Dayatılan Metin: Yeni Anayasa

İdeolojiler, toplumların ya da toplumların içindeki belirli kesimlerin gereksinmelerine yanıt veren, kendi içinde tutarlı inanç sistemleridir. Her toplum kesimi, kendi ideolojisine yani kendi inançlarına uyan bir siyasal iktidarı yasal sayar ve ona baş eğmeyi doğal kabul eder. Halkın çoğunluğunun inançlarına uygun olan bir yönetim biçimi yasaldır. Bu çoğunluk ne kadar büyürse, siyasal istikrar ve toplumsal barış o ölçüde artabilir. Ama toplumun büyük bir kesiminin inançlarına ters düşen bir yönetime ancak korku nedeniyle baş eğilir. Bu kesimin büyümesi ölçüsünde, rejim giderek daha çok baskıya dayanmak zorunda kalır. ¹

İdeoloji devletin biçimine ve kuruluş felsefesine kaynaklık eder. Aynı zamanda anayasanın da ruhudur. Dolayısıyla ideoloji – devlet – anayasa arasında doğrudan bir ilişki vadır.

Devrimci ideoloji yeni devletin kuruluş sürecinde en temel dayanaktır. Çünkü, zaman içinde birtakım değişikliklere uğrasa da esas olarak aynı kalır. Bu anlamda kurulan yeni devletin şeklini de bu ideoloji belirler.

Devletin ideolojisi ekonomik, sosyal, siyasal, toplumsal, kültürel birçok farklı alanda belirleyicidir.
Günümüzde devletin olmadığı çağdaş bir toplum yoktur. Devlet, dışa ve içe karşı toplum adına hareket edebilen , bu amaçla güç kullanabilen, toprağı ve insanıyla birlikte tüm bu ülkeyi temsil eden, onun simgesi olan bir kurumdur. Devleti oluşturan temel öğelerin ülke, ulus, iktidar ve egemenlik olduğu söylenebilir. ²

Anayasalar devletin yönetim düzenini, yurttaşların hak ve özgürlüklerini saptayan yazılı belgelerdir. ³ Fransız Anayasasının ortaya çıkış sürecine bakıldığında kaynağını Fransız Devrimi’nden alır. Türk Anayasası da kaynağını Türk Devrimi’nden alır.

Ancak olağan dönemlerde darbe ya da devrim süreçleri dışında anayasalar aynı zamanda birer toplumsal uzlaşma metinleridir. Bu anlamda 1982 anayasasının halk oylamasında %91 oranla kabul edilmesi bunun bir toplumsal uzlaşı olduğu anlamına gelmez. Rekor düzeyde oranla kabul edilmesi de hem darbe ortamının baskısı hem de ülkeyi 12 Eylül’e götüren olumuz sürecin etkisi olmuştur. Bugünün Türkiyesine baktığınızda bu anayasayı (süreç içerisinde çok büyük bir bölümü değişmesine rağmen) toplumun hiçbir kesimi sahiplenmemekte ve savunmamaktadır.
15 Temmuz kalkışmasının ardından yeniden bir anayasa dayatması ile karşı karşıya kaldık. Bu durum öncekilerden daha farklı. Çünkü köklü değişikler içeriyor. 24 Ocak Kararları gibi radikal değişikliklerin uygulanabilmesi için nasıl 12 Eylül müdahalesi gerektiyse, yine radikal değişikliklerin (rejim değişikliği, egemenliğin halktan alınması, meclisin geri itilmesi, üniter yapı ve demokratik düzenin ortadan kaldırılması) uygulanabilmesi için 15 Temmuz’a gerek duyulmuştur.

Giriş bölümünde bahsettiğimiz gibi rejim her geçen gün daha fazla baskıya dayanmak zorunda kalıyor. 2002 sonrası süreç incelendiğinde Cumhuriyet Mitingleri, Ergenekon / Balyoz Davaları, 2010 Referandumu, Gezi Direnişi, 17 – 25 Aralık soruşturması, 7 Haziran / 1 Kasım 2015 genel seçimleri ve son olarak da 15 Temmuz darbe girişimi ve ardından ilan edilen OHAL baskının kademe kademe arttırılmasının gerekçelerini oluşturdular. Yapılması düşünülen, iktidarın deyimiyle “hükümet sistemi değişikliği” ile de bu baskı bir tık daha artacaktır.

En büyük sıkıntı, toplumsal uzlaşı aranmadan anayasal değişikliklerin topluma kabul ettirilmek istenmesidir.
Toplumun taleplerinden ve ihtiyaçlarından kaynaklanmayan bu anayasa hatta rejim değişikliği, devleti yönetme yetisi gösteremeyenlerin sorunların kaynağı olarak anayasal parlamenter sistemi görmeleri. Yeri gelmişken şu alıntıyı faydalı görüyorum:

Biz Türkler, bir anayasadan pek çok şeyler, hatta mucizeler beklemiş bir milletiz. Bu bizim tarihsel yanlışımız. En iyi bir anayasanın, uygulayıcı siyasal iktidarlar elinde, en kötü hale gelebileceğini görmezlikten geliriz. Anayasanın bir ülkeyi cennete, ya da cehenneme çevirebileceğine hep inanmışızdır. ⁴

Bu sözü hatırlatmamın iki sebebi var.
İlki; mevcut anayasa çiğnenerek öncelikle fiili durumun yaratılıp ardından bu fiili durumun yarattığı sıkıntıyı aşmak adına anayasayı bu fiili duruma uydurmaya ve anayasada yapılacak değişikliklere meşru zemin yaratılmaya çalışılması.

Bu fiili durum yaratılırken yeri geldiğinde mahkeme kararlarına bile itimat edilmemiştir. Cumhurbaşkanı tarafsızlığını bozmuş, gerektiğinde seçilmiş başbakanı bile görevden alabilmiştir. Anayasayı kollamak ve uygulanmasını sağlamakla görevli olan anayasa mahkemesi, anayasanın açıkça çiğnendiği durumlarda bile bir duruş gösterememiş, bu suça ortak olmuş ve meşrulaştırmıştır. Mahkeme bu tavrını OHAL sürecinde de sürdürmeye devam etmektedir.

Aslında var olmayan ancak bu fiili durumlarla iki başlılık yaratılmıştır. Bu iki başlılık sorununun giderilmesinin yolu, sistemi ve anayasayı değiştirmek değil, devlet yönetiminde söz sahibi olan tüm kişi ve kurumların anayasal sınırlarına çekilmesi ve anayasaya uymasıdır. Mevcut anayasa ve sistem içerisinde böyle iki başlılık yaratacak bir boşluk söz konusu bile değildir.

İkincisi; toplumun belirli kesimlerine anayasada yapılacak değişikliklerin bütün sorunları çözeceğine dair bir düşüncenin pompalanması.

Meşrulaştırılmak istenen sistem aslında bugün fiilen uygulanıyor. Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olan terörün, getirilmek istenen sistemle sonlandırılacağı çok net ifade edilirken o zamanda kadar süreceği devlet katından açıkça ilan ediliyor. Madem devletin elinde terörü bitirecek bir kuvvet var ve kararlılık gösteriliyor, mevcut sistem içerisinde de bu sorunu çözmesinin önünde hiçbir engel yoktur.

Referanduma giden süreçte Türkiye’nin hayati sorunlarının çözüleceği ve güçlü bir Türkiye oluşturulacağını çokça duymaya devam edeceğiz. Bunun en önemli sebebi topluma umut vermek. İktidar partisinin bugüne kadar başarılı olma sebeplerinden birisi de budur. Ancak unutulmasın topluma aşılanmak istenen her umut tutmaz. Bunun en somut kanıtı ‘inadına barış’ veya ‘seni başkan yaptırmayacağız’ diyerek topluma umut verenlerin bugün geldiği noktadır. Bu söylemlerin içi doldurulup arkasında durulabilseydi, toplum 15 yıldır terörü bitiremeyen iktidarın söylemine güvenmez, desteğini bu söylemleri kullananlardan yana verirdi.

Anayasa değişikliği maddelerinin Meclis gündemine alınmasından itibaren toplumda var olan kutuplaşma, yurttaşların birbirlerini vatan haini / terörist olarak suçlamalarına kadar vardı, hatta bunu devlet idaresinde etkili ve yetkili insanlar kürsülerden dillendirdi. Referandumda kullanılacak oylar gizli değil de açıktan söylenmeye, siyasi şova dönüştürülmeye başlandı. Fikir belirtmesi gerekenler dışında herkes, bu ortamdan faydalanma ve birilerine yaranmak adına doğru / yanlış, yarım yamalak fikrini açıkladı. OHAL sürecinde yapılacak bir referandumun da ne kadar sağlıklı olacağı da ayrıca bir tartışma konusu olarak ele alınabilir. Yoğun bir baskı ve psikolojik yönlendirmeyle toplumun vereceği karar önemli ölçüde etkileniyor. Dolayısıyla referandumdan hangi sonuç çıkarsa çıksın, toplumun gerçek iradesini yansıtmayacak tıpkı 12 Eylül anayasasında olduğu gibi. Bunun ‘milli’ irade olamayacağını da şimdiden söylemek gerek. Birçok yurttaş hemen ertesi gün verdiği karardan dolayı pişmanlık duyacak. Çünkü toplum referandumda neyin değişeceğinin tam olarak ayırdında değil, içerik geniş kitlelerce konuşulup tartışılmadı, bir çeşit toplumsal uzlaşma olan anayasa, bugün bizim elimizde toplumsal çatışmanın aracı haline getirildi.
Bugün gelinen noktada, bir bütünün parçaları ve birbirlerinin tamamlayıcıları olan devlet – ideoloji ve anayasa kavramları tıpkı toplum dinamikleri arasında yaratılan kutuplaşma gibi çatışma içine sokulmuştur. Ne devletin ne de yapılmak anayasanın kurucu ideoloji ile uzaktan yakından bir bağlantısı kalmamıştır.
Devletin varlığı toplumu en geniş şekilde temsil ettiği ölçüde sürdürülebilir. Bu şekilde toplumsal çatışmadan kaçınılıp uzlaşı ortamı yaratılabilir. Ülkede siyasi ve ekonomik istikrar sağlanabildiği ölçüde toplumsal refah artabilir ve bu sayede toplumsal barış söz konusu olabilir.

Kaynakça:
¹ Ahmet Taner Kışlalı, Siyasal Sistemler – Çağdaş İdeolojiler sf. 84
² Ahmet Taner Kışlalı, Siyaset Bilimi – Siyasal Kurum Olarak Devlet ve İktidar sf. 105, 106, 107
³ Server Tanilli, Devlet ve Demokrasi – Anayasacılık Hareketleri: Doğuşu ve Gelişmesi sf. 115
⁴ Tarık Zafer Tunaya, İnsan Derisiyle Kaplı Anayasa – Suçlanan Anayasa sf. 27

Bir cevap yazın