VAROLUŞÇULUK AYLAKLIK DEĞİLDİR

Albert Camus, Jean-Paul Sartre, Hermann Hesse, Andre Gide, Franz Kafka, Samuel Beckett… listeyi daha fazla uzatabiliriz ancak ben şimdilik önemli isimleri saymakla yetinmek istiyorum. Kimi futbolcu, kimi filozof, kimi edebiyatçı, hukukçu, yazar, tiyatrocu… aklınıza gelebilecek her alandan insanlar, ortak bir noktaları var; varoluşçuluk.

Bir tek onların ortak noktası mı varoluşçuluk ? Yoksa hepimiz içten içe bu sorgulamayı yapıyor muyuz ? Sıklığı kişiden kişiye göre değişse de, ben hemen her insanın hayatının bir döneminde varoluş amacını sorgulamış olduğuna inanıyorum. Kimisi için bu sorgulama yıllarca sürse de, kimisi belki birkaç dakika ile yetiniyordur ömrü boyunca. Yazıya başlarken isimlerini uzun uzun yazdığım insanlar, bu sorgulamaya ömrünü adamış olanlar. Kalemini, emeğini, zihnini hatta hayatını adayanlar, içi içine sığmayıp kitaplara, sahnelere, romanlara taşanlar.

Şüphesiz Camus, Sartre, Kafka yahut herhangi bir varoluşçuyla hayatının bir döneminde tanışmış olanlar varoluşsal sorgulamayı biraz daha derinleştirme fırsatını yakalamış demektir. Dönüşüm’ü, Dava’yı, Veba’yı, Yabancı’yı, Duvar’ı okumuş olan herhangi bir kimse tabii olarak evrenin ve hayatın amaçsızlığı gerçeğiyle sert bir şekilde karşılaşmış bulur kendini. Ne kadar beklenirse beklensin Godot’nun*1 gelmeyeceğini, Dünya’nın bir Tatar Çölü*2 olduğunu, Doktor Rieux’nun*3 ne kadar çabalasa da Veba’ya yenik düşeceğini, Meursault’nun*4 son nefesini idam sehpasında vereceğini bilir. Bu bilme, sıradan bir bilme değil; kaderin kaçınılmaz sonunu görme yetisidir. Ne kadar çabalarsa çabalasın, yazgısının sonunda yok olma olduğuyla derinden yüzleşmenin bilgisidir.

Çoğu zaman bu yüzleşme, aylaklık  reaksiyonları ile gösterir kendini. Yaşamanın boş olduğu, hayatın anlamsızlığı, her insanın yazgısında yok olma olduğu ve ölümün herkese adil dağıtıldığı bir dünyada çabalamanın anlamsızlığı dikkatleri çeker ilk aşamada. Her şeyden el çekilebilir, umutsuzluk aylaklık olarak gösterir kendini. Umutsuzluk baş gösterir çünkü kaderin kendisine bir güzellik yapmayacağının daha bir farkındadır artık birey. Albert Camus’nün deyimiyle mutlu olma isteğine oynamayı*5 bırakmış, aylaklığa vermiştir artık kendini. Meursault’ya öykünmeye başlamıştır.

Peki doğru olan Meursault’ya öykünmek midir ? “Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak”*6 gerekiyorsa, seçimi aylaklıktan ya da intihardan yana yapmak mı gerekir ? İçtenlikle konuşmak gerekirse zor bir sorgulama. Zaten Camus dahi “Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.”*6 diyor. Yanıtlaması oldukça güç bir soru.

Ancak ben yine de bir yanıt görüyorum, hem de apaçık bir yanıt. Hayatın amacının yaşamak olduğunu görüyorum. Fazla derine, detaya girmeden, basite indirgeyerek. Hatta ağaçlara, kuşlara, kedilere bakarak görüyorum bunu, baharda açan çiçeklere bakarak görüyorum. Canlılık belirtisi gösteren her varlık veriyor bu yanıtı. Ve açık yüreklilikle söylüyorum; varoluş amacımız varolmak, hayat amacımız yaşamak. Albert Camus’nün Sisifos Söyleni’nde söylediği gibi “Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter. Sisifos’u mutlu olarak tasarlamak gerekir.”*7 Tepelere doğru didinmeye devam edelim, yenilgiye yazgılı olsak bile. Buna değer.

 

Ramazan ONUR

 

*1 Samuel Becket’in Godot’yu Beklerken isimli oyunundaki karakter. Vladimir ve Estragon gelmeyeceği açık olduğu halde oyun boyunca Godot’nun gelişini beklerler.

*2 Dino Buzzati’nin Tatar Çölü isimli romanında düşman tehdidi bulunmamasına rağmen sürekli olarak nöbet tutulan Bastiani Kalesi’nin bulunduğu çölün adı.

*3 Albert Camus’nun Veba adlı romanındaki varoluşçu karakter. Karakter Veba salgınını durdurmayacağını bildiği halde, tüm çabasıyla hekim olarak mücadele eder.

*4 Albert Camus’nun Yabancı adlı romanındaki varoluşçu karakter.

*5 Albert Camus’nun Mutlu Ölüm adlı romanında geçen cümle “”Yaşamı boyunca, rıhtımdaki büro, odası ve uykuları, lokantası ve metresleri arasında, tek bir arayışla, bir mutluluğun ardından koşmuştu, oysa herkes gibi o da bunun olmazlığına yürekten inanıyordu. Mutlu olmak isteğine oynamıştı o da.”

*6 Albert Camus’nun Uyumsuz ve İntihar adlı denemesinde geçen cümle “Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.”

*7 Albert Camus’nun Sisifos Söyleni adlı denemesinde geçen cümleTepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter. Sisifos’u mutlu olarak tasarlamak gerekir.”

Bir cevap yazın