HERKES KEMALİST(!)

PhD. (c) H. Tolga Arslan
Ankara Üniversitesi / Cumhuriyet Tarihçisi

İnsan artık yalnız bir fiziksel evrende değil, bir simgesel evrende de yaşamaktadır. Muhammed’in ya da Luther’in ortaya çıkışı ile dünyanın öz yapısı tümüyle değişmiştir. Dünya siyaseti ve şiir/edebiyat dünyası Cromwell ya da Dante ya da Shakespeare aracılığı ile gerçek manasıyla birer devrim geçirmişlerdir. Her yeni kahraman ün görünmeyen ve özdeş büyük gücün yeni bir somutlaşmasıdır. Büyük adamlar, gökten yere inen canlılar değillerdir. Bu büyük adamların tüm gücü, yeryüzünde kök saldıkları anavatan toprağından kaynaklanır. Büyük adamların en iyi nitelikleri, ırklarının nitelikleridir.

Atatürk ve Kemalizm işte bu çerçevede bu toprakların ürünüdür ve milletin öz evladı, öz malıdır. Hal böyle olunca gerek Atatürk imgesi gerek Kemalizm, Türk siyaseti ve toplumsal yaşam öğesi olarak çok kullanışlı bir kâr aracı olmuştur. Sol’a göre anti-emperyalist bir lider, sağa göre, başbuğ ya da bozkurt, bir kesim için halaskar, kurtarıcı, başöğretmen, ulu önder, baba olurken bir kısım için beton kemal, deccal vb gibi sıfatlar ile tanımlanmıştır.
Atatürk imgesi ve Kemalizm kavramı, görünmez ve dokunulmaz bir koruma kalkanı amacıyla çok defa pragmatist amaçlara araç yapılırken, çok defa hedef tahtası yapılarak bazı kişilerin kendi cephelerinde yükselmelerini sağlayan ve onlara popülerlik, para ve oy kazandıran bir imge olmuştur. Dünya siyasi tarihinde lider imgeleri ve ideoloji kültleri, lider hayattayken tepe noktasına ulaşır ve lider yaşamını kaybettikten sonra yavaş yavaş ve bazen de çok hızlı bir şekilde tarih sahnesinden silinir. Atatürk ve Kemalizm bir istisnayı temsil etmektedir. Atatürk bedenen vefat ettikten sonra gerek kişi imgesi ve gerek ideoloji olarak Kemalizm varlığını sürdürmekle beraber çok daha ileri noktalara ulaşmışlardır.

1950 seçimlerinde DP’nin iktidara gelmesi ile beraber Kemalizm boyut değiştirir. İsmet İnönü döneminde Atatürk’ün, Milli Şef’in geri plana itildiği algısı üzerinden hareketle Menderes döneminde Atatürk imgesi pompalanmaya başlanmıştır. Kemalizm kavramı yerine Atatürkçülük denen bir söylem geliştirilmiş ve Kemalizm görünümlü içi boş bir Atatürkçülük imgesi ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca Atatürk’ü korumaya ihtiyaç varmış gibi, Atatürk’ü topluma zorla kabul ettirecekmiş gibi, toplumun Atatürk ile bir sorunu varmış gibi bir algı oluşmasına sebep olan Atatürk’ü Koruma Kanunu çıkarılarak Atatürk’e zarar verilmiştir.

1960 yılından sonra bu partinin yerini Adalet Partisi aldı. 1980’den sonra ise bu akımın temsilcileri, önce Anavatan Partisi (ANAP), sonra Doğru Yol Partisi (DYP) olmuştur. Her siyasi parti gibi bu partilerde taban destekçilerinin düşüncelerini yansıtırlar. Bu partilerin temel yapısı: İslamcı bir görüş ile tüketimciliği teşvik eden Amerikancı bir yaklaşımın birleşimidir. Ancak tezat bir şekilde bu partiler Atatürkçü olduklarını iddia ederler. Kendilerine ait fikirlere ve yapmak istedikleri eylemlere meşruiyet kazandırmak için bu yola başvururlar. Atatürk’e ait olmayan sözler türetilir, bazı sözler cımbızlanır, bazı sözler anlamı dışına çıkartılarak kalkan olarak kullanılır.
Türk’ün sembolü/simgesi/imgesi olan Bozkurt’u parti bayrağından çıkartıp adına Türk-İslam sentezi denen dış merkezli bir proje olan akıma hizmet eden ve bu amaçla parti bayrağını 3 hilale çeviren Alparslan Türkeş’in Milliyetçi Hareket Partisi, ideolojisini Kemalizm’in milliyetçilik ilkesinin popülist ve dejenere bir yorumu üzerine bina etmiştir. 1970’li yıllardan itibaren Türk-İslam Sentezi, sağ merkezli politikalar üzerinde etkinlik kazanmıştır. Bu ideoloji, Türk milletini <İslam savaşçısı> bir millet olarak görür. Garip şekilde bu ideolojinin savunucuları, bu görüşlerinin Kemalizm ve Laiklik ile uyum içinde olduğunu iddia ederler ve onlar gerçek Kemalisttir. (!)

Sol cephede yer alan Mihri Belli önderliğindeki Milli Demokratik Devrim hareketi sosyal bir devrimi hedeflerken, Kemalizm’e bağlılığını ilan eder. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi isimler 60’lı yılların sonunda kendilerini radikal Kemalist olarak adlandırmışlardır. Çünkü ister sevin ister sevmeyin, ister düşman olun, ister destekleyin her düşünce akımı, bu topraklarda varlığını sürdürmek yahut kendini gösterebilmek için Kemalizm ile kendisine bir koruma kalkanı ya da ortak payda yaratmak zorundadır. Yeri gelir Siyasal İslam’ın temsilcisi olarak isim yapan, MNP, MSP, RP, SP gibi birçok islamcı partinin zaman içinde kurucusu ve genel başkanı olan Prof. Necmettin Erbakan bile herkesten çok Atatürkçü olduğunu iddia edebilmektedir. Siyasal İslam’ın günümüzdeki temsilcileri dahi –Örneğin Recep Tayyip Erdoğan- geçmiş zamanda katıldığı bir televizyon programında elhamdülillah şeriatçıyım dedikten sonra diyebilmiştir.

1980 yılına gelindiğinde Türk-İslam Sentezi TSK’de popülerlik kazandı. Dikkat edilirse her askeri müdahale döneminde Atatürk imgesi popülerlik kazanmıştır. Çünkü Anayasaya aykırı bir harekete meşruiyet kazandırma çabası vardır. 1960, 1971, 1980, 1997 bu dört dönemde de askerler net bir şekilde anayasal düzene karşı çıkmışlar ve bu girişimlerini meşru göstermek için anayasadan daha üst bir meşruluğu ileri sürmek zorunda kalmışlardır. Bu zorunluluk sonucu Kemalizm’in içi boşaltılmış versiyonu olan Atatürkçülük imgesi kullanılmış. Atatürk adına yapıldığı iddia edilen hareketlerin tümü Atatürk’e zarar vermiştir.

Atatürk’ü yüceltir gibi görünüp –sanki böyle bir şeye ihtiyaç varmış gibi- Atatürk’e zarar veren Menderes büyük Atatürkçüdür(!), 60 müdahalesinin mimarı, üç hilalci Albay Alparslan Türkeş büyük Atatürkçüdür(!), 12 Mart’ın solcu avlayan mimarları büyük Atatürkçüdür(!), Adalet Partisi’nin 1969 parti programında olan her şey 12 Mart 1971 muhtırası ile hayat bulmuştur ve Deniz Gezmiş’ler asılsın diye iki eliyle birden yerinde duramayacak şekilde el kaldıran, meydanlara tekbirler eşliğinde çıkıp konuşmalar yapan Süleyman Demirel büyük Atatürkçüdür(!), siyasal İslam’ın tohumlarını eken Erbakan yeri gelince ne güzel Atatürkçüdür(!), Devlet, mafya, ticaret üçgeninin simge ismi Tansu Çiller’in Atatürkçülüğünden şüphe etmemiz mümkün mü?, faili meçhullerin sembol ismi, tuğlacı Mehmet Ağar’ın Atatürkçülüğünü sorgulayabilir miyiz?, 11 Eylül günü ülke kan gölünde yaşam mücadelesi verirken 13 eylül günü sakin bir ortam yaratan, miting meydanlarında ayet, hadis söylemeden konuşma yapamayan, Atatürk gibi giyinmeye öykünüp, onun gibi pozlar veren, nice gencin kanı eline bulaşmış, nicesinin hayatını karartmış olan en büyük Atatürkçü Kenan Evren, büyük bir Atatürkçü değil midir? 24 Ocak ekonomi kararlarının mimarı, liberalizmin efendisi, federal bir Türkiye isteyip anayasayı delmekten çekinmeyen işini bilen Turgut Özal elbette büyük Atatürkçüdür. Okullar açtı, dershaneler açtı, dünyaya Türkçe öğretiyor vb sloganlar ile 70’li yılların Komünizmle mücadele derneklerinin önemli isimlerinden olan, yıllardır devlet eliyle önemli kurumlara yerleştirilen, önemli isimlere ödüller verip önemli isimlerden ödüller alan, birçok siyasetçinin varlık sebebi olan Fethullah Gülen, namı diğer hocaefendi Atatürkçülüğü kimseye bırakır mı? Kaldı ki Atatürkçülük adına askeri darbe yapanlar, komünizm ya da sol düşmanlığı yaparak bu cemaatleri desteklemediler mi? Ordu’nun Atatürk karşıtı olduğunu düşünmek kadar abes bir şey olabilir mi? 28 Şubat’ın mimarları Atatürkçülük adına hareket edip Kemalizm ile alakası olmayan fikirlerini Atatürkçülük adı altında pazarlamadılar mı?

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Türk siyasetinde Atatürksüz ve Kemalizmsiz bir ortam elbette düşünülemez ama yıllardır bizlere sunulan ve zihinlere işlenen Atatürkçülük, gerçekten Kemalizm mi? İslamcı bir parti nasıl Kemalist olabiliyor, Irkçılık yapan bir partinin Kemalizm’i savunması mümkün mü?, Ekonomiyi açık Pazar haline getirip yerli üretimi sıfırlayan bir ekonomi politikası izleyen bir partinin, milli ekonomiyi savunan Kemalizm’i savunması mümkün mü? Elbette değil.

Peki mesele ne? En başta belirttiğimiz gibi kişiler, kurumlar kendilerine hareket alanı sağlamak, var olabilmek için Atatürk’ü, Kemalizm’i kullanıyorlar. Atatürk zarar görmüş, Kemalizm aşındırılmış vs umurlarında değil. Gelecek seçimler ve elde edecekleri kâr onlar için belirleyici etken. Atatürk’le ve Kemalizm’le alakası olmayan fikirleri ve eylemleri yıllardır bizlere Atatürkçülük olarak sunanlara karşı dirilmemiz gerekiyor. Ferhan Şensoy’un Üç Kuruşluk Opera oyununda dediği gibi;

O (Atatürk), bir idealin peşinde aşk gibi koşmuş, hayatı boyunca kendi adına hiçbir çıkar derdine düşmemiştir. Biz Özal görmüş Atatürkçüler, Atatürkçülüğün anlamını yitirmişiz. Şimdi Erbakan dışında herkes Atatürkçü. Yılda 1 gün Erbakan’da Atatürkçü. Fethullah hoca tamamen Atatürkçü. Atatürkçülük böyle, herkesin benimseyebileceği salak bir ideoloji olamaz ki.

ürk>öksel>

Bir cevap yazın