

“Onlar beni öldürebilir, sürgüne gönderebilir ya da yurttaşlık haklarımı elimden alabilirler. Bunları yaparak başıma büyük belalar açtıklarını sanabilirler, ama ben öyle düşünmüyorum. Bence asıl kötü olan, şimdi yaptıkları gibi, bir adamı haksız yere öldürmeye çalışmalarıdır. Atinalılar, işte bu yüzden herhangi birinin düşüneceği gibi savunmamı kendim için yapmıyorum. Beni mahkum ederek, tanrının size bahşettiklerine karşı bir günah işlememeniz için savunmamı sizin adınıza yapıyorum. Beni öldürürseniz kendini kentimize böylesine adamış başka birini kolay kolay bulamayacaksınız.”[7]

Sokrates yargıçları ikna etmek için düşünceleriyle tutarsız hiçbir sav ileri sürmemiş, hiçbir söz söylememiştir savunmasında. Beraat etmek için yargıçlara da yalvarmayacağını peşinen söyler. Böyle davranmayacağını daha en başında belirttiği gibi yine de ondan bunu bekleyen mahkeme üyelerine şunu söylemiştir. “Yargıç adaleti lütuf gibi değil, yasalara göre hüküm vermek için o mevkie getirilir.”[8]

Bu sözlerinden sonra yargıçlar toplanıp onun suçluluğu hakkında bir karara varırlar. Sokrates suçlu bulunmuştur. Bu karardan sonra, cezanın belirlenmesinden önce, tekrar kürsüye çıkar ve bir konuşma yapar.

Sokrates, mahkumiyetine üzülmediğini belirtir. Yargıçlar arasında idam cezası isteyenlere karşı Sokrates, kendisi için bir ceza önerir. Kendisinin Atinalılara iyilik yaptığını öne sürerek hak ettiği “cezanın” Prytaneion’da[9] karnının doyurulması olduğunu söyler.

Sokrates’in bu teklifini mahkeme saygısızca bulur ve onu ölüme mahkum ederler. Bu kararın ardından son kez konuşma yapar. Konuşmasında ölümün iyi ya da kötü bir son olup olmadığını kesin olarak bilemeyeceğimizi ve bu yüzden üzülmenin bir anlamı olmadığını söyler. Kendisine verilen cezanın haksızlığını belirtirken şu sözleri sanırım hem ahlak felsefesine hem de dünyadaki tüm demokrasi görünümlü diktatörlüklere/ tiranlıklara damga vuracak niteliktedir: “İnsanları öldürerek sizi doğru yaşamamakla suçlayacak birilerinin ortaya çıkmasını engelleyeceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Denetlenmekten bu şekilde kurtulmak hem olanaksız hem de kötü bir çözümdür. Başkalarının sizi eleştirmesini engellemek yerine mümkün olduğunca daha iyi biri olmaya çalışmalısınız.”

Sokrates infaz gününü beklemek üzere zindana kapatılır. Onu zindanda Kriton adlı dostu ziyaret eder. Kriton, Sokrates isterse eğer, onu zindan kaçırabileceklerini ve hatta rejimin de bu kaçışa göz yumacağını söyler. Kaçmayı reddetmesi halinde “çoğunluk; biz dostlarının bunca ısrarına karşın senin buradan çıkmak istemediğine inanmayacaktır.”[10] der.

Sokrates, çoğunluğun düşüncelerine önem verilmemesi gerektiğini, düşüncelerine önem verilmesi gereken bilge kişilerin de nasıl davranılması gerekiyorsa öyle davrandığını düşünecekleri yanıtını verir. [11]

Kriton, tüm bu felaketlerden sonra Sokrates’in hala çoğunluğu umursamamasına içerlemiştir. “Ama görüyorsun ki Sokrates, çoğunluğun düşüncelerine de önem vermek gerekir. Şu başına gelenlerin kanıtlandığı gibi, insan bir defa gözden düşmeye görsün, çoğunluk ona kötülüklerin sadece küçüklerini değil, en büyüklerini bile yapmaktan çekinmez.”[12]

Bu noktada Kriton doğru ya da yanlıştan öte bir gerçeği ifade eder. Egemenin -hadi daha demokratik bir dille çoğunluğun- tahakkümü söz konusudur. Sokrates, çoğunluğa kulak vermemiz gerektiği düşüncesine diyaloğun ilerleyen kısımlarında şu sözlerle yanıt verir. Çoğunluk her konuda bir şey söyleyebilir. Bildiği ya da bilmediği her konuda… Kişinin bu söylemlere göre davranması ona zarar verebilir. Zira çoğunluk bilmeden yanlış ve kötü bir şey söylerse ve kişi buna uyarsa ona zarar gelebilir. Çoğunluğu dinlememek gerekir. Kriton “Çoğunluk bizi öldürebilecek güçtedir.” der. Sokrates ise çoğunluğa uymamak gerektiğini uyduğumuz takdirde de zarar görebileceğimizi –belki ölebileceğimizi- yineler. [13]

Sokrates dostlarının yaptığı kaçma teklifini reddeder ve bir odada dostlarınla vedalaşıp baldıran zehrini içerek bu dünyaya veda eder.

Sokrates’in başka bir şehre gitmek istememesinin, kaçışı kabul etmemesinin birkaç sebebi vardır. Öncelikle kendisi ile çelişmek istemez. Davadan önce, özgür bir yurttaş olduktan sonra, poliste kalarak başka bir kente gitmeyerek o kentin yasalarına örtük bir rıza göstermiştir. Şimdi yasa kendi aleyhine döndüğü için polisi terk etmesi tutarlı değildir. Üstelik bir kaçak olarak gittiği şehirde barınamayacağını bilir. Ayrıca ona göre her şeyin bir erdemi vardır. Yurttaşı özel insandan ayıran onun kamu işleriyle, devletle ilişkili olmasıdır. Kamu işlerinden biri de yasalara itaattir. Bu bakımdan ölümü erdemli ve kendi içinde tutarlıdır.

Sokrates eğer kaçmayı kabul etseydi siyasal düşünceler tarihinde bu kadar önemli yer etmez, 2500 yıl sonra bile anılıp onu aklayan mahkemeler kurulmazdı[14]. Onu sanıyorum ki bu kadar önemli kılan yasa-yurttaş ilişkisindeki bu tutarlı ve erdemli tavırdı.

Sokrates’in çoğunluğun düşüncelerini öneme almamamız konusundaki düşüncesini daha da ilgi çekici hale getirecek bir detayı burada vermek yerinde olur sanıyorum. Sokrates öldükten sonra, Laertius’a göre Atina onu ölüme mahkum ettiği için pişman olmuş, suçlamaları yapanları sürgüne göndermiş ve Sokrates’in bakırdan heykelini dikmişlerdir.[15] İşte tam da bu sebeple Sokrates’i ve onun ölümünü hatırlamamız gerek… Demokrasi görünümlü tiranlıklarda demokrasi bir insanı öldürdüğü gibi başka bir gün o insanı kahraman ilan edebilir. Galiba Platon demokrasiyi filozoflara yakıştırmakla doğru bir şey yapmış…

İpek ESEN

KAYNAKÇA

Platon, Sokrates’in Savunması, İş Bankası Kültür Yayınları, 6. Basım, İstanbul.
“2500 Yıl Sonra Gelen Beraat”, http://www.haberturk.com/dunya/haber/745593-2500-yil-sonra-gelen-beraat

[1] İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Euthyphron, Apologia(Savunma), Kriton, Phaidon kısımlarından oluşan kitaptır..
[2] Apollon: Antik Yunan’da sanatların, müziğin, şiirin ve aşkın tanrısıdır. Kehanetleriyle de ünlüdür.
[3] Platon, Sokrates’in Savunması, İş Bankası Kültür Yayınları, 6. Baskı, s. 36.
[4] Antik Yunan’da Sanatçılar ve zanaatçılar arasında bir fark gözetilmiyor.
[5] Polis, Antik Yunan’da bir toplumsal organizasyon biçimi, kent…
[6] Platon, age., s.48.
[7] Platon, age., s.49.
[8] Age., s.55.
[9] Akropolis’te yer alan kamu binası. Atina’da Prytaneion’da ömür boyu bedava yemek yeme hakkı kazanmak yurttaşlara verilebilecek en büyük onurdur. Ayrıca bu ödül olimpiyatlarda altın madalya alanlara verilmektedir.
[10] Platon, age., s.69
[11] Age., s.69
[12] Age,, s.69.

Bir cevap yazın