YOKLUK ÜZERİNE BİR DENEME: SUUDİ ARABİSTAN’DA KADIN HAKLARI

İnsanlık tarihi farklı alanlardaki ilerlemelerle dolu. Ancak bir konu var ki; insanlığın kanayan yarası. Tabii ki bu konu; kadın hakları. Cinsiyet ayrımcılığının azalmak yerine giderek daha da şiddetlendiği ve yapısallaşmaya başladığı bir dünyada yaşıyoruz. Siyasal ve toplumsal boyutta her zaman rol model olarak yansıtılan Avrupa’da, 1789 Fransız Devrimi’nin sloganlarından fraternité -yani kardeşliğin- bir erkek temelli kardeşlik olduğu devrim sonrası süreçte anlaşılmıştı. Ortadoğu’da ise geniş bir sürece yayılmış sömürge deneyimi ve genç ulus devlet yapılanmaları ile farklı etnik ve dini unsurlarla örülü toplumsal yapı nedeniyle süreç çok daha geriden gelmekte.
Güçlü devletlere dönüştürülmesi gereken zayıf devletlerden oluşan bir bölge olarak görülen Ortadoğu, yıllardır Batı tipi liberal ulus devlet kalıbına tehdit üretmeyecek şekilde yeniden inşa edilmeye çalışılmaktadır. Süreçler her devlet için farklı olsa da bölgede genel olarak yerel taleplerin bastırılarak entegre edildiği ve baba devlet rolünün topluma kabul ettirilmeye çalışıldığını söylemek mümkün görünmektedir. Özellikle Arap ayaklanmalarının çıkmasında etkili bir faktör olarak Ortadoğu devletlerinin benimsediği ya sosyal haklar ya özgürlük uygulamaları, toplumlarda ciddi bir güvenlik ikilemi yaratmaktadır. Yaratılan güvensizlik algısı farklı bir grubun günah keçisi ilan edilmesiyle desteklenmeye çalışılmaktadır. Bu, farklı bir etnik ya da dini grup olarak da görülse de, yapısallaşmış ataerkil toplum yapısı nedeniyle bu grup genelde kadınlar olmaktadır. Kadınların sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda kısıtlandığı, hak mücadelesinin bile fuzuli görüldüğü, toplumsal cinsiyetin hayatın her alanında eyleme döküldüğü bölgede, tam da Duygu Asena’nın kitabının adında olduğu gibi kadının adı yok olmuştur.
Bu konuyla ilgili bölgenin en çok dikkat çeken devletlerinden biri de Suudi Arabistan’dır. Abdülaziz bin Suud’un 1932 yılında Arabistan kralı ilan edilmesiyle kurulduğu kabul edilen devlet, Suud hanedanı tarafından şeriat yasalarıyla yönetilen bir monarşidir. Yasama organı, siyasal parti gibi oluşumlar görülmezken tüm yürütme ve yasama gücü kralın elindedir. Arap ayaklanmaları sonrası her devlette farklı gruplar kendi lehlerine değişim isterken, Suudi Arabistan’da bu değişimi talep eden en dikkat çekici gruplardan biri de kadın hakları aktivistleri olmuştur. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2015 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği raporuna göre Suudi Arabistan cinsiyet eşitliği sıralamasında 145 ülke arasında 134. sırada yer almaktadır. Cinsiyet eşitsizliğinin yanı sıra sosyal ve idari eşitsizlikler de yasalarda temel bulmaktadır. Ayrıca devletin mali açıdan desteklediği ve siyasal alanda yer verdiği ulema da kadınları dışlayıcı tutumunu sürdürmektedir.
Siyasal Alandaki Kısıtlamalar
2002 yılına kadar sadece yasal velileri olan erkeklere bağlı olarak kimlik sahibi olabilen kadınların bağımsız bir kimlik kartına sahip olması için 2002 yılında düzenleme yapılmıştır. Ancak uygulama sadece 22 yaş üstü kadınları kapsamakta ve kimlikte kadınların yüzlerini gösteren bir fotoğrafın olması İslam’a aykırı olduğu gerekçesiyle dini otoriteler tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Ayrıca kadınların bu kimlik kartına sahip olabilmek için yine de eşlerinden, babalarından ya da erkek kardeşlerinden veya iş verenlerinden izin belgesi almaları gerekmektedir.
2005 ve 2011 yıllarında yapılan belediye seçimlerinde, kadınların büyük çoğunluğunun kimlik kartlarının olmaması gerekçe gösterilerek kadınların oy kullanmasına ya da aday olmasına izin verilmemiştir. Ülke tarihinin üçüncü seçimi olan 2015 seçimlerinde ise kadınlar ilk kez oy kullanmış ve aday olmuştur. 978 kadının aday olduğu seçimlerde, oy kullanmak için 130 bin kadın kayıt yaptırmıştır.
2009 yılında ülkede ilk defa bir kadının bakan yardımcılığı görevine atanması olumlu bir gelişmedir. Nora El Faiz, kadın eğitiminden sorumlu bakan yardımcılığı görevine getirilmiştir. Ancak bir kadının ancak kadınlarla ilgili bir alana atanması yine eşitsizliği gösterir durumdadır.
Devlet bürokrasisinde yer alan kadınlar, erkeklerle yakın iletişimin engellendiği bir düzen içinde çalışmaktadır. Örneğin ilk defa 2013 yılında Şura Konseyi’ne atanan 30 kadın üyenin konseye giriş kapıları ve çalışma salonları erkeklerden ayrı tutulmuştur. Şura Konseyi’ne katılımlarını ise ses ve video yayınları aracılığı ile gerçekleştirebilirler.
Mart 2017’de Kadınlar Konseyi kurulmuş ancak tanıtım fotoğraflarında sadece erkeklerin yer alması nedeniyle uluslararası basında büyük tepki görmüştür. Organizatörlerin yaptığı açıklamada, tanıtımda kadınların da yer aldığı ancak ayrı odada oturmak zorunda oldukları belirtilmiştir.
Bu alandaki en güncel gelişme ise Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu’na seçilmesidir. Suudi Arabistan’ın, 45 üyeli komisyonda 2018-2022 yıllarında görev yapması kararlaştırılmıştır. Amacı kadın haklarını ilerletmek ve cinsiyet eşitliğini sağlamak olan bir komisyona Suudi Arabistan’ın seçilmesi, UN Watch başta olmak üzere bir çok insan hakları örgütünün tepkisini çekmiştir.
Sosyal Alandaki Kısıtlamalar
Suudi Arabistan’da sosyal alanda kadının statüsü yok denecek düzeydedir. Erkeklerin isteğe bağlı boşanma hakkına karşılık kadınların boşanma hakkı spesifik bir kaç duruma bağlanmıştır. Kadınların nafaka hakkı yoktur. Boşanma sonrası çocukların velayeti babaya verilmektedir.
Ahlaksızlığı Engelleme ve Namus Koruma Komisyonu, Haia adı verilen dini polisler aracılığıyla kadınların kamu alanlarındaki davranışlarını, giyimlerini, erkeklerle ilişkilerini takip etmektedir. Haia’ya karşı son dönemde kadınların tepkisi giderek artmaktadır. Bu tepkiye ve Arap ayaklanmalarına bağlı olarak Haia yapılanmasında çeşitli düzenlemelere gidilmiştir. Ancak bu düzenleme sadece Haia’nın yaklaşımının eskiye göre daha çekimser olmasını sağlamıştır.
Kadınların ehliyet sahibi olması ülkede hala tartışılmaya devam edilmektedir. Kadınların araba kullanma hakkı olmayan tek ülke olan Suudi Arabistan’da 2012 yılında gerçekleştirilen Women2Drive Kampanyası medyada kendine geniş yer bulmuştur. Ancak kampanyayı başlatan Manal El Şerif, işten atılmış ve çeşitli baskılara maruz kalmıştır.
Bağımsız bir kimlik sahibi olma hala temsilci iznine bağlı kılınsa da, Kral Selman’ın imzaladığı kararnameyle kadın haklarında bir “iyileştirme”ye gidilmiştir. Kadınların seyahat, eğitim ve sağlık gibi sosyal hizmetlerden faydalanırken temsilci izni alma zorunlulukları hafifletilmiştir.

Ekonomik Alandaki Kısıtlar
Cinsiyet ayrımcılığı ekonomik alanda da son derece belirgin olarak görülmektedir. Kral Abdullah döneminde kadınlar devlet bürokrasisi içinde önemli pozisyonlara atansa da kadın istihdamı hala son derece zayıftır. Kadınların işe alındığı alanlar ise eğitim ve sağlık gibi kadınların yine kadınlara ve çocuklara hizmet verdiği alanlarla sınırlı kalmaktadır.
Sonuç
Kadınların neredeyse her alanda yok sayıldığı Suudi Arabistan’da, kadın haklarının yasal bir temeli olmaması ve ülkede siyasal parti, sivil toplum kuruluşu yapılarının görülmemesi kadın hakları arayışını güçsüzleştirmektedir. Bu nedenle kadınlar sivil itaatsizlik eylemlerini benimsemektedir. Her ne kadar Arap ayaklanmaları sonrası süreçte bazı reformlar yapılsa da atılan adımlar Suudi Arabistan için büyük, kadın hakları için küçük adımlardır. Kadın haklarının bu şekilde güvenlikleştirilmesi, ülkede ilerleyen zamanlarda daha derin gerilimlere neden olabilecek bir faktör olarak varlığını sürdürmektedir.

Leyla GÜRDAL

Bir cevap yazın