ATATÜRKÇÜ GENÇLİK ULUSAL ÇALIŞTAYI ARDINDAN “KEMALİST TUTSAKLIK” ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Platon’un ünlü Devlet kitabında, aydınlaşan insan ve toplum arasındaki farklılaşmanın “mağara” ile sembolize edildiği bir alegori bulunur. Alegoride, doğumundan ölümüne kadar mağaraya zincirlenerek hapsedilmiş bir takım insan ele alınır. Bu insanlar gerçek hayatı daha doğru bir tabirle gerçekliği asla bilemezler. Gördükleri ve gerçek sandıkları şeyler mağaranın önünden geçen gerçek nesnelerin mağara duvarına yansımasından ibaret sayılır.

Bu yansımayı seyirle süren tutsaklık hali sürmeye devam ederken tutsaklardan biri zincirlerinden bir şekilde kurtularak mağaranın içerisine giren ışık süzmesini takip edip mağaradan dışarı çıkmayı başarır. Mağaradan ilk çıktığı anda aydınlık karşısında gözleri acıyan bu tutsak, acının kaybolup gözlerin açılmasıyla beraber mağaradayken gerçekliğine şüphe duymadığı nesnelerin birer gölge olduğunun farkına varmasıyla dışarıda gördüklerini mağaradaki diğer tutsaklara anlatmak üzere mağaraya geri dönmeye karar verir. Mağaraya attığı ilk adımda gözlerinde dışarı çıktığı ilk zamanlara benzer bir acı oluşur. Gözü aydınlığa alışan bu tutsak yeniden mağaraya döndüğünde daha önce gördüğü nesneleri göremez. Diğer tutsaklara dışarıda yani aydınlıkta gördüklerini anlatır ve onları dışarıya davet eder. Ancak diğer tutsaklar bu yolculuğun onu aptal ve kör ettiğini düşünerek herhangi bir serbest bırakılma ya da mağaradan ayrılma eylemine şiddetle karşı çıkarlar. Aydınlığı gören tutsak mağarada hiçbir şeyi eskisi gibi göremez ve gördüklerinin gerçek olmadığını bilir. Mağarada kalan aydınlığı görmemiş fakat mağaradaki gerçek dışılıktan memnun tutsakları çekip aydınlığa çıkarmak için uzun bir uğraş içerisine girer.

Mağara alegorisi olarak adlandırılan bu simgesel canlandırmayı karanlığın gerçek dışılığı ve aydınlığın gerçekliği kapsamında değerlendirdiğimizde antik çağlardan günümüze hala bu ikiliğin devam ettiğini söyleyebiliriz. Aynı zamanda bu alegoriyi yine gerçeklik-gerçek dışılık ve aydınlık-karanlık zıtlıklarıyla ele alarak güncel birçok konuya uygulayabiliriz.

Yukarıdaki söylemler doğrultusunda bu alegoriyle ilinti kurarak “Atatürkçü Gençlik Ulusal Çalıştayı”nı değerlendirmeyi çalışırsak da hata yapmış sayılmayız. (Çalıştaya dair bilgisi olmayanlar için bu çalıştay yurdun 32 üniversitesinden “Atatürkçü Düşünce Kulüpleri/Toplulukları”nın temsilcilerinden oluşan Kemalist gençlerin katılımıyla gerçekleştirilmiştir.)

Bu değerlendirmeye başlarken çalıştaya katılan temsilcilerin birçoğunun kendilerini Kemalist olarak adlandırmasına rağmen kendilerinde Kemalizm’i anlamlandıramadıklarını belirtmek gerekir. Esasında yazının yazılış amacı da zaten bu anlamlandıramama veya yanlış anlamlandırmanın üzüntüsüdür.

“Kemalist tutsaklık” olarak adlandırabileceğimiz bu anlamlandıramama veya yanlış anlamlandırma durumunun temelinde Kemalist hayat görüşünün sınırlarının bir çerçeveyle çizilmesi ve bu çerçeveye Kemal Atatürk’ün fotoğrafının kondurulması yatar. Bu tutsaklık halini Kemalizm’in öz ve düşününden saparak fotoğraf ve anı fetişizmine dönüştürülmesi olarak da tanımlayabiliriz.

“Kemalist tutsaklık” halinin, eğitim ve entelektüel doyum paralelliğinde gelişecek sorgulama bilinciyle aşılacağı tezini savunduğumuz takdirde, “Kemalist tutsaklığın” ülkemizde kendini Kemalist olarak adlandıran büyük bir kesimde sıklıkla görülmesini yadırgamak ve eleştirmek henüz mümkün olamaz. Çünkü ilk aşamada bizi düşündürmesi gereken şey  “Kemalist tutsaklık” hali içerisinde yukarıda değindiğimiz etkinliğe yurdun dört bir yanındaki üniversitelerden katılan, geldikleri üniversitelerin Kemalist öncüleri olduklarını bilinen ve entelektüel doyumu yüksek olması beklenen katılımcıların da bulunmasıdır.

Mağara alegorisiyle bağlantılı değerlendirdiğimizde aydınlığı görüp toplumu tutsaklıktan ve karanlıktan çekip çıkarması gereken bu öncü Kemalist gençlerin hala elleri zincirli bir şekilde mağarada tutsak kalması oldukça şaşırtıcıdır.

Bu durumu yani Kemalizm’in mağarada tutsaklığını yarı körlük hali olarak da açıklayabiliriz. Nasıl ki aydınlanan insan mağaraya geri döndüğünde artık hiçbir nesneyi eskisi gibi göremiyor gerçekliğini sorguluyorsa, belirli bir süre sonrasında da karanlığa yeniden alışıp dışarıdaki nesnelerin gerçekliğini de sorgulayabilecektir. Bu noktada Kemalizm’i bir “aydınlanma” ideolojisi olarak ele aldığımızda onun en temel prensiplerini kavrama uğraşı verenlerin mağaradaki hiç ışık görmemiş tutsaklarla birlikte değerlendirilmesi doğru olmaz. Ancak Kemalist tutsakların mağaranın dışına çıkmış ve geri dönüp kendi kendini karanlığa teslim etmiş olan insanlardan oluştuğunu söylersek de hata yapmış sayılmayız.

Bu durumda aydınlığa çıkmanın getirdiği gerçeklik olgusunun ve yeniden karanlığa hapsolmanın getirdiği gerçek dışılık olgusunun zihinlerde çatışması yukarıda belirttiğimiz yarı körlük haline sebep olur ve bu yarı körlük halinden kurtuluş tam körlük halinden kurtuluştan çok daha zordur. Çünkü gerçeklik ve gerçek dışılığın çatışması daha önce dışarıya çıktığı için kendini diğer tutsaklardan üstün gören ancak içerideki karanlığın verdiği haz ve zevkten vazgeçemeyen yeni bir tutsak tipini de beraberinde getirir. Bu tutsak tipi kurtuluş yolunu bilmesine rağmen içeride gördüğü gerçek dışılığın büyüsünden kurtulmak istemez ve gölgesi yansıyan nesnelerin üzerine gerçeklik olguları ekleyerek diğer tutsaklardan farklı olduğunu sıklıkla dile getirme çabası içerisine girer. Bu durum da mağara içerisinde gerçeklikle soslanmış gerçek dışılığın zifiri gerçek dışılıkla sürekli mücadele içerisine girmesine sebep olur.

Sonuç olarak bu Kemalist tutsaklık halinden kurtuluş için toplumun genel algısındaki Kemalizm’in yeniden aydınlığa kavuşturulması şart görünmektedir.  Mağaranın hala dışarısında bulanan az sayıda olup gerçekliği görebilen Kemalistlerin mağaraya geri dönüp ilk aşamada içerideki tutsak Kemalistleri tutup yeniden dışarıya yani aydınlığa çıkarması gerekmektedir. Çünkü ancak aydınlıkta yeniden canlanan Kemalizm ile ulus çapında bir aydınlanma mücadelesi verilebilir.

Tutsak Kemalistlerin mağaradan çekip çıkarılması için gerekecek yöntem de eleştirel düşünme yetisinin bu tutsak beyinlere yeniden enjekte edilmesinden geçmektedir.

Bu doğrultuda aynı zamanda Kemalizm’in eleştirisinin yapılması ve modern dünyaya yeniden nasıl dahil edilebileceği sorusunun cevabı aranmalıdır. Kemalizm’in bir tutsaklık ideolojisi olmadığının kanıtı olarak Kemalizm’in modern tavırlar veya yeniden modernleştirilmiş ideolojiler karşısında nerede ve nasıl bulunması gerektiği bir an önce saptanmalıdır.

Kemalizm’in sürekliliği mağaranın dışındaki Kemalistler tarafından akılcı ve eleştirel bir tavırla yeniden yorumlanmaz ve sorgulanmazsa eğer mağara içerisindeki Kemalistlerin ve zifiri karanlıktaki toplumun geri kalının bu tutsaklıktan kurtulması mümkün olamaz. Hatta üzülerek söylenebilir ki dışarıdaki Kemalistlerinde ışığı zamanla sona erer ve kendilerini bir anda karanlık mağaranın içerisinde bulabilirler.

 

Not: Bandırma’da bulunduğumuz üç gün boyunca bizleri en iyi şekilde ağırlayan başta Bandırma 17 Eylül Üniversitesi ADT Başkanı Ömer Özay olmak üzere bütün yönetim kurulu üyeleri ve kulüp üyelerine teşekkür ederim.

 

Barış Ozan ÖZDEMİR

Bir cevap yazın