KAPANMAYAN DOSYA: SABAAHATTİN ALİ – ATSIZ DAVASI

Gerek halen güncelliğini koruyan eserleriyle, gerekse sosyal medyada Türk kahvesiyle çekilmiş kitaplarının fotoğraflarıyla hepimizin yakından tanıdığı yahut tanıdığını düşündüğü bir yazardır Sabahattin Ali. Raif Efendi’yi ve Maria Puder’i yaratarak duygu dünyamızda fırtınalar estirmiş bu adamın, Türk siyasi ve fikir tarihinde de halen etkisi süren bir davanın davacı tarafı olduğunu da bilmekteyiz. Sabahattin Ali – Hüseyin Nihal Atsız davasını inceleyeceğiz; fakat ondan önce, her iki tarafın savunucularının kafasında soru işareti bırakan, halen kullanılan bir olayı incelemek daha doğru olacaktır.
• Sabahattin Ali’nin Atatürk’e Hakaret Ettiği İddiası
Konya’da bir arkadaş toplantısında okuduğu bir şiirinde, Atatürk’e hakaret ettiği iddiasıyla 1932’de tutuklanan Sabahattin Ali’nin, kendini nasıl savunduğunu okumadan önce, şiiri ve Sabahattin Ali’nin yaşamını derinlemesine araştıran Hıfzı Topuz’un konu hakkında yazdıklarını görelim:
‘’Hey anavatandan ayrılmayanlar
Bulanık dereler durulmuş mudur?
Dinmiş midir olukla akan o kanlar?
Büyük hedeflere varılmış mıdır?

Asarlar mı hala Hakk’a tapanı?
Mebus yaparlar mı her şaklabanı?
Köylünün elinde var mı sabanı?
Sıska öküzler dirilmiş midir?

Cümlesi beli der enelhak dese
Hala taparlar mı koca terese?
İsmet girmedi mi hala kodese?
Kel Ali’nin boynu vurulmuş mudur?’’

İddia odur ki, Sabahattin Ali bu şiirini Konya’da bir dost meclisinde okuyarak Atatürk ve İsmet İnönü’ye hakaret etmiştir. Olayın iç yüzünün bir kısmını Hıfzı Topuz’un Başın Öne Eğilmesin isimli kitabından okuyalım: ‘’Remzi ve Cemal Beyler bu yüzden Sabahattin Ali’ye çok kızdılar ve ondan çirkin bir öç almaya kalktılar. Sabahattin Ali, olaydan sekiz ay önce gazeteye birkaç şiir bırakmış ama bunlar bir türlü yayımlanmamıştı.’’ Remzi ve Cemal Beyler’in, Sabahattin Ali’den öç almak istemesinin sebebi ise, Cemal Kutay’ın Yeni Anadolu gazetesinde başyazarlık ve tercümanlık yapan Sabahattin Ali’nin, Kutay’la Milli Eğitim Müfettişi’ne karşı yürütülen kampanya nedeniyle ters düşmesidir. Sabahattin Ali, bu kampanyayı desteklemez ve Konya Öğretmenler Birliği’ne gönderdiği yazıyla protesto eder. Bunun sonucunda, Sabahattin Ali’nin sekiz ay önce gazeteye bıraktığı şiirler, birden dost meclisine taşınarak Atatürk’e hakaret iddiasıyla Sabahattin Ali’nin yakasına yapışır. Tutuklanan Sabahattin Ali, kendini şöyle savunur:

‘’Konya İkinci Karar Hakimliği Memuriyet-i Aliyesine,
Reisicumhur hazretlerine hakareti tazammun eden ‘’Memleketten Haber’’ ünvanlı bir şiiri, Yahya ve Namık Beyler’in hanelerinde okuduğum hakkındaki iddianameye itirazımdır:
1-Evlerine ilk defa gittiğim ve yeni tanıştığım bu zatların huzurunda böyle bir şey okumak cesaretini göstermek, delilikten başka bir kelime ile tavsif edilemez. Ben ise melekat-ı akliyesine sahip bir adamımdır.
2-İfadelerine müracaat edilen şahıslardan ifadelerinin tetkiki, şiiri dinledikleri iddia edilenlerin böyle bir şeyden haberi olmadığını meydana çıkaracaktır. Şu halde muhbirin iddiasının asılsız olduğu, bana şahsen münfail olan Mehmet Emin Soysal Bey ve Cemal Bey’in ve onların ortak ve arkadaşları olan Eyüp Hamdi ve Remzi Beyler’in bana iftirada bulundukları tezahür eder.
3-Cemal Bey, gazetesinde maarif müfettiş-i umumisi Ali Rıza Bey aleyhinde yazdığı bir yazıyı Muallimler Birliği’nde alenen terbiyeye gayr-i muvafık (uygun olmayan) kelimesiyle tavsif ettiğim ve bu yazının tekzibine karar verilmesine sebep olduğum için bana muğber idi ve bu iğbirarını Konya Kütüphanesi memuru Mesut Bey’e de ‘’Ben onu ihbar edeceğim.’’ diye birkaç gün evvelden izhar etmiştir.

5-Eyüp Hamdi Bey, Mehmet Emin Bey ile bir mecmua çıkarmaktadır. Remzi Bey ise Cemal Bey’in ortağıdır. Onları birbirine müşterek mantıklar bağladığı için birbirilerini tekit edecekleri şüphesizdir. Hakkımdaki ihbarın Muallimler Birliği’ndeki hücumumdan bir gün sonra yapılması da ihbarın asılsızlığını ispat için başka bir değere hacet bırakmamaktadır.

7-Beş altı ay evvel işret meclisinde okunduğu ve bir defadan fazla dinlenmediği söylenen bir şiirin bu kadar müddet sonra tamamen hafızada kalabilmesi imkan haricindedir.
8-Böyle bir şiir yazdığımı ve bunu beş altı ay evvel okuduğumu iddia edenler beni bir ay evveline, yani kendileri ile alakamı kestiğim zamana kadar sahibi oldukları gazetede çalıştırıyor ve siyasi başmakaleler yazmama müsaade ediyorlardı. İhbarlarında hakikatten bir zerre bulunsa bunu yapmalarına imkan olmaması icap ederdi.

Muhtelit Orta Mektep Almanca Muallimi’’

Mahkemelerde isimli çalışmadan alınan bu belge (çalışmada Osmanlıca aslı mevcuttur), Sabahattin Ali’nin iddiaya karşı savunmasıdır. Özellikle 8. maddede belirttiği gibi, müfettiş tartışmasından önce gazetede başyazar olarak çalışan, hatta Kuyucaklı Yusuf romanının bir kısmını da burada tefrika eden Sabahattin Ali, Atatürk’e hakaret edecek görüşte biriyse, neden Cemal Kutay ve diğer ortaklar kendisine gazetede böyle önemli bir görev vermiştir? Bu soru, iddianın asılsız olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Aynı zamanda bu iddiaya sıkı sıkıya sarılan Atsızcılar’a, Hüseyin Nihal Atsız’ın Dalkavuklar Gecesi adlı romanında, Atatürk’ü temsil eden kral Pampa için ‘’Sarhoş Kral’’ dediğini de hatırlatmak gerekir. Bununla da kalmayan Atsız, Milli Birlik adlı yazısında şu sözleri söyler:
Kemalizm denilen muazzam safsata kısmen Fransa kısmen de İtalya ve Rusya’dan alınmak suretiyle dış alemin bir değil, birkaç merkezine birden bağlı olan, bu suretle diğerlerden daha çok ve karmakarışık bir şekilde dışarıya bağlı bulunan bir ucubedir.
Bugün dönme, mason ve Kemalist güruhunun ağzında sakız gibi dolaşan yobazlık kelimesi en çok kendilerine yakışmaktadır: İnkılâp yobazları… Kendilerinden başka türlü düşünenlere tahammül edemeyen Kemalist ve mason yobazlar… Irkçılıkla Kemalizm arasında bir ölçüştürme yapmak gerekirse şöyle denebilir: Irkçılık, bizden olmayanların bize hep ihanet ettiklerini bilmekten doğan tarihi bir gerçeğe, Kemalizm ise otuz yılın yalan‐dolan propagandasına dayanmaktadır.
(…)
Nerde o mukaddesata saldıran Kemalist inkılâpları? Milletin dinine tahakküm artık sökmüyor, değil mi? (…) Biz onların Kemalist rejimlerinin her marifetini, tehdidini, iftirasını, hapsini, işkencesini, tabutluğunu ve mezarlığını 1944’te gördük ve şatafatlı Kemalizm’in ne olduğunu anladık.”

• Ali –Atsız Davası

Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan adlı romanına karşılık olarak ‘’İçimizdeki Şeytanlar’’ adında bir yazı yayımlayan Atsız, yazısına şöyle başlar: ‘’Önceleri milliyetçi iken sonradan sapıtarak komünist olan, fakat düşüncelerini değiştirdiğini ispat etmedikçe kendisine iş verilmeyeceği söylendikten sonra sözde hükümet tarafına geçen Sabahattin Ali, “İçimizdeki Şeytan” adlı bir roman çıkardı. Bu romanın kısaltılmış şekli şudur:’’ Bundan sonra uzun bir şekilde romanı anlatan Hüseyin Nihal Atsız’ın da çok iyi bildiği gibi, Sabahattin Ali hiçbir yazısında veya sohbetinde komünist olduğunu söylememiştir. Yazının eleştiri kısmına geçecek olursak Hüseyin Nihal Atsız, Sabahattin Ali’yi ruhsal tahlillerle romanını şişirmekle ve Shakespeare’e özenmekle suçlamıştır. Burada bir sorun yoktur ve bir edebiyatçının diğerini eleştirmesinden ibaret cümlelerdir bunlar. Elbette Sabahattin Ali de, Atsız’ı ‘’Bana özenti dedi’’ diyerek mahkemeye vermemiştir. Asıl sorun, Hüseyin Nihal Atsız’ın, Ali’yi, ırkçı, Turancı ve Türkçü kesimi ‘’satılmış’’ olarak göstermekle suçlaması ve şahsına hakaret etmesidir. Dava Sabahattin Ali lehine sonuçlanır.
Mesele bu kadar basit olmamakla birlikte, Sabahattin Ali’yi, Atsız aleyhine dava açmak konusunda ikna edenin Hasan Ali Yücel olduğu da iddia edilir. Hasan Ali Yücel – Demokrat Parti İstanbul İl Başkanı Kenan Öner davasının davalısı Öner, ‘’Pekala bilir ve hatırlarsınız ki 1944 senesinde Nihal Atsız ismindeki milliyetçi bir öğretmenin, Mareşal’e (Fevzi Çakmak) sorduğunuz, neşrettiği bir broşürde üç sene evvel açıklamış, fakat bu ifşaatın tesiri altında mevkii müstahkemini tehlikede zanneden zatı devletiniz o broşürde de Şükrü Sökmensüer’in nutkunda geçen Sabahattin Ali’yi, bu milliyetçi öğretmen aleyhine Ankara Mahkemesi’nde bir hakaret davası açtırmaya ve Ulus avukatını kendine fahri bir vekil tayin ettirmeye muvaffak olmuştunuz.’’ diyerek, Yücel’i bu konuda suçlamıştır. Aynı kitapta Mumcu, Öner’in düşüncesini şöyle açıklamıştır: ‘’Hasan Ali Yücel, Sabahattin Ali’yi koruyordu. Sabahattin Ali, Cami Baykurt’tan da, Sertel’den de yüz bin kat fazla komünistti. Sabahattin Ali- Atsız davasında yapılan gösteriler, Irkçılık Turancılık davasına yol açmıştır. Yücel, bütün bunlardan sorumludur.’’
Bunun sonucunda Yücel, Kenan Öner dava açmıştır.
Akıllara şu soru gelir: Sabahattin Ali, defalarca hüküm giymiş, hapis yatmıştır. Hatta Atatürk’e hakaret suçundan dahi. Evet, Sabahattin Ali bakanlık emrinde çalışmıştır; fakat bu, Sabahattin Ali’nin korunduğu anlamına mı gelir? Sabahattin Ali, dönemini aşmış iyi bir yazar ve şair, aynı zamanda da öğretmendir. Ki Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la çıkardığı dergiler, bakanlık emrinde, Öner’e göre korumasında olmasına karşın defalarca kapatılmıştır. Korunduğunu farz edelim, Sabahattin Ali’yi korumak demek komünistleri korumak mı demektir? Daha önce de belirttiğimiz gibi Sabahattin Ali, hiçbir şekilde komünist olduğunu söylememiştir. Onun komünist olduğunu iddia edenler de, bu iddiasını halen ispatlayamamıştır. Komünist olduğunu farz edelim, ülkesi adına zararlı bir iş yapmış mıdır? Cevap bellidir.
Sabahattin Ali’den kendisini okuyarak yazıyı bitiriyor ve gerisini okurun aklına bırakıyoruz:
“Namuslu olmak, ne zor şeymiş meğer! Bir gün Almanların pabucunu yalayan, ertesi gün İngilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. Yalnız ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardık. O da kendi cefakeş milletimizdir.
Meğer ne büyük günah işlemişiz! Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibarlı kişileri gibi kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık, han apartman sahibi olmak, sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp kavurmak emellerine kapılmadık. Bütün kavgamızda kendimiz için hiçbir şey istemedik. Yalnız ve yalnız, bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları araştırmak istedik.
Bu ne affedilmez suçmuş meğer! Neredeyse, yoldan geçerken mide uşakları arkamızdan bağıracaklar: ‘Görüyor musun şu haini! İlle de namuslu kalmak istiyor ve ahengimizi bozuyor…’
Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?”

Beyza Selen ÇAVUŞ

Kaynakça:

– Hıfzı TOPUZ – Başın Öne Eğilmesin sayfa: 58 – 59 / Remzi Kitabevi
– Hüseyin Nihal ATSIZ – İçimizdeki Şeytanlar
– Hüseyin Nihal ATSIZ – Milli Birlik / Orkun Dergisi 1951
– Sabahattin ALİ – Mahkemelerde Belge: 3 / Hazırlayanlar: Nüket Esen – Nezihe Seyhan / YKY
– Sabahattin ALİ – Markopaşa Yazıları ve Ötekiler sayfa: 190 / Hazırlayan: Hikmet Altınkaynak / YKY
– Hüseyin Nihal ATSIZ – İçimizdeki Şeytanlar
– Uğur MUMCU- 40’ların Cadı Kazanı sayfa: 62 – 65 / Uğur Mumcu Vakfı Yayınları

Bir cevap yazın