GENİŞLETİLMİŞ KAFKAS SEDDİ PROJESİ

Anlık Dergisi’nin 3. sayısında yayınlanan “İstiklâl Savaşı’nın Kırmızı Kitabı” başlıklı yazımda, Mustafa Kemal Paşa’nın 5 Şubat 1920 tarihli durum değerlendirmesini tam metin olarak sunmuş ve yorumlamıştım. Bu durum değerlendirmesinde Paşa, emperyalist devletlerin, Kafkasya’daki devletlere destek olmak suretiyle; Anadolu direnişinin en önemli çıkış kapısı olan Kafkasya üzerinden Sovyet rejimiyle temas kurmasını engellemek ve Türkiye’nin etrafını sarmak planını görmüş ve Anadolu direnişinin tamamen kuşatılıp yok edilmesi anlamına gelen bu planın hayata geçirilmesini engellemek için kapsamlı bir strateji ortaya koymuştu. Yazıyı fazla uzatmamak için o zaman bu Kafkas Seddi projesinin sahadaki uygulama çabalarına yeterince değinememiştim. Şimdi bu eksiği tamamlamak ve emperyalist Küresel Çete’nin bu ölümcül planının, Anadolu direnişi ile Sovyet rejimi tarafından nasıl dayanışma içinde bertaraf edildiğini daha iyi ortaya koymak istiyorum. Yazıda yararlandığım arşiv kaynaklarını Salahi SONYEL’in “Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika” adlı iki ciltlik eserinden alıntıladım.

Bu alıntılarda geçen iki kısaltma: FO, Foreign Office, doğrudan İngiltere Dışişleri Bakanlığı arşivlerini; DBFP, Department of British Foreign Policy, İngiliz Dışişleri tarafından yayınlanan ciltleri ifade etmektedir.

Başlıkta, bu projeden “Genişletilmiş Kafkas Seddi” olarak söz etmemin nedeni, bu planın sadece Kafkasya devletleriyle değil, Doğu Karadeniz bölgesinde kurulması hedeflenen Pontus Cumhuriyeti aracılığıyla da uygulanmak istenmiş olmasıdır. Yani emperyalistler ve onlarla işbirliği yapan yerli halkların yöneticileri, Türkiye’nin sadece Kafkasya’dan karayoluyla çıkışını değil, Türkiye ile Sovyet Rusya’nın Karadeniz üzerinden denizyolu bağlantısını da kesmek istiyorlardı. Tıpkı yakın geçmişteki Büyük Ortadoğu Projesi’nin, zamanla Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi adı altında Fas’tan Afganistan’a uzanan bir mahiyet kazanması gibi; bu Kafkas Seddi Projesini de, (Pontus planlarını içermesinden dolayı) Genişletilmiş Kafkas Seddi olarak isimlendirmeyi uygun buldum. Bu bağlamda geçtiğimiz yıllarda Gürcistan ve Ukrayna’daki Sorosçu “Turuncu Devrim” teşebbüslerini de hatırlarsak, emperyalizmin planlarının 100 yıl sonra bile güncelliğini koruduğunu görmek hiç de zor olmayacaktır.

Yazı boyunca Kafkasya’daki olaylar ve Pontus planlarına dair tarihleri okurken hep Mustafa Kemal Paşa’nın durum değerlendirmesinin tarihi olan 5 Şubat 1920’yi de göz önünde tutmak aydınlatıcı olacaktır. Hatta öncelikle “İstiklâl Savaşı’nın Kırmızı Kitabı” başlıklı yazının sonunda tam metni verilen bu durum değerlendirmesini dipnotlarıyla birlikte yeniden okumayı tavsiye ederim.

15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal eden Yunanlılar, asırlardır hayalini kurdukları Bizans İmparatorluğu’nun yeniden canlanacağı günlerin artık elle tutulacak kadar yakın olduğuna inanıyordu. Yunanistan yönetimi aynı zamanda Pontus Cumhuriyeti’ni de yeniden ihya etme hayalini kuruyor, Karadeniz kıyısı boyunca uzanan bölgelerde karışıklık çıkarmakla uğraşıyordu. Esasen İstanbul Hükümeti’nin, Mustafa Kemal Paşa’yı Samsun’a “Ordu Müfettişi” sıfatıyla göndermekteki hedefi de, bu karışıklıkları yatıştırmak ve bölgedeki Türk direnişini etkisiz hâle getirmekti.

Pontusçuları temsil eden eski Yunan subaylarından Katheniotis ve Rus ordusunun eski subaylarından (muhtemelen Çarlık rejimine bağlı bir subay) Albay Ananias’la, Ermenistan’ı temsil eden General Termenasian arasında 16 Ocak 1920’de Tiflis’te imzalanan anlaşma gereğince, Bolşeviklerin söz konusu ülkelere sızmasını engellemek amacıyla ortak tedbirler alınması kararlaştırılıyordu. Pontus akımının öncüleri, Pontus ve Ermenistan birleşirse, Bolşevizm ve Türk milliyetçilerine karşı güçlü bir engel yaratacaklarına inanıyorlardı. (Kaynak: FO/5192/E621. Konstantinis ile Pissanis’ten Lloyd George’a tarihsiz yazı. İngiliz Hariciyesinde alındığı tarih: 26.02.1920. Ayrıca Times Gazetesi’nin 01.03.1920 tarihli nüshasındaki “Caucasia and Bolshevism” adlı yazı.)

Kaynakta adı geçen ve Pontus Cumhuriyeti kurmak peşinde olan bu iki Rum (Konstantinis ve Pissanis), İngiliz Başbakanı Lloyd George’a gönderdikleri dilekçede, Pontus’la Ermenistan’ı bir federal devlet şeklinde birleştirerek “Mustafa Kemal’le Lenin arasında bir set haline getirmeyi” tasarlıyorlardı.

Sonyel’in kitabında, bu dilekçenin son sayfasının silik de olsa bir fotoğrafı mevcut olup, oradan kâğıda döktüğüm İngilizce metin ve tarafımdan yapılmış tercümesini aşağıda sunuyorum:

“Armenia and Pontus cannot boast of large and wellequipped armies, the flower of their population has perished under the knife of Turk, but their soldiers will fight with the ardour of men defending a liberty of which they have dreamt five centuries and which is only now coming within sight. By promoting the emancipation of both peoples from the Turkish yoke and encouraging their collaboration the Allied Governments will set up a real barrier against Mustapha Kemal and Lenin alike.”

Çeviri:

“Ermenistan ve Pontus, büyük ve donanımlı ordularıyla övünemez,

Nüfuslarının çiçeği (genç nüfus) Türk kılıcı altında yok oldu

ancak onların askerleri, beş yüzyıldır hayal ettikleri ve şu anda görünür olan bir özgürlüğü savunan adamların hararetiyle savaşacaklar.

Her iki halkın da Türk boyunduruğundan kurtulmasını ve işbirliğini teşvik ederek Müttefik (İtilaf) Hükümetleri hem Mustafa Kemal hem de Lenin’e karşı hakiki bir engel oluşturacak.”

*****

Anadolu direnişinin, askerî ve ekonomik anlamda yardıma acilen ihtiyacı vardı. Bolşevikler de hiçbir şey için olmasa bile kendi devrimlerinin yaşayabilmesi için Türkiye’ye yardım etmek istiyordu ancak iki ülke arasındaki kara ulaşımı Ermenistan ve Gürcistan tarafından kapatılmıştı. Rusya’dan malzeme yardımı sağlayabilmek için Kafkas engelinin ortadan kaldırılması gerekiyordu. Öte yandan 1920 yılı Ocak ayında İngiltere başta olmak üzere emperyalist devletler; Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ı tanıyarak bu devletlere silah yardımı yapmak kararını almışlardı. (Kaynak: DBFP, I/II s. 65 ve 67)

Anadolu direnişinin Azerbaycan’dan iki önemli beklentisi vardı:

1-) Malî ve askerî yardım,
2-) Bolşeviklerle işbirliğini kolaylaştırmak.

Ermenistan ve Gürcistan, emperyalist devletlerle yakın işbirliği içinde Kafkasya yolunu tıkadıkları için, Azerbaycan’ın yardımı özellikle gerekliydi.

Birinci Dünya Savaşı sonunda İstanbul’a dönünce İngilizler tarafından yakalanıp hapsedilen Halil Paşa, 1919 yılı Ağustos ayında Türk gizli servisinin bir operasyonuyla, tutuklu bulunduğu Bekirağa Bölüğü’nden firar ederek Anadolu’ya geçmişti. Sivas’ta Mustafa Kemal ile görüşen Halil Paşa, O’nun talimatıyla Doğu’ya hareket etmiş ve Karabekir tarafından Azerbaycan’daki Müsavat Hükümeti’ni Türkiye’ye yardım konusunda ikna etmek için 23 Eylül 1919’da Bakü’ye gönderilmişti. Yine İngilizler tarafından Batum’da esir tutulan Nuri Paşa da 1919 yılı Haziran ayında firar ederek Kafkasya’ya geçmiş ve Azerbaycan’daki Türk ve Azeri subaylarını örgütlemeye başlamış bulunuyordu. Tam 1 yıl önce Birinci Dünya Savaşı’nın son haftalarında 15 Eylül 1918’de Bakü’yü fetheden bu iki komutan, Kafkasya’da büyük şöhret ve saygınlığa sahipti.

Karabekir daha önce birkaç kez Azerbaycan’la haberleşmiş olmasına rağmen, Türkiye’nin “artık öldüğünü” ileri süren Müsavat Hükümeti yardıma yanaşmamıştı. Halil Paşa’nın ikna çabalarına rağmen Azerbaycan yönetimi Türk direniş hareketiyle ilişkilerinde çekingen davranıyor, Paris’te sürmekte olan Barış Konferansı’nda İngiltere’nin desteğini sağlamayı hedefliyor, Türk direnişine açıktan yardımda bulunarak riske girmek istemiyordu.

Müsavat Hükümeti’nin İngiliz emperyalizmine eğilim gösteren bu tutumu, esasen sosyal demokrat karakteriyle de uyumlu bir tavırdı. Bilindiği gibi Avrupa genelindeki sosyal demokrat partiler, özellikle 1914’ten itibaren savaşa destek vererek hem kendi ülkelerindeki emekçilere hem de sömürge halklarına ihanet etmişlerdi.

Mustafa Kemal ve Karabekir başta olmak üzere Türk direniş hareketi liderleri, Azerbaycan’daki Müsavat yönetiminin İngilizlere yakın durmasından büyük rahatsızlık duyuyorlar ve bu yönetimi iktidardan düşürmek için muhalefet partisine ellerinden gelen yardımı yapıyorlardı. Halil Paşa ve diğer İttihatçı subayların Azerbaycan’daki faaliyetleri bu bakımdan büyük önem taşıyordu.

Mustafa Kemal Paşa’nın “Durum Değerlendirmesi”nde geçen;

“Yeni Kafkas hükümetleriyle ve özellikle Azerbaycan ve Dağıstan İslam hükümetleri ile acele olarak ilişki kurarak İtilaf planına karşı kararlarını ve durumlarını anlamak,

Kafkas milletleri bize set olmaya karar verdikleri takdirde taarruz hareketimizi birleştirmek için Bolşeviklerle anlaşmak”

İfadelerinin yaşamsal önemi de böylece daha iyi anlaşılmaktadır.

Azerbaycan’daki Türkler de, Türkiye’ye yardım sağlayabilmek için İngiliz yanlısı Müsavat hükümetinin düşürülerek, Bolşeviklerle anlaşmaya varacak bir hükümetin işbaşına getirilmesi gerektiğine inanıyorlardı. 1920 Mart’ında, Azerbaycan’da Anadolu direnişine yardım edecek dost bir hükümeti iktidara getirme çabalarında Sovyet kuvvetlerine yardımda bulunmaları için Bakü’deki Türkler teşvik ediliyordu. Türklerle Kızılordu arasında çıkması muhtemel bir çatışma da Halil Paşa’nın çabalarıyla engelleniyor ve 28 Nisan 1920’de Sovyet ordusu Türklerin yardımıyla Azerbaycan’ı işgal ediyordu.

Türkiye’deki Türkçü ve milliyetçi çevrelerin öteden beri kafasını kurcalayan ve çeşitli argümanlarla izah edilmeye çalışılan bir durum da böylece açıklığa kavuşmuş oluyor. Soğuk Savaş yıllarının NATO’cu antikomünist saplantılarıyla bakıldığında büyük bir çelişki olarak görülen bu olayların; 1945 sonrası egemen olan çarpık zihniyetten arınarak 1920’ye gidildiğinde, ortak düşman olan emperyalizme karşı mücadele eden iki ülkenin ve “somut durumun somut tahlilini” başarıyla yapan iki devrimci liderin stratejik işbirliği mahiyetinde olduğu görülmektedir.

1920’de Türk ve Sovyet rejimleri tarafından ortadan kaldırılan Kafkas Seddi, Türkiye’nin NATO’ya girmesiyle birlikte ülkemizin bütünüyle bir “Kafkas Seddi”’ne dönüşmesiyle yeniden güncellenmiş oldu. Türkiye’nin bugün Suriye krizi çerçevesinde yaşadığı bütün sorunların temelinde de bu dönüşüm yatmaktadır. Ülkemize yönelik NATO öncülüğündeki emperyalist kuşatmayı kırmak için Türkiye yine 100 yıl önce olduğu gibi Rusya üzerinden Avrasya kıtasına yaslanmaya çalışıyor. 100 yıl önce bu iki ülkenin başında Mustafa Kemal ve Lenin gibi iki büyük lider vardı. Umalım ki şimdi de bu kuşatmayı kırmak mümkün olsun.

Geçtiğimiz günlerde NATO tatbikatında Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hedef alınmış olmasını, bir de bu tarihi bilgiler ışığında yeniden düşünmeye ne dersiniz? Yıllardır TV’lerde kafa ütüleyen filanca zırtapozik araştırma kurumunun feşmekanca masası başkanı sözde uzmanların “derin” açıklamalarından daha faydalı olmaz mı?

Tarih, geçmişin bilimi değildir. Bugünü anlamanın ve geleceği görmenin TEK yoludur. Türkiye, emperyalizmin hizmetindeki “Tarihçi Çetesi” mensubu, sirk soytarısı görünümlü tiplerden daha iyi tarih danışmanlarını hak etmektedir.

Bir cevap yazın