PAVLOV’UN KÖPEKLERİ

İvan Pavlov’un ‘’Klasik Koşullanma’’ ile ilgili deneyini bilirsiniz. İlk olarak denek olarak alınan bir köpeğe zil çalınır ve et verilmez. Haliyle köpekte herhangi bir tepkime, bir salya akması gibi şeyler olmaz. Ardından zil çalındıktan sonra et verilmeye başlanır ve sonra zil ile eşzamanlı olarak et verilmeye başlanır. Bu tekrar tekrar yapılır ve bir süre sonra zil çalındığı zaman et verilmese bile köpek salya akıtmaya başlar. Hatta bu yöntem sayesinde Sovyetler’in Nazi tanklarını patlattığı söylenir. Nazilerin güçlü tankları karşısında çaresiz kalan Sovyetler, İvan Pavlov’dan yardım isterler. Pavlov ilk olarak bir sürü köpek alarak bir yere kapatır ve günlerce aç bırakır. Ardından köpeklerin bulunduğu yere Sovyet tankları getirilir ve tanklara et bağlanır. Köpekler bu tankların bulunduğu alana salınır ve etin kokusunu alarak tankların yanına giderler ve tanklardaki etleri yerler. Bu olaydan sonra köpekler yine aç bırakılır ve ondan sonra üzerlerine bomba bağlanarak nazi tanklarının olduğu alana salınır. Yine tanklarda et olacağını düşünen köpekler tanklara doğru koşar ve orada köpeklerin üzerindeki bomba patlatılarak tanklar imha edilir.
Günümüzde Kemalizm(Buradaki Kemalizm’den kasıt Atatürk-Laiklik-Cumhuriyet-Demokrasi’dir) düşmanları işte bu köpekler gibi koşullandırılmıştır. Önce para, makam ve şöhret verilir. Ardından Kemalizm’e sövmeleri istenir. Bu devamlı tekrarlanır ve bir zaman sonra parayı, gücü, makamı duydukça salyalar akıtarak Kemalizm’e sövmeye başlarlar ve bunu özellikle din perdesi altından yaparlar. Normal bir dindar için, din güce dönüşürken dinci diye tabir ettiğimiz din tacirleri için güç-makam bir dine dönüşür. Hristiyan ilahiyatçı Paul Tillich ne güzel diyor;
‘’Bir insan ağzıyla ne söylerse söylesin, onun taptığı, onun için olmazsa olan şeydir‘’
Aslında bakılacak olursa bu, bugün yeni ortaya çıkmış bir şey değildir. Bunlar Hamza’nın ciğerini yiyenlerin, Ebu Zer’i çöle ölüme terk edenlerin, Hallac’ı sosyalist düşünceleri yüzünden ellerini ve ayaklarını çaprazlama kesip hunharca katleden ve buna din süsü verenlerin (Karmati ve Zenc isyanlarına verdiği destek sosyalist yapısını açıklıyor) Ebu Hanife’yi kırbaçlatıp sonra zehirleyenlerin, İkbal’e kafir diyen Pakistan mollalarının, Pirzade Muhammed Sıddık Saharanpuri’lerin, Kuvay-i Milliye’ye dinsiz diyen Mustafa Sabri’lerin, Madımak’ta suçsuz cana kıyanların torunlarıdır.
‘’Sarık saran hafiyeleri din perdesi altındaki icraatları menfaatten başka bir şey değildir. Faziletli din heyeti başımızın tacı, yüceltilmeye ve saygıya değerdir. Fakat melanet sağlamak, adi menfaat maksadıyla yalandan din kisvesine bürünerek Muhammed’in dinini karalayıp, küçük düşürmekten çekinmeyen bir takım menfaatçiler’’ (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.1, s. 37-39-40)
Türk milleti dinine olan derin saygısı ve sevgisi yüzünden her zaman aldatılmış ve aldatılmaya devam ediyor. Dini tekeline alan ve neredeyse her köşe başında tezgahını kurmuş olan din baronları, müritlerini veya kendisini dinleyenleri adeta zamanla birer robot yapmakta ve düşüncesine hükmetmektedir. Düşünmek demek öncelikle her şeyden bağımsız, analitik ve kritik düşünmek demektir, hür olmak demektir. Kayıtsız şartsız biat olduğu takdirde düşünmekte ortadan kalkar. İşte Türk Milleti’ni içten yıkmak isteyenler, Atatürk’ün ilke ve devrimlerini Türk Halkı’nın bizzat kendisine sildirmek için din bazlı çalışmalarına başlamış ve bu insanları gün geçtikçe akıldan-bilimden uzaklaştırıp bağnazlık çukuruna çekmişlerdir.( Batı sahip olduğu değerleri yüzyıllar sonunda, çok kanlı bir şekilde ve toplumsal olarak kazanmıştır ve bütün bu değerleri ‘’Laiklik-Cumhuriyet gibi’’ içselleştirmiş ve düşüncesinde oturtmuştur ama ne yazık ki Türk Halkı bir anda bu değerlere sahip olduğu için içselleştirememiş ve şu an bunun bocalamasını yaşamaktadır.) Dine lakayt olan kesimleri ise yanlış batılılaşma diye adlandırdığımız özenti durumuna düşürmüşlerdir. Kendi kültürüne, birikimine sırt dönüp batı hayranlığı bir kültür yozlaşması getirmiştir. Ve bugün Türkiye’nin kutuplaşması ‘’En uçlar’’ olmak üzere daha da ayrılmış ve büyümüştür. İşte birer Türk ve Atatürk gençleri olarak bizlerin yapması gereken, her iki kesimle bir silah ile savaşmak. Bilimdir o silahın adı ve kitaplardır o silahın mermileri.
Dinciler ile mücadele ederken (din tacirleri) ek olarak yapmamız gereken şeyler vardır. Bilim-akıl-bilim-akıl diye bağırmalarımız gırtlak şovundan ileri giden bir şey olsaydı bugün dinciler bu kadar palazlanıp büyüyemezdi. Çünkü dincilerde bu kadar büyüyecek basiret yoktur. Onlar bizlerin ihmalkarlığı yüzünden bu hale gelip büyümüşlerdir. Hatta gerek Kemalistlerin gerek solcu kesimin ( istisnaları ayrı tutarım) hep aşağılaması, hor görmesinin bir sonucu olarak bizden öç almaya başlamış, karşı tepki oluşturmuşlardır. Nasıl mücadele edeceğiz? Kendi silahlarıyla yani kutsal kitap ile mücadele edeceğiz. Çünkü bunları deşifre edip tanımak için Kur-an’ı bilmeliyiz ve ona bakmalıyız.
Bugün gelinen noktada Laiklik=Dinsizlik algısı oluşturulmuş ve bu beyinlere yerleştirilmiştir. Şeriat isterükçüler laklik lafını duydukça salyalarını akıtmaktadırlar. Hoş İslam isterük demezlerde şeriat isterük derler. Neden? Çünkü şeriatın içini keyiflerince doldururlar ama İslam’ın dolduramazlar. Bakalım Kur-an laiklik ile ilgili ne diyor?
Herkes genel olarak doğduğu ortama göre dini bir şekil alır ve gerek aile baskısı gerek ise korku mekanizması yüzünden bir dine inanma ihtiyacı hisseder. Ama dinciler bunu yaparken kendi dinini tüm millete egemen kılmak istiyor. Ve bunu yapmayanları-yapmak istemeyenleri öldürmek istiyor ve hatta öldürüyor. (bkz. Geçtiğimiz günlerde olan Madımak olayı) Bu, ben maviyi seviyorum sende sevmek zorundasın yoksa seni öldürürüm gibi saçma sapan bir şeydir bu. Marx diyor ya;
‘’Din milletin afyonudur’’ Tarih bize gösteriyor ki, dini afyon haline getirip milleti uyutanlar Haman(dini lider), Karun(server kodamanı) ve Firavun(yöneticiler) üçgeni içinde birbirlerinin sırtlarını sıvazlayarak beslemişlerdir. Bu üçgeni yıkmak tüm itaatsizlere düşüyor. Çünkü Firavun’u yaratan ona itaat edenlerdir. (Tabir Kur-an’ın) Eğer itaat olmazsa Firavun olmaz. Gençler, aydınlar susarsa zulüm egemen olur eğer susmayıp isyan ederlerse zulüm bulunur ama asla egemen olamaz. İslam-Laklik konusunda önümüze serdikleri tez şudur;
‘’Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen kafirdir’’ (Maide 44) Çok haklılar, bende katılıyorum. Peki Allah ne indirdi? Allah Kur-an’ı indirdi. Peki Kur-an yönetimle ilgili ne diyor?
1) Allah ile aldatmayacaksın (Fatr 5)
2) Dinde zorlama olmayacak, kimseyi din için baskılamayacaksın (Bakara 256)
3) Dinde aşırıya gitmeyeceksin (Maide 77)
4) Herkes özgür bir ortamda söz söyleyebilecek, herkesin özgürce konuşup kendini savunma hakkı olacak, sen hangisini istersen ona uyacaksın (Zumer 18)
5) Koyun sürüsü olmayacaksın (Bakara 104) Osmanlı zamanında halkın adıydı ‘’Reaya’’ yani koyun sürüsü.
6) Yönetimde biat ve şura olacak. Yani yönetilenle yöneten birbirini denetleyecek ve yöneten yönetilenden biat alacak. Bunu kadın-erkek hepsi yapacak(Mümtehine 12) ve Şura Suresi.
7) Liyakatlı davranıp iş ehline verilecek (Nisa 58)
8) Hükmedilecek, Allah bu hakkı bize veriyor ama adaletle hükmedilecek (Nisa 58)
9) Herkesin dini sorumluluğu kendisinedir (Kafirun Suresi)
10) Tek düşman zulüm olacak başka düşman olmayacak (Bakara 193)
11) Din Allah ile kul arasında ölçü olacak, insanlar arasında ölçü din olmayacak (Hücurat 13)

Mısırlı İslam bilgini Ebu Zeyd diyor ya;
‘’İslam laik karakterli bir dindir’’
Bugün İslam coğrafyasına baktığımız zaman şunu söylemek boynumuzun borcudur.
‘’Bu saydığımız maddeleri uygulamanın tek yolu, Laik-Demokratik bir Cumhuriyettir’’
Dincilerin elinde kukla olan çocuk ve gençlere Ebu Hanife’nin Allah’ın velilerinden kasıt bilginler değil ise Allah’ın velisi yok demektir lafını ezberleteceğiz ve onları üç kuruşluk şehlerin-gavsların-sözde Allah adamlarının yolundan alıp bilim yoluna ileteceğiz.
‘’Doğrusu bu herifleri (bilgisiz, cahil hocalar) dinledikçe, gençlerdeki dinsizlik modasını hemen hemen mazur göreceğim geliyor! Eğer dinin ne olduğunu bunlardan öğrenseydim, mutlaka İslam’ın en büyük düşmanı olurdum.( M. Eğturul Düzdağ, M. Akif Ersoy Hakkında Araştırmalar, İstanbul 1989 s.123)
Diyor Akif. Eğer bunlara karşı çıkmaz ve mücadele etmez isek bir tarafı dinsiz ve bir tarafı aşırı yobaz iki tamamıyla zıt bir kutup bizleri bekliyor olacak. Yapmamız gereken Muhammed Mustafa ile Mustafa Kemal mirasını birleştirmek.
Atatürk Aydın’da Türk Ocağı’nda imkansızlıktan yakınan gençlere ‘’Karşıtlarınıza bakın nasıl çalışıyorlar, bizler elimizde imkan varken mi kurduk bu Cumhuriyet’i? İmkansızlık diye bir şey yoktur’’ der.
Her zaman Atatürk gibi düşüneceğiz. İtaatsiz-isyankar olacağız. Erich Fromm diyor ya şeytan bize itaatsizliği öğretti diye.
Korkmadan, aşağılık duygusuna kapılmadan, cesaretle, bilim öğrenip okuyarak işimizi en iyi şekilde yaparak vatana-millete ve insanlığa faydalı bireyler olmalıyız. Bunu yaparken özeleştiri yapacağız yani çuvaldızı her zaman kendimize batıracağız. Atatürk’ün bekçisi değil onun düşüncelerinin bekçisi olacağız.
Benim görüşüm şudur ki ;
Allah bu memleketi 100-150 yıl sonra yıkılsın diye kurtarmamıştır, bundan emin olabilirsiniz. Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyet’i ilelebet payidar kalacaktır.

Önder Mehmet EREN

1 Comment

  1. Sirin CIHANGIR says: Cevapla

    “Allah bu memleketi 100-150 yıl sonra yıkılsın diye kurtarmamıştır, bundan emin olabilirsiniz. Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyet’i ilelebet payidar kalacaktır.” cumleleriyle biten, aslinda guzel ve basarili bir metin; keske boyle bitmeseydi.

    Demis ki atalar: “Buyuk lokma ye, buyuk soz soyleme”. Kur’an’da da bu tavsiye ile paralel Ayetler mevcuttur, burada detayina girmeyecegim.

    Dolayisiyla metnin sonundaki iki cumle ve benzeri “buyuk soz(ler)” hic sarfedilmemis olsaydi (ulusca yaptigimiz diger yanlislara tuz biber ekler gibi), Allah belki de bu memlekete ve millete cok daha iyi gunler gosterirdi.

    Temennim bu ve benzeri “buyuk soz(ler)” dogrultusundadir, umarim icteki ve distaki dusmanlarina ragmen Turkiye Cumhuriyeti payidar kalir. Ancak atalara ve Kur’an’a muhalefet “buyuk soz(ler)” soyledigimiz surece bu mumkun olmayabilir diye dusunuyorum.

Bir cevap yazın