ABD GÖZÜYLE 27 MAYIS: WALTER F. WEIKER VE THE TURKISH REVOLUTION 1960-1961

27 Mayıs askeri müdahalesi yalnızca ülke içinde değil, ülke dışında da önemli yankılar uyandırmıştır. Soğuk Savaş’ın Atlantik cephesinin temsilcisi ABD, 27 Mayıs’ı yakından takip eden ülkelerin başında gelmektedir. Resmi makamlardan yapılan açıklamaların yanı sıra think-tank kuruluşlarını da dereye sokan ABD, Brookings Institute adlı kuruluşun Dış Siyaset İncelemeleri Bölümü’nde Araştırma Asistanı olarak çalışan ve 1959 ile 1961 yılları arasında Türkiye’de bulunan Walter F. Weiker’ın hazırladığı raporu dünya kamuoyu ile paylaşmıştır.

Weiker’ın hazırladığı bu rapor 1963 yılının sonlarında “The Turkish Revolution 1960-1961” başlığı ile kitap olarak yayınlanmıştır. Bu çalışma 1967 yılında Mete Ergin tarafından Türkçeye çevrilmiştir. “1960 Türk İhtilali” başlığı ile Cem Yayınevi tarafından yayınlanan bu kitap Weiker’ın ilgili raporunu içermekle birlikte Fransızların 27 Mayıs’a bakışını irdeleyen ve Dijon Üniversitesi’nde yapılan bir açık oturumdaki tartışmalara dayanan “Tükiye’de Ordunun Rolü” başlıklı metni de içermektedir. Bunun yanısıra Rusların da 27 Mayıs’a bakışını yansıtması açısından önemli görülen 1965 yılında Moskova’daki Sovyetler Birliği Akademisi tarafından yayınlanan “Modern Türkiye” başlıklı kitap içinde 27 Mayıs ile ilgili bölümü de içermektedir. Bu kitabın Birinci Dünya Savaşı’ndan 27 Mayıs ve sonrasına kadar olan bölümü 1965 yılının Ekim ayında Yeni Gazete’de “Rusların Gözüyle Türkiye” başlığı altında çevrilmiştir. İlgili kitaba da buradaki çeviri üzerinden dahil edilmiştir.

Weiker bu çalışmasında genel olarak Demokrat Parti döneminden 27 Mayıs ve sonrası gelişmelere kadar yaşanan olayları yüzeysel bir şekilde izah etmiştir. Klasik bir Türk siyasal hayatı kitabında karşımıza çıkması muhtemel bilgilerden oluşan bölümler kitabın genelini oluşturmaktadır. Buna karşılık bu çalışmada ABD’nin bakış açısını yansıtan ve çalışmayı farklı kılan vurgular kitabın son bölümünü oluşturan “Daha geniş bir açıdan bakış” başlığı altında hazırlanmış olan değerlendirme bölümüdür.

İlk değerlendirme 27 Mayıs sonrası Türk siyasal hayatına genel bir bakışı içermektedir*:

“Kırk yıldan beri Türk siyasi liderleri memleketlerini modern, demokratik, müreffeh bir batılı devlet haline getirmeğe çalışmışlardır. Ne var ki, on beş yıllık çok partili dönemi de içine alan bu kırk yıllık süre sonunda, Atatürk eğitiminin ürünleri olan silâhlı kuvvetler, bir iç savaşı önlemek ve parlamenter sistemi idame ettirmek için politik gidişe müdahale etmek gereğini duydular. Askerler, hiç değilse, Menderes’i alaşağı ettikten sonraki ilk haftalarda şehirli aydın sınıfın büyük çoğunluğunun desteğine sahiptiler. Sivil hükûmet bugün, politikacıların manevraları ve ekonomik-sosyal reformun ağır ilerleyişi karşısında sık sık sabırsızlık belirtileri gösteren silâhlı kuvvetlerin, kendilerini dikkatle kollıyan bakışları altında çalışmaktadır”.[1]

“Türk cuntası düzeni idame ettirmiş, ama sosyal ve ekonomik ilerleme alanında hemen hemen tamamiyle başkalarına bağımlı kalmıştır. Bu bağımlılık sadece izlenecek siyasetin tarifinde kalmamış, uygulama alanına da geçmiştir. M.B.K. üyelerinden işe yarar pek az fikir doğmuştur. M.B.K., muhalefetin gerekli olduğunu ve muhalefetin işlevini tanımış,  ama anlaşıldığına göre kabul edememiş ve muhalefet ortaya çıktığı zaman da onu iyi kullanamamıştır. M.B.K. döneminin çeşitli safhalarında ulaşıldığı bildirilen, Türk siyasi grupları arasındaki fikir beraberliğinin aslında ne kadar zayıf ve geçici olduğu, M.B.K.’nin iktidarı devredişinden kısa bir süre sonra ortaya çıkmıştır.”[2]

Weiker, 1960 yılı içinde Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinin gerileceği ve Türkiye’nin müttefik olarak zayıflaması ihtimali ile ilgili haberlerin çıktığını belirterek 27 Mayıs’ın bu endişeleri giderdiğini şu şekilde belirtmiştir:

“Ne iyi ki, bu endişelerin yersizliği, 27 Mayıs ihtilâlinin daha ilk saatlerinde, Türk silâhlı kuvvetlerinin NATO’ya, CENTO’ya bağlı olduğunu, hiçbir tesir altında bulunmadığını bildirmesi ve Menderes’in devrilişini izleyen aylarda bütün sivil siyaset unsurlarının, Kuzey tehlikesi karşısında Türkiye’yi zayıflatabilecek herhangi bir şeye niyetleri olmadığını göstermeleriyle ortaya çıkmıştır. Tam tersine, Türkiye’nin geri kalmış bölgelerini yıllardan beri radyo yayınları tekeli altında tutan Rus propagandasına karşı Doğu Türkiye’de radyo tesisleri kurma gibi projelere ilk el atan, askerî rejim olmuştur.”[3]

Bu değerlendirmeden birkaç cümle sonra Weiker mesajı oldukça net verecek şekilde Türkiye’nin Batı (aslında ABD) ile olan ilişkilerinin boyutunu net bir şekilde özetlemektedir:

“İşte Türkiye’nin Batıya böyle birçok maddi ve ideolojik bağlarla bağlı oluşu sayesindedir ki, Amerika Birleşik Devletleri yaptığı yardımın en iyi şekilde kullanılmasını sağlayacak büyük bir manivela gücüne sahip bulunmaktadır. Gelişmekte olan memleketlerin sık sık başvurdukları silaha, yani Sovyet blokuna dönme tehdidine Türklerin başvurmaları ihtimali düşünülemez. Tarih ve ideolojisi itibariyle, Türklerin, şimdiki şartlar altında, Sovyetlerin en cazip tekliflerine bile yanaşmaları ihtimali hemen hemen yok gibidir.”[4]

Bunun ötesinde şu cümleler belki de ABD’nin 27 Mayıs’a bakışını doğrudan ifade eder niteliktedir:

“Kabul etmek gerekir ki, Amerika Birleşik Devletleri, askeri idarelerin iktidarı, demokratik seçimle iş başına gelmiş hükümetlerin elinden zorla alınmasını hoş karşılayamaz. Buna rağmen, birçok durumlarda, Amerika Birleşik Devletleri böyle bir şeyi ya önlemeğe muvaffak olamamış, ya da askeri rejimlerin iş başına gelmesini bazı hallerde, daha tercih edilir saymıştır.”[5]

Paylaşılan bu paragrafların büyük bir bölümü neredeyse yoruma kapalı olacak derecede net ifadelerden oluşmaktadır. Genel itibariyle klasik bir sivil-asker ilişkileri incelemesi üzerinden Türkiye’nin durumuna göz atan yazar çalışmasını ana konusunu incelediği bölümlerde itiraf derecesinde değerlendirmelerde bulunmaktadır. Türkiye’nin Batı’nın (ABD’nin) rayından çıkmayacağına olan sarsılmaz inanç Türkiye’ye bakışı net bir şekilde özetlemektedir. Türkiye’ye yapılan yardımların amaca uygun olarak kullanıldığından emin olan yazar hiçbir suretle Türkiye’nin Sovyet blokuna yüz çevirmeyeceğinden emindir. Raporun 1959-1961 yılları arasında yapılan gözlemler üzerinden yazıldığı ve 1963 yılında basıldığı hesaba katıldığında DP’nin son dönemindeki gerginlikten çok 27 Mayıs sonrası MBK’nın Türk-Amerikan ilişkilerindeki statükodan yana tavrından duyulan rahatlık içinde yazıldığını söylemek mümkündür. Jüpiter Füzeleri ve Kıbrıs Meselesi üzerinden gerilen ilişkiler bu kitabın hemen sonrasında ortaya çıkmıştır denilebilir.

Yazarın “askeri müdahaleler” konusunda ortaya koyduğu tavır oldukça göze çarpmaktadır. 27 Mayıs’ın iç ve dış yönünün oldukça farklı olduğuna yapılan vurguyu destekler nitelikteki bir görüş ABD’nin 27 Mayıs’a çeşitli gerekçelerle göz yumduğu şeklinde bir yargıyı içinde barındırmaktadır. Kitabın başlığında “darbe” yerine “devrim” kelimesinin kullanılması da ABD açısından bu olaya atfedilen olumlu anlamı ifade etmektedir. 27 Mayıs’ta yaşanan değişime olumlu anlam yükleyen yazar, gelecekte de mevcut durumun korunması için Türkiye’yi gizliden gizliye uyaran övgüleri ile de bir çeşit mesaj vermektedir.

Kitap haline getirilmiş bu rapor ABD’nin en önemli think-tank kuruluşlarından biri tarafından hazırlanması sebebiyle ABD’nin resmi görüşünü temsil etme niteliğine sahptir. Bu bağlamda bu çalışma, 27 Mayıs’ın “dış” yönünün anlaşılması için oldukça önemli olmakla birlikte ABD’den Türkiye’nin nasıl göründüğünü anlama noktasında temel kaynaklardan biri olma özelliği de göstermektedir. Böylesi bir çalışmanın literatürde oldukça sınırlı bir karşılık bulması büyük bir soru işareti olarak kalmakla birlikte, rapordaki ifadelerin yoruma yer bırakmayan netliği pek çok soru işaretini de ortadan kaldırmaktadır.

* Bu çalışmada alıntı yapılan metinler Mete Ergin çevirisi temel alınarak orijinal haliyle aktarılmıştır ve imla kuralları açısından düzeltilmemiştir.

[1] Amerikalı, Fransız, Rus Gözüyle 1960 Türk İhtilali, (çev.) Mete Ergin, İstanbul, Cem Yayınevi, 1967 s. 187.

[2] a.g.e. , s. 191-192.

[3] a.g.e. , s. 194.

[4] a.g.e., s. 195.

[5] a.g.e., s. 197.

Bir cevap yazın